'Bir Evlilikten Manzaralar'dan 'Bir Evlilikten Sahneler'e
Ingmar Bergman, modern sinemada tiyatro ve psikoloji etkisiyle kimlik oluşturan yönetmenlerdendir… Bazen ‘teatral’ kavramı o kadar baskın hale gelmiştir ki, bu işler ‘perde’ye uygun olamamışlardır. 1973’te çektiği, sinemada 167, TV’de 281 (mini dizi olarak) dakikalık versiyonuyla gösterilen “Bir Evlilikten Manzaralar” (“Scener Ur Ett äktenskap”) öyledir. Üstadın 1969’de başlayan cıvıl cıvıl renkli döneminin aşırı sıradan bir halkasıdır.
Tiyatro sahnesine daha uygun gözüken metnin ABD ve İngiltere’de güncel tiyatro uyarlamaları var. Ülkemizde de Mıntıka Tiyatrosu’nun oyunu ‘Bir Evlilikten Sahneler’; günümüz toplumuna, orta sınıfın ilişkilerine ayna tutuyor. Serap Matyaş ile Doğanay Ünal, Liv Ullmann-Erland Josephson çiftinin çizgisine ne kadar yaklaşıyor? Esas soru bu mu olmalı? Eğer öyleyse bu konuda bir başarıdan söz edemeyiz.
Ama oyunun da bu kadar yüksek hedefleri yok. ‘Bir Evlilikten Sahneler’, Beyoğlu’nun arka sokaklarında, Bisahne’de eski, bağımsız ve nostaljik bir tiyatroda sahneleniyor. Umut Burçin Gülseçgin’in rejisinden destek alarak ‘Türkiye’de evlilik’ meselesinin içyüzüne bakıyoruz. Aslında buradaki erkek ile kadın, tam bir Cihangir, Beyoğlu çifti…
Beyoğlu’nun arka sokaklarında “Ara”nın (2008) çiftine benziyorlar. Ama tek fark sahnenin tiyatro olması. Sanat yönetimi ve her sahne çıkışı devreye giren borazan, müziğin ve aksesuarların etkisi ilginç tespitlere alan açıyor. Bergman’ın eserinde ‘uzun aralar vererek bakarsak evli çift ne hale geldi?’yi sorgulatan sahneleme düşüncesi buraya da yansıyor.
Matyaş’ın metni, feminizm, sinema tartışmaları, cinsiyet çekişmeleri üzerine kurulu. Yerinde tespitler içeriyor. “Bir Evlilikten Manzaralar”ın aksine kadının büyük, erkeğin küçük olması ise bir tercih. Özellikle Matyaş’ın Selin’e can verirken kılıktan kılığa girse de sıkıntı yaşamaması, kendini canlandırıyor gibi gözükmesi çifte inandırıyor. Ünal ise idare ediyor.
Ama arada bir uyum, kimya var. Yatak hayatı ve sevişme anları, zeki reji taktikleriyle hallediliyor. Julie Delpy’den alınmış gibi duran ‘Selin’ isminden gelen bir “Gün Doğmadan” (“Before Sunrise”, 1995) esintisi var. Sanki Linklater’ın yıllar sonra buluşan aşıkları konu alan üçlemesi, buradaki Bergman konsepti kadar etkili.
Oya Doğan’ın ‘Boşan da Gel’ göndermesi de ilginç bir hava katıyor oyuna. ‘Bir Evlilikten Sahneler’, Bergman’a özenme, evrensel durma veya İsveç’e uygun hareket etme hatasına düşmemiş. Kendi yağında kavurulurken de fazla sıkıntı çekmiyor. Büyük oranda becerikli bir ‘evlilik/ilişki oyunu’na açılıyor. Odanın tasarımında özellikle resmin kullanımı ve kostümler bir özen getiriyor.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce