İki müzikal galası: Shrek ve İstanbulname
İki müzikalin Cuma ve Pazartesi, Zorlu PSM ve TIM Show Center’da yapılan galalarındaydım… ‘Shrek’, Broadway prodüksiyonunu sahneye taşırken arka planındaki ‘postmodern klasik’e yaratıcılık da katan başarılı bir çalışma… ‘İstanbulname’ ise onun yanında sönük kalırken Nükhet Duru başta olmak üzere capcanlı oyuncularının enerjisine bel bağlıyor.
2008-2010 arasında Broadway’de, 2011-2013 arasında West End’de sahnelenen ‘Shrek’ müzikali, aslında 2001’de çekilen animasyonun ne kadar önemli hale geldiğini kanıtlamak için yeterli. Zira Disney haricinde bu alandan tiyatroya ‘müzikal büyük prodüksiyonu’ çıkaran şirket yok. Açıkçası bu oyunun bize gelişi, Panama, Filipinler, Estonya gibi ülkelerden sonraya sarkmış. Turne oyuncularının varlığına karşın görkeminden bir şey eksilmemiş bir çalışma izliyoruz
ARDILLARINI YARATAN POSTMODERN ANİMASYON KLASİĞİ
Eddie Murphy’nin sesinin yerine siyahi bir oyuncunun ve bolca hip-hop referansının gelmesi bir tarafa, Lord Farquaad’ın ergonomik ayakları üzerinde durma metodu iyi çözülmüş. Ama esasen sanki koreografiler ile besteleri esere ihanet etmeden bir araya getiren şaşaalı sahne şovu çok önemli… Şarkıların eskimiş değil modern durması da ‘Shrek’i yukarıya taşıyor, 7’den 70’e herkese hitap eden bir seyirlik yapıyor.
Birinci film kaynak alınarak oluşturulmuş eserde elbet biraz uzunluk derdi var. Ama yapım tasarımından efektlere kadar her şey çok iyi idare ediliyor. DreamWorks’ün Andrew Adamson-Vicky Jenson yönetmenliğindeki “Şrek”in (“Shrek”, 2001) ne kadar değerli ve kalıcı bir postmodern animasyon klasiği olduğu böylece açığa çıkıyor. Üç devam filmi, bir yan bölüm boşuna değil!
‘Shrek’ yıllansa da aslında tiyatroda, operada veya başka platformlarda yer almayı sürdürecek, bunu hak ediyor da. 7 Şubat’a kadar devam edecek İstanbul turnesinde Zorlu PSM’nin sahnesinden aldığımız enerji bunu gösteriyor. Halen eğlenceli, halen incelenesi ve halen zeka kokan bir evren…
Öte yandan Pazartesi gecesi TIM Maslak Show Center’da galası yapılan ‘İstanbulname’ ise aslında prodüksiyonunun ucuzluğunu saklayamadı. Eski İstanbul’u, Galata’yı, Beyoğlu’nu yansıtmak hoş fikir bugünlerde. Özellikle de ortaya bir perde gerilerek çekilmiş güncel görüntüler de bu çıkış noktasına güzel şeyler katıyor. Meselenin özü ‘geçmişe ağıt’ olarak bir duygusallık içeriyor.
Ama oyunun 2.5 saate doğru ilerledikçe sarktığı ve hiçbir amacını yerine getiremediği ortaya çıkıyor. Mizah olsun diye ortaya yem olarak atılan abartılı oyunculuklar çok çabuk unutulup gidecek. Kabadayılık, kahve/meyhane kültürü, azınlıklar ve dahası üzerine yapılan ‘yerli yorum’ ise çekici değil. Kahve muhabbeti, evlilik, Savarona derken hep aynı set, ufak değişikliklerle korunuyor, kabak tadı veren formüller gözden kaçmıyor. Fakat arka planda bizim gördüğümüzün büyütülüp bulanıklaşmış, silik ve kopya gözüken bir bina fotoğrafı olması, ona eklemelerin de bu ‘pespayelik’i aratmaması doğal. Eski İstanbul’u korumak isterken yaşanan bu ‘çarpık yapılaşma’ hiç de samimi değil.
‘İstanbulname’ iyi niyetli bir çalışma. Ama 40 dakikada deneme yanılma yöntemiyle ilgi çekici olabilirdi. Bu haliyle yeri geldiğinde oyunu tek başına kontrolü altına alabilen Nükhet Duru’nun enerjisine ve çok uğraşan Caner Cindoruk’a, Pelin Akil’e, Kayhan Yıldızoğlu’na yazık olmuş. Özellikle de ‘Shrek’ ile karşılaştırınca kalite farkı ortaya çıkıyor. Oyuncuların getirdiği ‘profesyonellik’, Türkiye’de ‘müzikal’ üretme konusundaki zafiyetin üzerini örtemiyor.
- New York Film Festivali izlenimleri8 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor8 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri8 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış8 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor8 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'8 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film8 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'8 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu8 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler8 yıl önce