Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Tunus’ta hükümetin ve Meclis Başkanı Gannuşi’nin hukuksuzca görevden alınması silahsız bir darbe girişimi olmasına rağmen, Türkiye’de tartışmalar başka şekilde yapıldı.

Tunus’taki demokratik yaşamı savunacaklarına, “Siyasal İslam” ya da “İslamcılığın” Tunus’ta son bulduğunu söyleyerek buna sevinenler oldu.

İşin ilginci, o kadar çok bu yönde paylaşım oldu ki, “Siyasal İslam” Twitter’da TT oldu.

Oysa ki her iki kavramı paylaşanların yazdıklarına bakınca, anlamlarını, nerede kullanıldığını bilmedikleri anlaşılıyordu.

Bu konuda en iştahlı paylaşımları yapanların FETÖ’cü ekiplerin olması şaşırtmadı beni.

Ancak AK Parti karşıtı kişilerin, oluşan gaz bulutuna kapılarak, “Siyasal İslam ve İslamcılık” kavramlarıyla Tunus’taki darbeyi alkışlamaları bu yazının yazılmasına neden oldu.

İSLAMCILIK NEDİR, NE ZAMAN ORTAYA ÇIKTI?

Dindar bir kişinin siyasetle ilgilenmesini “İslamcılık” sananların düştüğü hatadır aslında yaşananlar. AK Parti’yi “İslamcı” bir parti sananların, Gannuşi’yi de demokrasi karşıtı “Siyasal İslamcı” sanması normal.

Ben size bu kavramları kısaca anlatayım, ondan sonra duruma bir daha bakalım.

İslamcılık akımı üzerine araştırmalar yapan Türkiye’de iki önemli isim vardır: Prof. İsmail Kara, rahmetli Prof. Kemal Karpat. Her ikisinin de İslamcılık üzerine çok önemli eserleri vardır.

Bu eserleri okumaya üşenenlerin İslam Ansiklopedisi’nin “İslamcılık” maddesine bakmasını da önerebilirim (https://islamansiklopedisi.org.tr/islamcilik).

1800’lü yılların başında Tunus’un Fransa tarafından işgal edilmesine karşı başlatılan halk direnişini “panislamist hareket” direnenleri de “panislamist” (İslamcı) olarak tanımlayanlar Avrupalı isimlerdir.

Kavram, ilk kez 1873-78 yıllarında, Franz Von Werner (Alman/Asker ) ile Arminius Vambery (Alman Yahudisi/Bilim adamı) tarafından yaratılmış ve daha sonra Gabriel Charmes (Fransız Gazeteci) tarafından yaygınlaştırılmıştır.

Bu propagandayı İngiltere ve Rusya, ayrıca tahrik edip, büyütmüştür. Çünkü onlar da Osmanlı topraklarını işgal etmişlerdi. (Prof. Kemal H. Karpat-İslam'ın Siyasallaşması sf. 27).

Kavram Arapça, Farsça, Türkçe dillerinde yer almıyor. Yabancı bir kelime ve direnişçileri Müslüman kitleden kopartıp, yabancılaştırmayı amaçlıyordu.

İşgallere karşı direnen, reform isteyen, yenilik isteyen, batının sömürgesine itiraz eden herkesi o tarihten sonra “Pan-İslamist, (İslamcı)” olarak mahkum etmeye başladılar.

Bugün Tunus’ta silahsız darbeye karşı direnme kararı alan Gannuşi ve diğerlerini “İslamcı”, “Siyasal İslamcı” diye yaftalayanlar, kullandıkları kavramın geçmişte neyle örtüştüklerini bilmeliler.

“SİYASAL İSLAM” KAVRAMINI KİM BULDU?

Prof. İsmail Kara ile özellikle çok sık kullanılmaya başlanan “Siyasal İslam” kavramı üzerine uzun uzun konuştuk dün.

Bu kavramın doğuşu ve yaygınlaşması üzerine ilginç notlar aktardı. Özetleyerek anlatayım.

“Siyasal İslam” kavramı çok eski değil. Soğuk Savaş sonrası, 1970’lerin sonunda ilk defa kullanıldı.

İran devrimine karşı olan ve Amerika’da yaşayan Asef Bayat isimli İranlı yazar ile Fransız yazar Olivier Roy ilk kez bu kavramları kullanmıştır.

1979'da Afganistan’ın Rusya tarafından işgali, aynı tarihteki İran Devrimi ve Mısır’da Başkan Enver Sedat’ın öldürülmesi sonrasında kullanılan kavram, sonradan yaygınlaştı.

Her iki yazar da bu kavramla, silahlı mücadele yapan, devlet talebi olan dindar insanları “Siyasal İslamcı” olarak tanımladı.

Ancak Rus işgaline karşı çıkan Afganlılar bağımsızlık mücadelesi veriyordu.

Şahın dikta rejimine karşı çıkan İranlılar silah kullanmıyordu.

Mısır’da İhvan hareketinin ana gövdesi silaha karşıydı.

Daha sonra Roy, “Siyasal İslam’ın iflası”, Bayat da “Post-İslamcılık, Siyasal İslam’ın değişen yüzü” isimli kitaplarla, bu akımın öldüğünü ve değişime uğradığını iddia etmiştir.

Bu kavram da hiçbir zaman halk nezdinde karşılık bulmamıştır.

BU KAVRAMLARI KİMSE KENDİNE YAKIŞTIRMADI

Osmanlı döneminde İmparatorluğu ayakta tutmak için Fransız, İngiliz ve Rus işgalcilere karşı direnenler de, entelektüel olarak çıkış yolu arayan aydınlar da, hiçbir zaman kendilerine “İslamcı” dememişlerdir. Böyle homojen ve organize bir ekip de olmamıştır.

Bir grup Müslüman aydın, Müslümanların değişim ve dönüşüme ihtiyacı olduğunu, güçlü olmak için daha fazla bilim, akıl, özgürlük, fikir ve felsefeye ağırlık vermesi gerektiğini ve sömürgeciliğe karşı direnmek gerektiğini savunurken, onları “İslamcı” diye etiketleyenler bu insanları “gerici” gibi göstermek için uğraşmıştır.

“Siyasal İslamcı” kavramını en çok 2013-14 yıllarından itibaren FETÖ Zaman Gazetesi’nde ve kendi dergilerinde kullanmaya başlamış, AK Parti’yi bu kavramla tanımlamak için yoğun çaba harcamıştır. Halen de bu çaba devam ediyor.

Oysa AK Parti “İslamcı” bir parti olmadığını kurulduğu günlerde deklare etmiş, FETÖ de partiyle arası bozulana kadar böyle bir niteleme yapmamıştır.

DARBEYİ, DİNDARLARA TERCİH ETMEK

Dünkü yazımda Gannuşi’nin özgürlük, adalet isteyen, despotizme karşı her dönem mücadele veren, ülkenin en uzlaşmacı, en aklı selim insanı olarak seçimlerde % 62 oy alan bir fikir adamı olduğunu anlatmıştım.

Şimdi Fransa, BAE ve İsrail destekli bu silahsız darbe girişiminde Gannuşi, “İslamcı”, “Siyasal İslamcı” diye yaftalanarak, bir anlamda darbe meşrulaştırılıyor.

Bu kavramı yine en çok FETÖ’nün kullanması manidar değildir. Zira o bu vesileyle konuyu Türkiye’ye ve ardından da AK Parti’ye getirerek, intikam almak için uğraşıyor.

AK Parti alerjisi olanlar (bilerek ya da bilmeyerek) derinliğini ve anlamını bilmediği bir kavramı kullanarak FETÖ’yle paralel bir hatta düşmüş oluyorlar.

Oysa herkesin tartışmasız ve ‘ama’sız olarak, demokrasi adına Tunus’taki darbeye karşı çıkması gerekirdi. Gannuşi ve NAHDA hareketinin hataları varsa, bunu ayrıca tartışabilirler.

Aynı şekilde AK Parti’nin iktidardayken yaptığı hataları siyaseten eleştirmek herkesin hakkıdır. Ancak onu “İslamcılık” ya da “Siyasal İslamcılık” kavramlarıyla mahkum etmeye çalışmak başka bir yanlışın başlangıcıdır.

Bolu’da mültecilerin su kullanımına 10 kat zam yapan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan malumunuz.

Dün sabah Habertürk’te Ebru Baki’nin programında konuyu tartışırken canlı yayına bağlandı.

Söyledikleri ve duruşu doğrusu beni çok şaşırttı.

Çünkü Özcan sadece yaptığı su zammını savunmakla kalmadı, mültecileri şehirden çıkarmak için başka şeyler yapacağını da söyledi. Kimsenin de onu durduramayacağını ima etti.

Yaptığı araştırmalarda Bolu halkının arkasında olduğunu görmüş.

Kararı aldıktan sonra da kendisine destek mesajı yağmış.

Bu yüzden mültecileri Bolu’dan çıkarmaya kararlıymış.

Israrla kendisine yeni ne yapacağını sordum. Söylemedi.

Hakkında “faşist” denmesini de umursamıyormuş. Hatta partisi CHP’nin tepki göstermesi halinde de kararını değiştirmeyecekmiş.

15-16 bin mülteci Bolu’dan çıksın diyor. Millet rahatsızmış.

Bundan sonra ne yapacağını açıklamıyor ama belediyenin yetkilerini kullanarak mültecilere zulmedeceği aşikar.

Belki suyunu kesecek.

Belki toplu taşıma araçlarına binmesini yasaklayacak.

Belki işyeri ruhsatı vermeyecek.

Çöplerini toplamayacak…

Bilemiyorum.

Ancak bu yaklaşımı beni ürküttü.

Hukukçu olarak hepsine bir kılıf uyduracak anlaşılan, onu anladım.

Bu çok tehlikeli bir tutum.

Popülist milliyetçiliği böylesine kullanmak, bu yöntemleri savunmak, çatışmacı bir ortamın doğmasına neden olur.

Yarın otobüs firmaları mültecileri taşımasa, restoranlar içeri sokmasa, AVM’ler giriş yasağı koysa, fırınlar ekmek satmasa, parklara alınmasalar ne olacak?

Bunlar Güney Afrika’daki faşist Apartheid rejimi uygulamalarının aynısı.

Mülteci sorununa karşı hükümetin yanlışlarını, eksikliklerini hep beraber eleştirelim. Yapması gerekenleri bulalım.

Ancak her belediye, kurum, şirket bireysel olarak mültecilere karşı böyle tavırlar alırsa, kaos oluşur.

Belediye Başkanı olarak ne kadar kötü bir örnek oluşturduğunun farkında mı Tanju Özcan bilmiyorum?

Bu zorbalığın doğuşudur.

Bir an önce bu kötücül uygulamalara son vermeli.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00