Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Böyle olacağı belliydi…

        Altındağ’da bir gencimizin yabancı uyruklu biri tarafından katledilmesine gösterilen tepkilerin artacağını yazmayan, söylemeyen kalmadı sanırım.

        Bu olaylar olmadan önce Afganlı göçmenler, Bolu Belediye Başkanı’nın yaptıkları, ortamdaki ırkçı söylemler, anormal bilgi kirliliği ayyuka çıktığında, Ankara’da bir çok önemli isimle görüşmüştüm.

        “Bu konularda halkın kaygıları, korkuları var. Öfkesi burnunda. Birçok sorusu cevap bekliyor. Bunları açıklamak biz gazetecilere değil, siyasilere, devlet görevlilerine, yetkili isimlere düşer. Bu konularda acil bir şey yapmanız gerekir” dedim.

        “BİZ BİLİYORUZ”

        “Biz ne olduğunu biliyoruz…

        Durum söylediğin gibi değil...

        Canım bırak öyle söylesinler, onunla mı uğraşacağız…

        Eee filanca bakanlık,fişmekanca kurum neden bu işe girmiyor…”

        Böyle cümleler duydum birçok isimden.

        Birkaç duygusal tirat, birkaç alengirli retorik, bol hamaset ile kamuoyunda yükselen öfkeyi ve nefreti dindireceklerini sandılar.

        En basitinden bu olayların tetikleyici unsuru, Afganlı göçmenlerin elini kolunu sallayarak ülkeye girip girmediğini, bunlardan kaç kişinin ülkede olduğunu, kontrol altında olup olmadığını bile açıklayamadılar.

        Bir yetkili bana diyor ki, “rakamlar internet sitesinde var, oradan baksınlar…”

        Milleti deliye döndüren bir konuda üretilmiş iletişim politikası böyle.

        BAKANLAR GÖÇMEN KONUSUNDA GİRMİYOR

        Bir tane bakan, bir yetkili, basın toplantısı düzenleyip ya da bir TV programına çıkıp göç sorunu, göçmenler meselesi, yaşadığımız sıkıntılara dair doğru düzgün açıklama yapmadı. Halkın kaygılarını, korkularını gidermedi.

        Tepki çekmekten mi korkuyorlar, yoksa insanları ikna edecek sözleri mi yok bilemiyorum.

        Ancak işi bir “ekibe” havale etmişler gözüküyor.

        Onlar da güvenirliği kalmamış yazarları ekrana çıkartıp,Twitter’da etiket açıp, göçmen karşıtlarına trol kafasıyla cevap vermeyi politika üretmek sanıyor.

        Bu da insanların öfkesini daha çok arttırıp, ortamı daha çok geriyor.

        ÜLKENİN GÖÇ POLİTİKASI VE ANA KURUMU YOK

        Türkiye hiç olmadığı kadar göçe maruz kalmış durumda.

        Bunun için sosyal, siyasi, ekonomik, güvenlik ve diplomasi alanlarını kapsayacak güçlü bir göç ve göçmen politikası üretmesi gerek.

        Bu politikayı üretecek, yönetecek ve uygulayacak bir bakanlığı, güçlü bir kurumu da yok.

        Bilmem kaç yıldır ve kaçıncı kez bu cümleleri yazıyorum, ekranlarda söylüyorum.

        Benim gibi onlarca yazar, akademisyen, siyasetçi de aynı şeyi söylüyor.

        Ankara’daki yetkililer, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nü bu işleri yönetecek kurum, onun güvenlik, bürokratik ve istatistik çalışmalarını da sorunu çözecek bir politika olduğunu sanıyor.

        Olay Göç İdaresi’nin boyunu çoktan aştı.

        Bilmiyorum daha ne olması gerekiyor ki hükümet bu meseleyi birinci derecede öncelikli sorun olarak masaya yatırsın?

        İnsanlar öldü, millet sokaklara döküldü, evler, iş yerleri, arabalar yakıldı, binalar taşlandı…

        Daha ne olsun?

        Aşı olmayanlar için hukuki içtihat gerekiyor

        Aşı olmayanlar için hukuki içtihat gerekiyor
        0:00 / 0:00

        Yeni bir durumla karşı karşıyayız.

        Dünya belki de yüz yıldır böyle bir global salgın yaşamamıştı.

        Bu yüzden bilmediğimiz birçok yeni sorunla karşı karşıyayız.

        Elimizdeki veriler, bilgiler, sahip olduğumuz hukuki alt yapı sorunları çözmeye, krizi yönetmeye yetmiyor.

        Bu durumda yeni fikirlere, kanuni düzenlemelere ve hukuki içtihatlara gereksinim var.

        AŞI KARŞITLARINI KAMUSAL ALANDA KISITLAMAK

        Çözmemiz gereken sorunlardan biri, aşı karşıtlarının varlığı ile oraya çıktı. Aşı olmak istemeyenler zorla aşı yapılmasını Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor.

        Şu ana kadar dünyada hiçbir ülke aşıyı zorunlu bir devlet politikası haline getirmedi sanırım.

        Ancak bazı ülkeler aşı olmayanların bazı kamusal alanlara girişini yasaklayarak, yeni bir tartışma ve çatışma alanı doğurdu.

        Fransa ve İtalya bunun öncü ülkeleri. Sokak çatışmalarına varacak kadar büyüdü olaylar.

        Türkiye’de ilk defa Futbol Federasyonu aşı olmayanların maça giremeyeceğini açıklayarak, bu yönde bir tartışmanın Türkiye’de de olacağının habercisi oldu.

        Acaba buna yetkisi var mı?

        Bunun hukuki dayanağı bulunuyor mu?

        SİGARA İÇENLERE GETİRİLEN KISIT ÖRNEK OLABİLİR Mİ?

        Aşı olmayan bir insanın kamusal alanlara girememesi, bazı özgürlüklerinin kısıtlanması, Anayasa ve kanunlarla çelişen tarafları var.

        Ancak ben meseleyi biraz da sigara içen insanların bazı alanlarda bulunamayacağına dair yapılan kanuni düzenlemeye benzetiyorum.

        Uçakta, otobüste, kapalı mekanlarda sigara içemezsiniz. Bunun nedeni sizin sigara içme eyleminizin diğer insanların sağlığını tehdit etmesinden kaynaklanıyor. Dolayısı ile size kısıt getiriliyor.

        Aşı olmayan birinin de etrafındaki insanlara virüs bulaştırması, kamu sağlığını tehdit ettiği için, kamusal alanlara girişinin yasaklanması, bir mantık olarak tutarlı gelebilir.

        Ancak bizim mantıktan ziyade, yeni oluşan bu sorun için bir hukuki içtihada ve kanuni düzenlemeye ihtiyacımız var.

        ANAYASA MAHKEMESİ İÇTİHATTA BULUNACAKTIR

        Bunu bir Anayasa Mahkemesi üyesiyle konuştuğumda bana hak verdi. "Bir hukuki içtihada ihtiyaç var" dedi.

        Anayasa tarafından teminat altına alınan kişi hak ve hürriyetlerini etkileyecek her türlü kısıtlama Anayasa’ya aykırılık teşkil edebilir.

        Bu durumda şöyle bir süreç olacak muhtemelen.

        Aşı olmayanlara yönelik kamu hizmeti ve kamusal alan kısıtlaması getirilecekse, bunun bir kanunla düzenlenmesi gerekir.

        Kanun çıktıktan sonra buna yapılacak itirazlar olacaktır.

        Ya da bu kanuna muhalefet edenlerin yargı süreçleri olabilir.

        O zaman konu mahkemelerde Yargıtay’a ya da en sonunda Anayasa Mahkemesi'ne gelecektir.

        İşte bu durumda Yargıtay ya da Anayasa Mahkemesi karşılaştığımız bu yeni durumla ilgili bir hukuki içtihatta bulunacaktır.

        Bu içtihada göre yeni kanuni düzenlemeler yapılacak ve aşı olanlarla, olmayanların durumu hukuki bir zemine oturacaktır.

        Diğer türlü tüm tartışmalar havada kalacaktır.

        Diğer Yazılar