'Filmlerimin iyi gözükmesini değil, iyi olmasını istiyorum'
Nick Cave, Bryan Adams, Metallica, Bruce Springsteen, Miles Davis, David Bowie, Clint Eastwood, Robert De Niro, Björk, Stephen Hawking gibi isimlerin fotoğraflarını çekmiş bir fotoğrafçı. Aynı zamanda 1983’ten bu yana Depeche Mode, U2, Joy Division klipleriyle de biliniyor. 1955 doğumlu Anton Corbijn’in “Kontrol”ü (“Control”), 2007’de Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gösterildi ve dört ödüle layık görüldü.
Kendisi Hollandalı olsa da bugünlerde Büyük Britanya sinemasının en önemli figürlerinden. Ama daha ziyade fotoğraflarla hayatını döndüren bir sanatçı. 1993’te bir konser filmi ile sinemaya girdi. Ardından fotoğraf, video klip ve müziği harmanlayan bir yönetmene dönüştü. 2012’de Berlin Film Festivali’nin ana jüri üyelerindendi. 3-5 Haziran arasında geldiği İstanbul’da sergisini açtı, bir de panele katıldı.
Corbijn, kayıt dışı konuşmalarımızda 69. Cannes Film Festivali’nden arkadaşı Paul Verhoeven’ın filmi “Elle”i merak ettiğini söyleyen, benim de ‘köklerine dönüş hamlesi’ yorumumu duyunca sevinen mütevazı bir insan… Ama genel anlamda sinemaya, film izlemeye yoğunlaşmamış bir sanatçı… Bunu saklamazken söyleşinin bitiminde de verdiğim bilgiler için teşekkür etti.
Belki olabilir. Filmlerle ilgili bilgim kısıtlı. Çok az film seyrediyorum. Güzel bir konu bulduğum için ilk filmimi çektim. Sonra herkes o yöne kaymamı söyledi. Hayatta birincil hedeflerimden biri değildi bu, daha önce yapabileceğime inanmıyordum. Benim için fotoğraf her zaman ön planda. Video klipler de ayrı elbette... Onlarda da hikaye oluyor. Bu da uzun metrajlı filme yönlendiriyor insanı. Senaryolar okuyup kendimi filmlere adapte edemedim uzun süre. Ian Curtis’in hikayesi ise beni cezbetti. Bu sebeple 52 yaşında film çekmeye başladım. Nereye denk gelirim bilemem. Ama Roeg’u tanıyorum, kaldığım stüdyoyu onun eski eşi Susan’dan kiraladım.
Severim Nicolas Roeg’u. Müzisyenleri inandırıcı oyuncu yapabilen tek yönetmen: Art Garfunkel, Jagger ve David Bowie… Bu çok çok iyi bir şey. Sonrasında çektiği filmlere ilgi duymuyorum. Ama “Kötü Zamanlama” (“Bad Timing”, 1980), “Eureka” (1983), “Dünyaya Düşen Adam”ı (“The Man Who Fell to Earth”, 1976) seviyorum. Görüntü yönetmenliğinden geliyor.
Güzel gözükmesi için film yapmak çok güzel. Ama ben belirgin güzellikten uzak duruyorum. “Kontrol” (“Control”, 2007) kompozisyonlarla ilgiliydi. “İnsan Avı”nda (“A Most Wanted Man”, 2014) da sakinleşmek için el-omuz kamerasına kaydım.
Evet. Aynı kameraman.
Çok iyi. Ama daha deneyimli görüntü yönetmenleri kullanmaya başladım. Artık kameranın hareket etmesini istiyorum. Kompozisyonların dışına çıkıyorum. “Centilmen”in bambaşka bir güzelliği var. Filmlerimin iyi gözükmesini değil, iyi olmasını istiyorum. Karakterlere inanmak, oyuncuların nasıl olduğuna bakmak istiyorum. Bu yüzden saf fotoğraf güzelliğinden uzak duruyorum.
Hayır. Sadece kendi hallerinde seviyorum. Ama kişisel olarak bir gelişme görmek istiyorum. “Life” kusurlu bir film, çünkü görünümünden hiç memnun kalmadım. Ama seven var.
Evet evet maalesef.
Cannes’daki filmini izlediniz mi?
‘PHILIP GÜÇLÜ OLDUĞU KADAR DOST CANLISIYDI DA’
Çok seviyordum onu, farklı biriydi. Kendisiyle çalışmak büyük mutluluktu. Bu konuda Dean ve Curtis kadar duygusallaşmadım. Ama Philip’in vefatı çok hüzünlüydü. Hafta sonunu Sundance’de geçirdik, iki hafta sonra öldü. Hala mantıkla açıklayamıyorum. Sonrasında filmin promosyonunu yaptım, o da istiyordu katılmayı... Olmazsa olmazdı benim gözümde, ama ne yazık ki… Her şeyini veren oyuncuları her zaman severim. Kurt Cobain, Jeff Buckley, Ian Curtis’le çalıştım. İlk başta onların çalışmalarının yoğunluğu beni ilgilendiriyor. Yapay değil hiçbir şey.
Tartışmalar ve e-maillerle ilgili… Geniş bir skala… Filmi çektikten bir yıl sonra bir yemekte buluştuk. Onun partneri ve benim kız arkadaşım geldi. Çoktan ayrılmışlardı, farkına varmadım. Sigara içerken ilk kez birileriyle dışarı çıktıklarını söyledi. Güçlü bir oyuncu olduğu kadar dost canlısı bir insandı da… İyi olmasından nefret ediyordu, onun için kaçış yoktu, en iyiyi yakalamaya, kendini role zincirlemeye çalışıyordu.
Tanımıyorum onları. Çok fazla film seyredemiyorum. Hayatım fotoğraflarla geçiyor. Filme hayatımı adasaydım farklı olurdu. Majör sergiler 1.5 senemi alabiliyor. Çok büyükler… Geceleri bir ofis kiralayıp kariyerimdeki fotoğrafları ayırmak durumunda kalıyorum. Çok göremediğim için utanıyorum bazen. Ama oluyor işte…
Duyması güzel. “Centilmen”den çok memnunum. Çünkü kimse öyle filmler yapamıyor artık. Çok kötü pazarlandı, aksiyon fragmanı vardı. Ona düşündüğüm “Il Americano” orijinal bir isimdi, İtalyanca’da kelimenin kötü telaffuz edilişiydi. Spagetti western’lere gönderme yapmaktı hedefim. Ama buna izin vermediler. “Life” en az memnun kaldığım, diğer üçünü seviyorum.
70’ler etkisi çok nettir bende. O yıllarda film izlemeye başladım.
“Our Kind of Traitor”ı seyrettiniz mi?
İsveçli yönetmenin olan. Neydi adı?
Evet, ama hikayeyi takip etmesi çok zordu. Benim için şanstı. Le Carré de seviyor. Uyarlamaların hepsini seyretmedim. Bana kendi oynadığı siyah-beyaz bir tanesini göstermişti.
Yok değil. Benim filmimde de var. Kimsenin kendisini tanıyamamasından rahatsızdı.
44 yıldan seçmek zor.
Benim sanat yönetmeni olduğum hepsi. İnsanlarla buluşup yapıyorum bunu. Onun için çıktığım yolculuk da önem kazanabiliyor. Dünyayı dolaşıp bu insanlarla buluşuyorum. Bu da anı olarak kalıyor. Nick Cave, Johnny Cash bu açıdan değerli. ‘Number 5’ sergisinden Bowie en güzeli, Patti Smith’in de yeri ayrı.
“Kontrol”den sonra çok teklif geldi. Bunu yapmak hayatını satmak anlamına gelir. O yolu seçmedim. Yeni filmim bir roman uyarlaması: “Devil in the Grove”. 1949-1951 arasında ABD’de geçiyor, ırkçılık üzerine... Martin Luther King zamanında çıkan ilk siyahi yargıtay yargıcı Thurgood Marshall’ın hikayesi. Lionsgate’in filmi.
Evet katılıyorum. Biyografik filmler zor. James Brown, Ray Charles filmleri…
Amerikan duygusallığına fazla kapılıyorlar. “Sınırları Aşmak” (“Walk the Line”, 2005) bile öyleydi.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce