En çarpıcı 15 yasak ilişki filmi
1943 yılında Luchino Visconti’nin sinemaya soktuğu bunun devamında ise Fransız Yeni Dalgası’nın el attığı ‘ilişki filmi’ konsepti, Antonioni’den Bergman’a uzanan geniş bir çerçevede usta yönetmenlerin arasında kendine yer bulmuştur. Ancak ilişki filmlerinin de belli formülleri vardır. Bunlar arasında özellikle ‘yasak ilişki filmi’, ‘cinsel ilişki filmi’ (Bkz. “Duygu İmparatorluğu”), ‘üçlü ilişki filmi’ (Bkz. “Jules ve Jim”), ‘küçük-olgun ilişkisi filmi’ (Bkz. “The Graduate”), ‘cinsel fantezi filmi’ (Bkz. “Lulu’nun Yaşları”), ‘noiresk ilişki filmi’ (Bkz. “Maç Sayısı”), ‘ensest filmi’ (Bkz. “Fool for Love”) , ‘cinsel arayış filmi’ (Bkz. “Randevu”) ve ‘seks oyunu filmi’ (Bkz. “Crash”) gibileri öne çıkar.
Bu noktada ‘yasak ilişki filmi’ kavramının dünya sinemasında daha aktif ve tabiri caizse kaşarlanmış olduğunu söyleyebiliriz. Zira bunların arasında eleştiri oklarını en az üzerine çekenidir incelediğimiz alan. Aslında İtalyan ve Fransız sinemasının ahlaki sorgulamasını üst sınıf üzerinden yapmasıyla devreye giren bu ‘sansür’ karşıtı kavram, devamında kendine başka yönetmenlerin evreninde de yol bulmuştur. İlk olarak İtalya’da Luchino Visconti ve Michelangelo Antonioni gibilerinin elinde büyüdükten sonra Fransa’dan Eric Rohmer ve Louis Malle’ın ‘Yeni Dalga’ temsillerine transfer olmuştur.
Onun devamında 70’lerin Fransız sineması ekolünden yönetmenlerin uğrak noktasına dönüşmesinin yanında, İngiliz kostümlü dramalarının içine sızmış, ‘queer cinema’ eğiliminde temsil edilmiş, İspanyol sinemasının pembe dizi dokulu dünyasında yer bulmuş bir alan haline gelmiştir. Şimdilerde ise fazlasıyla Amerikan bağımsız sinemasından çıkan genç yönetmenlerin uğrak noktasına dönüştü. Ancak halen İtalyan, Fransız ve İspanyol arka planını kaybetmeden yoluna devam ediyor.
İşte genelde bir evliliği bozan ‘yasak aşk’ meselesine odaklanan ‘yasak ilişki filmi’nin sinema tarihinde verdiği en akılda kalıcı 15 film şöyle:
Sinemanın bilinen ilk yasak ilişki filmi. Luchino Visconti imzalı. Para için evlenen orta halli bir kadının cinsel arayışına odaklanan yapıtın, bu konuda türevlerini üretmesi önemli. Yönetmenin kendisinin de daha çok kostümlü dramalarda bu temsili kullanması şaşırtıcı bir yol açmıştır aslında.
Gerçek anlamda bir yasak ilişki filmi denemeyecek olsa da içine ‘gizem’ ve ‘kara film’ gibi türleri formülle buluşturma özgünlüğüyle burjuva sınıfını taşlama yetisi olağanüstüdür. Yitip kaybolmanın somut temsilini bulan eşin bu olayı yaşamasının devamında, arkadaşının onun kocasıyla girdiği ilişki ana sorunsal burada. Ama elbette Monica Vitti’nin ‘hayalet’i etrafta! Antonioni’nin modern sinemaya start veren filmi.
Stanley Kubrick’in ilişki filmlerine kendi yorumunu kattığı filmi. Birazcık ‘dörtlü bir yasak ilişki filmi’ olarak anılabilir. Ancak burada burjuva sınıfının insanları sürüklediği noktanın tedirgin edici, cüretkar ve klansal hali halen unutulmuyor. Zira ‘cinsel fantezi’ konseptini de zekice kullananırken renklerle ve yüksek atmosfer güdüsüyle yol alan bir yasak ilişki filmi bu.
Aristokrat bir kadının evlilikten sıkılmasını tek malikanenin etrafında, yalnızlığı portreleyen uzun planlarla ele alan Louis Malle imzalı bir eser. Burada ‘Tutku’nun peşinde koşan Jeanne Moreau; sonradan böyle kadın karakterlerin ya da bir sınıfın konformist hayatının ahlaki tercihlerinin, yargılarının ve daha nicesinin temsiline dönüştü.
Amerikan sinemasında da ‘ilişki’ kavramının cüretkar olabileceğini Woody Allen’a kanıtlayan eser. John Curran’ın Antonioni’vari minimalist yönetmenliğiyle kaybolan ruhların üzerine gittiği eseri, özellikle Naomi Watts, Mark Ruffalo, Laura Dern ve Peter Krause’nin arasındaki dengeli aldatma dörtgeniyle dikkat çekiyor.
Jean Vigo etkisinde bir tekne kullanımı ve İngiltere sahillerinde eşinden bıkmış iki insanın yasak ilişkisi. Tilda Swinton ile Ewan McGregor’ın mavi dokudaki ‘doğal tutku temsili’ portresinin müsebbibi 2000’lerin bu alana en hakim ismi David MacKenzie.
Belki de sinemanın ilk lezbiyen yasak ilişki filmlerinden. Lisa Cholodenko’nun Radha Mitchell’i yönetme ve onun erkek-kadın arasındaki tercihine doğru ilerletme konusundaki ‘samimi’, ‘oyuncu odaklı’ ve ‘dengeli’ becerisi olağanüstü. ‘Queer cinema’ (ABD’de doğan eşcinsel sinema akımı) akımının en dikkat çekici temsilleri arasında.
20. Yüzyıl’ın başında bir İngiliz kırsalında geçen hikaye, aristokrat bir kadın ile çalışanı arasındaki ‘yasak tutku’ya odaklanıyor. Cinsel ahlak açısından dönemi için çığır açıcı noktalara gitmesi ve Joseph Losey’nin ‘yozlaşmış ilişki’ meselesine hakim haliyle dikkat çekici olabiliyor. Dönemsel dönüşüm geçiren stilize kostümlü dramaların da en özgünüdür bu yapıt.
Eric Rohmer’in ‘ahlak hikayeleri’ serisinin sonuncusu. İş arkadaşıyla yasak aşk yaşayan ve bunun sonuçlarını tartması sebebiyle bir türlü aksiyona geçemeyen bir adamın portresi. Fransız Yeni Dalgası kaynaklı Rohmer’in içinde bulunduğu ‘edebiyat akımı’na uygun diyalog ve oyuncu odaklı evreniyle servis ediliyor.
Mike Figgis’in yüksek müzik ve yabancılaştırma becerisinden güç alan bir tek gecelik ilişki hikayesi. Hiç kuşkusuz 2000’lerde üretilen Amerikan bağımsızlarında, buradaki Wesley Snipes-Nastassja Kinski etkileşiminin katkısı inkar edilemez.
Visconti’nin aristokrasinin içindeki yasaklı şeylere odaklanma geleneğini, Leone’nin stilize yönetmenliğiyle birleştiren bir ilişki filmi operası. Tilda Swinton’ın zoraki geldiği evde, oğlunun arkadaşıyla yaşadığı tutkusal duygu bir hayli çarpıcı. Seks sahnesi Luca Guadagnino’nun becerisiyle belki sinema tarihinin konudaki en iyisi.
Yasak ilişki ve video kaset kayıtları üzerine garip bir eser. Steven Soderbergh’in belki de en bağımsız yapıtında merkeze alınan orta sınıf Amerikan ailesindeki çöküşe; Peter Gallagher, Andie MacDowell ile James Spader büyük katkı veriyor.
Almodovar’ın ‘yasak ilişki’ meselesini pembe dizi tonlu melodramatik bir temele yerleştirdiği eseri. ‘İlk görüşte aşk’, ‘zoraki evlilik’ ve ‘tutku’ üzerine çarpıcı bir yapıt. Francesca Neri’nin kullanılışı olağanüstü.
‘Uzun ve dingin ilişki’yi bırakıp Gérard Depardieu’nün canlandırdığı dağınık karakterdeki tutkuya kapılan bir kadının hikayesi. Isabelle Huppert'in feminist sahne kimliği burada da Maurice Pialat’nın yönetiminde cüretkar noktalara açılıyor.
Ji-Woo Jung’un ilk yönetmenlik denemesi mutlu mesut aile tablosunun ‘tutku’ ile yok edilmesi üzerine bir ‘mutlu son arayışı’ eseri olarak görülebilir. Cesur erotizm dozuyla halen akıllardan çıkmayan bir Güney Kore filmi. Cannes Film Festivali’nden ödüllü üstelik.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce