'Porno'dan beslenen cinsel ilişki filmi
Üçüncü Fransız Yeni Dalgası’nın ya da Yeni Fransız Aşırılığı’nın öncü ismi olarak gösterilen Gaspar Noé yine iddialı bir işe imza atıyor. Aslında onun ismini anınca “Herkese Karşı Tek Başına” (“Seul Contre Tous”, 1998), “Dönüş Yok” (“Irréversible”, 2002) gibi tartışmalı başyapıtlar akla geliyor. Bunun sebebi de ‘seks ve ‘şiddet’ üzerinden bir şeyler üretirken ‘saldırgan’ ve ‘rahatsız edici’ durması yönetmenin. Bir bakıma Japon Yeni Dalgası için Ôshima ne ise o da Fransa’da 90’larda çıkan kuşak için odur.
Birincisinin at eti yiyen, enseste ve cinayete meyilli bir kasabın dünyasını özendirmesi, ikincisinin tecavüz sahnesiyle ve toplumsal şiddetle ilişkisi derken esas çerçeve nettir. Onun filmlerinde çıplak bedenler, suça batmış karakterler, sapkınlıklar ve yüksek bir kan oranı mevcuttur. Yönetmen 2009 tarihli “Boşluk”ta (“Enter the Void”) “Dönüş Yok”un modelini serbestleştirirken İngilizce dilli hale getirmiştir. Filmin sonuna denk gelen boşluk bölümündeki cinsel birleşme ve grup seks sahneleri aslında onun adına başka bir ‘iddia’yı harekete geçirmiştir. Siberpunk bilimkurguya açılan bir evrenle de olsa… Onun kalemi esasen şiddetin yarattığı toplumsal çarpıklıklar, zulüm ve bunun yol açtığı vahşi sekstir. “Dönüş Yok”un sinema tarihinin en çarpıcı tecavüz sahnesi ile (steadicam ile tek plan çekilmiştir üstelik) sınırları zorlaması manidardır.
Yönetmen “Love”da (2015) bir bakıma aşkın artık fiziksel iletişimden, yatak kimyasından, bedensel temastan geçtiğini anlatan bir işe imza atıyor. İşin doğrusu “Dönüş Yok”un Bellucci-Cassell’in seksi bedenlerini önümüze atan plan sekansının samimiyeti akla geliyor. Bir bakıma “Paris’te Son Tango”nun (“Ultimo Tango i Parigi”, 1972) çifti, “Lulu’nun Yaşları”nın (“Las Edades de Lulú”, 1990) üçlü ilişki ve travesti fantezileri, “Acı Ay”ın (“Bitter Moon”, 1992) ve “Dokuz Buçuk Hafta”nın (“9 1/2 Weeks”, 1986) ilişki algısı canlanıyor. Bu bütün gerilim veya kara filmle iç içe geçip kontrolden çıkmıyor.
Film de Electra ile Murphy arasındaki etkileşime alan açıyor. ‘Murphy’s Law’un sözlük anlamını gösteren büyük puntolarla yazılmış cümle ve Electra kompleksini devreye sokan kadın karakter ismi aslında ‘kör kör parmağım gözüne’ bir dünyaya açılıyor. Bize dayatılan çıplak bedenler, cinsel fanteziler, aşka dair abuk laflar ve erkek cinsel organı görüntüsü.. Yönetmen softcore porno filmini andıran sahnelerle kurduğu eserinde ‘cinsel ilişki filmi’ şablonunun üzerine gitmiş. Temelini “Duygu İmparatorluğu”ndan (“Ai No Corrida”, 1976) alan modelde “Mahremiyet” (“Intimité”, 2001), “9 Şarkı” (“9 Songs”, 2004), “Ölesiye” (“Damage”, 1992), “The Center of the World” (2001) kıvamında cesur ve güncel bir yaklaşım var.
Üst açı ile yatağı resmeden yönetmen, aslında ‘yan komşu ile üçlü ilişki’yi özendiriyor. Ancak bunun ötesinde sanki B-tipi bir aksiyon filminden kopup gelmiş adamın kağıt üstünde kalmış diyalogları ve garip esprileriyle dalga geçmemizi engelleyemiyor. Üstelik Karl Glusman, gerçek porno oyuncusu değil. Ama tabiri caizse yapaylığıyla filmi zedeliyor. Hollywood projelerinde yan rol kapmaya başlayan oyuncu, bunu fiziğiyle becermiş. Burada da fazlasıyla sırıtıyor. Vücut ölçüleriyle, kaslı bedeniyle götürme derdinde. Robot gibi hareket ediyor. Onun partneri Amy Spurock da aynı izlenimi yaratırken, erkekten daha sahici duruyor.
ÜSLUP DEĞİŞİKLİĞİ ‘SAYKODELİK’ DÜNYADAN KAYNAKLANIYOR
Yönetmen “Dönüş Yok”un ve “Boşluk”un öldürücü steadicam kaydırmalarını kullanmıyor. Aksine sabit açıları seçiyor, araya da izleme planlarını yerleştiriyor. Bu bütünden bizim yanımıza kar kalanlar aslında estetik tercihler. Electra-Magnus arasındaki ilişki bir hayli samimi. Noé, zamanla saykoledik bir dünyaya kayıyor.
Bu da filmin ‘hareketten kesme’ yapan bir-iki saniyelik siyah ekranlarını (ki “Boşluk”ta da bir yerden sonra vardı bunlar) manalı hale getiriyor. Bakış açısındanmış gibi sunulan sahnelerde geriye veya ileriye sarma var. Yan komşuyla sevişirken prezervatifin yırtılmasının İngilizce ifade edilememesi bir zaaf. Yönetmen, muzipliğini filmin üzerine çıkarmış zaman zaman. Üç boyutlu gösterilen ereksiyon sahnesi ya da kendisinin oynadığı hayali seks sahnesi nasıl bir anlam yaratabilir? Peki ya iddialı gözükmek için aralara yerleştirilen erkek cinsel organlarına ne diyebiliriz?
“Love” sanki 2.35:1’i yataktaki üçlü ilişki için kullanılan üst açının içini doldurma adını kullanıyor. Bu durum da ister istemez estetik tercihle bir kurgu getiriyor. Girişin uzun planla yapılmasının ötesinde tutkuyu yansıtan tercihler var. Film, yatağa geçtiğinde bir özen hissettirirken, dışarıya çıktığında kötü oyuncularının mağduru oluyor.
Ama özellikle son bir saatte yükseliyor. Cinsel fantezi arayışının devreye girip, 18 yaşındaki sarışın kadının ‘masumiyet’ ve ‘aldatma’ malzemesine dönüşmemesi faydalı. Ama her şeye rağmen yönetmenin saykodelik evrenlere kayması ne kadar doğru tartışılır. Noé’nin bir yaştan sonra uyuşturucu kullanmasının kariyerinde sinemasal gerilemeye yol açtığını anlıyoruz böylelikle… Buna paralel olarak “Love”ın alt metinlerinde ‘düş’ ve ‘kabus’un kontrol edildiği, ama başlangıçtaki seks sahnelerinin manalı olduğu bir evren canlanıyor.
Başlangıçtaki sekanslar masumiyetin ifadesine kayınca olanlardan kopmak istemiyor insan. Noé, seks hayatının devamı geldiği uyuşturucu kullanımının başladığını ima ediyor ki bu çok tehlikeli. “Boşluk” ile girdiği ‘kafayı bulmuş karakterler’e odaklanma arzusunun ucu buraya kadar uzanıyor. Araya konulan siyah ekranlar da göz açıp kapamaya denk geliyor.
Gereksiz muziplik ve iddia içeren “Love”, bu sayede kendisine ‘iyi film’ dememizi engelliyor. Noé’nin Bach kullanması, kısım kısım diskoda volümü yükseltmesi derken, yataktaki sahnelerde bir koreografi planlaması önemli. Bu sayede de filmin psikolojik atmosferi fazlasıyla anlamlı hale geliyor.
Aslında ‘cinsel fanteziler’le yürüyen ilişki filmlerinden ya da erotik dramlardan bir yenisi daha canlanıyor. Bir hayli cesur olarak görebilecek eserin, bu konuda ayağını korkak alıştırmaması, yatağı oyun alanına çevirmesi sevindirici. Kimi filmler gibi işin içine gerilim, kara film katıp olayı basitleştirmiyor. Böylece aşkın tanımını çıkarıyor.
Manasız laflar, üç boyutta ereksiyon anını kullanma gibi çocuksu hamleler eleştirilebilir. Ama Noé’nin net ‘cinsellik’, ‘seks hayatı’ üzerine giden bir filme ihtiyacı vardı. “Love”, Trier’nin iki bölümlü ‘Nymphomaniac’ı gibi ahlakçı takılmadan kendi özgürlükçü ruhunu harekete geçiriyor. Aşkın fiziksel olabileceğini dikkat çekerken softcore porno sahneleriyle de duygusallığı reddediyor. Adeta ‘porno mu, sanat mı?’ sorusu eşliğinde yürüyen film, ilkine de ikincisine de yanaşabiliyor. Ama ikincisine daha yakın. 20 dakikalık zeka seviyesini düşüren muzip bölümlerin atılması ciddi bir cinsel ilişki filmini doğurabilirmiş. “Love”, Noé’nin en kötü yapıtı olsa da birçok yönetmenin en iyisinin üzerinde bir iş…
Love
Yönetmen: Gaspar Noé
Oyuncular: Karl Glusman, Aomi Muyock, Klara Kristin, Gaspar Noé
Süre: 130 dk.
Yapım yılı: 2015
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce