'Barış kazansın'
1977’de Abbas Kiarostami’nin “The Report”ı (“Gozaresh”) ile sinemaya giren Shohreh Aghdashloo 1979’da İran İslam Devrimi sebebiyle İngiltere’ye göç etti. 1987’de Los Angeles’a giden oyuncu, orada tiyatrocu kocasının sahnelediği Farsça tiyatro oyunlarında rol aldı. 1990’da TV piyasasına giriş yaptı. 2003’de “Sisler Evi”nde (“House of Sand and Fog”) yan rolde boy gösterip Oscar’a aday olmasıyla yolu açıldı.
Bugüne değin de “Göl Evi” (“The Lake House”, 2006), “Hz. Meryem’in Öyküsü” (“The Nativity Story”, 2006), “X: Men: The Last Stand” (2006), “Soraya’yı Taşlamak” (“The Stoning of Soraya M.”, 2007) ve “Star Trek Beyond” (2016) gibi önemli filmlerde rol aldı. Röportajdaki samimiyetiyle dikkat çeken oyuncu bütün etnik kökenlere ve milletlere barış dilerken, Fatih Akın ve Haluk Bilginer’e övgü düzmeyi de ihmal etmedi.
Bizimle olduğun için çok teşekkür ederiz. Entelektüel insanlarız. Gerçekle kalırız. Işıkla kal. İncili öğrendiğimde duygusallaşmayı fırsata çevirdim ve araştırma yaptım. ‘Gospel of John’a denk geldim. Işıkla kal, karanlığa kayma asla!
Bu konuda bir yükseliş var. Herkes, bireylerden ziyade toplu olarak hareket ediyor. İlk geldiğimde ‘yan komşunun kızı’ olarak görülüyordum. Tiyatro salonu açtım, Farsça tiyatro yaptım. Ama arka planları ve etnik kökenleri farklı olanların önü yavaş yavaş açıldı. Jackie Chan, Bruce Lee ile başlamıştı belki de bu. Her şey oyuncunun ülkedeki aktörlüğünde koptu. Tepeden tırnağa global olmalısınız. Bu da böyle bir mesele… Yeni Zelanda, Avustralya, İran, Türkiye derken hayat sanatı, sanat hayatı taklit ediyor.
28 ülkeden aktörler var yeni yaptığım TV dizisinde. Birleşmiş Milletler gibi…
Çocuklarımızla özgür bir dünyada yaşıyoruz. Hepsi herkes için. Sevdiğim sarı bir oyuncak bebek vardı. Kuzenim aldı, ağlamaktan canım çıktı. Önemli olan onunla ilgilenmek. Bu dünyada başka insanlara da saygı duymalısınız. İç Savaş’ta da bencil karakterler var. Evet, ama önemli olan bir daha olmamasını beklersiniz. Filmle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Ama 2. Dünya Savaşı’yla ilgili önemli İngilizce filmler çekildi. Özellikle de Yahudi soykırımı ile ilgili… Marlon Brando ve diğerleri…
Aman Tanrım! İlginç.
Farsça filmlerde de aynı problemi yaşıyoruz. ‘Yallah yallah’ diyorlar önden, sonra her şeyi ondan ibaret zannediyorlar.
Elbette Ermeni karakteri oynayacak oyuncu bulmak zor.
Çok önemli bir arkadaşım var. Hiçbiri yapmak istemiyor. Çok saygıya değer bir oyuncu, ilk teklif ona gitti.
Söyleyemem.
Benim düşmanlarım İran’a karşı olduğumu düşündü. Ama önemli olan adaletsizliklerin üzerine gitmek. Ben de derinlikli filmlerde veya dizilerde oynamaya çalışıp dünyada özellikli bir yere sahip olmak istiyorum.
Evet, hain olduğum için beni bağışla!
Evet kesinlikle. Ama öncesinde söylemem gereken bir şey var: Fatih Akın’la çalışmalıyım. Ona selamımı ilet. En sevdiğim film “Duvara Karşı”…
Seçmelere katıldım. Bir İranlı oyuncu arıyorlardı. İran televizyon ve radyolarında böyle bir oyuncu aradıklarını söylediler. 300 kişi gitti. Hiçbiri oyuncu değildi. Kast direktörünü Beverly Hills ve Westwood’a göndermişlerdi. Oradaki en sevilen İranlı oyuncuyu sordular. Benim ismimi vermişler. ‘Shohreh, Shohreh’ demişler. Ama isim değişiyor. Çok güzel, güneşli bir günde beni aradılar ve ‘Soraya Abadaslı’ ile görüşmek istediklerini söylediler. ‘Benim adım başka dedim’, ‘olsun fark etmez gel bizimle’ diye cevap verdiler.
Kesinlikle. DreamWorks, “Sisler Evi” ile ilgileniyordu. Kitabı okudum. Okurken sesler çıkardım. Bir gün bu kitaptan film çekerlerse ve bana bu rolü veremezlerse haksızlık yapmış olurlar dedim kocama. Demokrasi yok dedim. Kocam ‘politik bir hayvan’ olduğumu söyledi. Sonra seçmeyi çektiler ve DVD’ye koydular.
Çok teşekkür ederim. Haluk’la çalışmaktan mutluluk duydum. Fazlasıyla Türk oyuncu ile çalıştım. Yoğun bir konsantrasyon, odaklanma ile role sarılıyorlar. Kendilerini adıyorlar. Numan da var.
Sabah akşam, her saat politika konuşuyorduk, hepsi unutuluyor. Carcar gevezelik, ne zaman birbirimizi bulsak… Bir oyun yapmaya karar verdik. İstanbul’da küçük bir tiyatrosu var. Çok nazik bir adam, inanılmaz. Fazlasıyla sakin bir ruhu var. Onunla çalışmaktan çok mutlu oldum.
Evet… Çok trajik… Dünyada başka bir yerde olsaydı, daha güvenli olabilirdi. Belki de başka türlü bilemiyorum... Ama onunla çalışmak müthişti. Adeta oyunculuk okuluna soktu beni. 19 yaşında tiyatroya başlamıştım, 22’de onunla çalıştım. Bariz bir şekilde tiyatroda nasıl çalışacağımı biliyordum. Kameranın önüne ‘kendin ol ve diyalogları söyle, başka bir şey yapmana, yeni bir şey katmana gerek yok. Sadece karaktere odaklan’ dedi. Ben de hala yapıyorum bunu…
Yani belki de. Sorunuz ‘devrim olmasaydı, bunu yapar mıydım?’ mı? Tehdit edilmeseydim ve filmlerin üretimi sürseydi, ‘niye ülkenizi terk edersiniz?’ gibi bir soru geliyor akla. Mecburiyet elbette…
İranlı, Türk, Ermeni hepimiz… Barış kazansın…
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce