'Kötü Kan'-'Gattaca' arası romantik distopya
Dördüncü filmi “Like Crazy” (2011) ile Sundance’den büyük ödülle dönen Drake Doremus, ekibini değiştirmeden inandığı yolda ilerliyor. Orada net bir başarı yoktu. Ama aynı görüntü yönetmeni, kurgucu ve besteci ile birliktelik yönetmenin kariyerindeki komedi filmlerinden kopuşu sağlamlaştırıyor. “Aşk Uğruna” (“Equals”, 2015), The Collective adlı bir gelecek portresinde geçiyor. İnsanlar yeni bir ırk çıkarma hevesindeki ‘equals’ (eşitler) kavramıyla anılıyorlar. Duyguların ve hastalıkların yok edildiği totaliter rejimin yol açtıkları korkutucu.
Sinema tarihinde bilimkurgu ile romansı iç içe geçiren yönetmenler var. Resnais’den Jonze’a uzanan bir listeden bahsedebiliriz. Yönetmen burada aslında Sofia Coppola etkili bir filme imza atıyor. Teleobjektifler, normalden fazla bırakılan kafa boşlukları, el-omuz kamerası, elektronik müzik, sıçramalı kurgu, dar alana sıkışan genel planlar ve beyaz-mavi arası renk paleti ‘yabancılaşma’ya alan açıyor.
Aşkın yasaklandığı bir dünya söz konusu. Ancak bunun ‘mahpus’ hayatı yaşattığı muhakkak. “Aşk Uğruna”, özündeki fikirle Leos Carax’ın aşkın yasaklandığı Fransız Yeni Dalgası etkili başyapıtı “Kötü Kan”dan (“Mauvais Sang”, 1986) beslenen bir iş. Ama distopya tanımı oradaki kadar özgün ve yapıbozucu değil. Film, sanki “Gattaca” (1997), “Kod 46” (“Code 46”, 2003) gibi klonlama filmlerinin dar alana sıkışmış versiyonuna dönüşüyor zaman zaman… “Ay”ın (“Moon”, 2009) senaristi Nathan Parker bu kez uzaydan uzak…
Stewart-Hoult birlikteliği basit bir genç yetişkin bilimkurgusunun çok ötesinde… Kopyalanma, yeniden yaratılma, klonlanma gibi kavramlar mercek altına alınıyor. 1.85:1’de alanı iyi kullanırken şarkılarla doyurup özenli açılarla anlam kazanan bir işçilik var. “Aşk Uğruna”, “Kötü Kan”ın modeliyle “Outland”in (1981) mekan kullanımını birleştirirken “Gattaca”nın alt türünde yaptıklarını da işin içine katıyor. Bu haliyle melankolik bir ilk film hali mevcut…
Distopik bir dünyada akan klonlama filmi, bir de ad takıyor işlemlerine. Dustin O’Halloran ile Sascha Ring’in elektronik müzikleri seyir zevkine çok şey katıyor. Ama bir “Aşk” (“Her”, 2013), bir “Yeryüzündeki Son Aşk” (“Perfect Sense”, 2011) çıkmıyor. Doremus, yeri geldiğinde el-omuz kamerasını Cassavetes’e kaydırıp farkına varmadan meseleyi sıradanlaştırıyor. Bu durum burada vasat aşk filmi “Like Crazy”ye göre azalsa da yine de hissediliyor.
“Aşk Uğruna”, ‘ilk film’ olarak izleseydik daha da saygı duyacağımız bir çalışma. Ancak bu haliyle senaryosal sıkıntılar çekmesi, görsel efektler konusunda fazla düşük bütçeli durması, alt tür belirlerken vizyon sahibi olamaması ve Coppola’nın geleneğini ileri götürürken girdiği yolları bilememesiyle eleştiriye açık hale geliyor. Stewart, Hoult, Pearce ve Weaver ise rollerine uyum sağlıyorlar. Doremus, ilerleyen dönemde günümüzde, gelecekte veya geçmişte geçmesi fark etmeksizin ‘bağımsız aşk’ tanımlarıyla ilgi odağı olmayı sürdürecek gibi…
Bilimkurgudaki ‘oyun’ kavramının kökeni, Elio Petri’nin “Onuncu Kurban”ına (“La Decima Vittima”, 1965) kadar uzanır. 70’lerde “Westworld” (1973), “Death Race 3000” (1975) ve “Ölüm Pateni” (“Rollerball”, 1975) derken, “Uzay Silahşörleri” (“I Guierreri dell’anno 2072”, 1984), “Koşan Adam” (“The Running Man”, 1987) gibi fazlasıyla film sayabiliriz. Ama devir değiştikçe bu filmlerin gelişmiş teknolojilerle ilişkisi de önemlidir. 1982’de “TRON”un, 1999’da “The Matrix”in hite dönüşmesiyle bu konuda beslenecek kaynaklar farklılaşmıştır.
Aslında ‘Açlık Oyunları’ (‘The Hunger Games’) serisi biraz eski model ‘oyunlu bilimkurgu’ örnekleriyle akraba. Bu sebeple de onların yanında ‘el kamerası’nın ucuzluğuyla Pazar sabah kuşağına uygun bir seyirliğe dönüştü. Ama arada “Oyuncu” (“Gamer”, 2009), “Arena” (2011) gibi eserler de bilgisayar jenerasyonuna uygun bir şekilde karşımıza çıkabiliyor. “Simülasyon”da (“The Call Up”, 2016) bunlardan ilkinde olduğu gibi Call of Duty gibi savaşı merkeze alan strateji oyunlarının üzerine gidiliyor.
Bir bakıma 80’lerde “Koşan Adam”ın yaptığının “Matrix” ile karışımı var burada. Ama finaliyle “Ölüm Bizi Gözetliyor” (“My Little Eye”, 2002) ve “Truman Show”u (1998) da andırıyor bu iş. Charles Barker, büyük oranda bağımsız bir projeye imza atmış burada. Dış mekana çok az çıktığımız, siberpunk mimariye yakın binaları nadiren gördüğümüz bir yapım tasarımı var.
Mesele içeride geçiyor ve elit online oyuncular sanal gerçeklik oyununa davet ediliyor. Kafalarına kask ve başka şeyler geçmesiyle birlikte aslında ‘savaş’ ortamına bilinçaltından giriyorlar. Aslında “Tuhaf Günler” (“Strange Days”, 1995) ve “Brainstorm”un (1983) bir ileri teknolojisi var karşımızda. Özellikle internet çağında ikincisinin teknolojisine yakın durarak ‘ilkel’ olmayı garantiliyor.
“Simülasyon”, içine alıp B-tipi bilimkurgu aksiyona adapte olmamızı sağlıyor kabul edelim. Kurgusundaki esneklikle, iki katman arasında giderken ‘sürpriz’ aramaması ve teknolojik damarını bilmesiyle eğlendiriyor. Sinema zevki adına 90’larda çekilse takdir de edebilirdik. Ama sanki o dönemin “Johnny Mnemonic” (1995) gibi olmamış sanal gerçeklik bilimkurgularını akla getiriyor. Klişeleşen karakterler vasat konuyu kurtaramıyor.
‘Oyunlu sanal gerçeklik bilimkurgusu’, vasat “Paintball”dan (2009) farksız bir ‘yukarıda diktatör lider var’ yorumuyla sunuluyor. Oyuncuların beşinci sınıf durmasıyla da seviyesini aşağılara indiriyor. Aksiyonu, kurgusuyla keyif verme olanağını 90 dakikaya zaman zaman yayabiliyor.
Çok bildiğimiz numaraların ardı arkasının kesilmemesiyle de ‘Açlık Oyunları’ndan farksız bir başarısızlık görüyoruz. Adeta video oyunu uyarlaması işleri hatırlıyoruz. “Simülasyon”, ‘The Maze Runner’ın ilk filmi gibi bir zeka parıltısı asla değil. Aksine sanki “Ölüm Oyunu”nun (“Batora Rowaiaru”, 2000) bir adaya sıkıştırma mantığını binaya taşırken projenin bütçesini düşürüp kitleyi kısıtlıyor. Klişelere bir yere kadar adapte olmamızı sağlıyor.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce