Orijinalinden kopya 15 Türk filmi
Türk sinemasının niye ayakları üzerinde duramadığı konusunu sürekli kendi kendimize sorarız. Ancak bunun esas sebebi özellikle 70’li ve 80’li yıllardaki ‘fazla üretim’ döneminde Amerikan filmlerinin ‘yeniden çevrimleri’nin ya da ‘kültürel uyarlamaları’nın sinemamızı ayakta tutmaya çabalamasıdır. Bu bağlamda sayısız örnek verilebilecek olsa da, o dönemden 11 filmin büyük bir yüzdesini oluşturduğu bir liste çıktı ortaya. Bunu oluştururken özellikle ‘birebir kopya’ olan filmleri öne çıkarttığımızı da ekleyelim.
Rekor bir yeniden çevrimle dikkat çeken Billy Wilder imzalı eserde Jack Lemmon ve Walter Matthau rol alıyordu. Bizim en kalıcı komedilerimiz arasında yer alan 64 ve 70 tarihli versiyonlarında ise Sadri Alışık birinde İzzet Günay, birinde Yusuf Sezgin ile aynı sahneyi paylaştı. Mafyadan kaçan iki erkeğin kadın kılığına girerek yaşadıkları serüvenler, Gürgen Öz ve Sarp Apak’ın rol aldığı 2008 tarihli “Plajda”da da karşımıza çıktı.
O zamanlar Hollywood yapımı eserlerin ülkemize geç gelmesinden yararlanan bir Metin Erksan filmi. Halen sinema dünyamızın kült filmleri arasında en üst sıralara konan bu eser, rahip yerine imamı yerleştiren birebir bir versiyon idi.
Memduh Ün imzalı eser, Charlie Chaplin’in ilk uzun metrajlı filminin gerçek anlamda kültürel bir yeniden çevrimidir. Kemal Sunal ile Nilgün Saraylı’nın ‘baba-oğul’ ilişkisinden oluşan duygu dolu ve eğlenceli anlar ise dikkat çekicidir.
2000’lerin başında zeki bir Coen Kardeşler yeniden çevrimine dönüşen bu Alec Guinness başrollü yapıt, Turgut Yasalar’ın yönetmenliğinde bir de Türkiye versiyonuna sahip. Muhtemelen son 10 yılın en kitsch (ucuz dokulu) filmlerinden olan eser, başroldeki Fatih Ürek’in kılıktan kılığa girememe beceriksizliğini ‘bayağılık’larla sarmayı çok iyi becermiştir, kabul edelim!
Bu konuda ‘favori’lerden biridir. Orijinal filmin 1984’de Türkiye’de vizyona girmesi ise düşündürücüdür. Tabii senaristin sonranın saygı duyulan yönetmeni Barış Pirhasan olduğu da unutulmamalı.
Atıf Yılmaz imzalı, Nevra Serezli, Levent Kırca, Perran Kutman ve Şener Şen’in rol aldığı Ne Olacak Şimdi, 1949 tarihli bir George Cukor screwball komedisinin aynısıdır adeta. Temeldeki ‘avukat olan bir karı-koca, bir boşanma davasında karşı karşıya gelirse ne olur?’ sorusunun izinde giden bir mizah vardır bu filmde. Spencer Tracy-Katherine Hepburn gibi Hollywood’un ilk döneminin unutulmaz ikilisi öne çıkarılırken, Atıf Yılmaz’ın filminde dört karakter de aktif rol oynamıştır. Cukor’un 1949 tarihli eserinin, Türk versiyonu vizyona girdikten bir sene sonra ülkemizde TV’de yayınlanması ise ne kadar ilginç bir tesadüf öyle değil mi?
İngiliz taşrasında ‘aile kurumu’na uygulanan şiddeti Türk-Rum çatışmasına çeviren bir eser. Yıldız Kenter’in başrolünde oynadığı Natuk Bayran imzalı bir yapıt.
İşin garibi Freddie Francis imzalı bu yapıt, ‘maymun’u bulan Joan Crawford’un etkisiyle dikkat çekmeye çalışmıştı. Bizim 1975 tarihli Zeki Ökten imzalı “Hanzo” ise şehre geldiğinden itibaren Kemal Sunal’ın gücünden beslenen ilkel yaratığın izinde yürüdü. Kültür mü diyelim, değişim mi bilemiyoruz.
Bir Kanada yapımı tuvalet komedisi olan “Porky’s”, son yıllarda Türk sinemasının ‘çöp’ üretiminin en has temsilcilerinden “Neşeli Gençlik”in odak noktasıdır. Hikaye de olay örgüsü de karakterler de aynıdır.
Kemal Sunal’ın kaynağını Charlie Chaplin’den aldığını en iyi ispatlayan yeniden çevrimlerden biri. Kör bir kıza aşık olan, alt sınıftan sakar bir adamın ona ‘göz ameliyatı’ yaptırması ile yaşadığı komik durumlar ele alınır temelde burada. Bu da 52 senelik bir arayla ülkemize gelmiştir.
Kaynakça, René Clair’in 1931 tarihli klasiği tiyatro estetiğini sinemaya ilk sokan ‘şiirsel gerçekçi’ ürünlerden biri. Şener Şen’in filmi ise unutulmaz bir komedi. Bu iki eserin, birebir hikayeleri ve karakterleriyle dikkat çekici bir etkileşimleri var şüphesiz.
1976 tarihli Fransız filmi “Pardon Mon Affaire”in Amerikan versiyonu “Kırmızılı Kadın”ın (“The Woman in Red”, 1984) Türk şubesi. Gene Wilder’ın yerinde Şener Şen var. ‘Gizemli kadın’ın peşine düşen şapşal bir adamın öyküsü...
Aslında ‘Türk sineması Hollywood’a yetişti’ yorumu yapılabilir. Zira Kiyoshi Kurosawa imzalı ‘internetten cin çarptı’ konulu Japon korku filminin 2006’da hem Türkiye hem de Hollywood’da aynı anda yeniden çevrime kavuşması ilginç. Ancak Hasan Karacadağ bundan bahsetmeyip ortaya bir B filmi çıkarırken, Hollywood şubesi tamamen yasaldı.
‘Kılık değiştirerek kadın rolü kapma mizanseni’ni töreye karşı aşk konusunun üzerine yerleştiren eser, Sunal’ın akılda kalıcı filmlerinden. Karşımızdaki yapıt birebir yeniden çevrim olmasa da esinlenmeler çok açıktır. Orijinalinin aynısı sahneleriyle dikkat çeker.
Sonrasında bir Adam Sandler filmine de konu olan bu Frank Capra imzalı yapıt, Kemal Sunal’ın eğlenceli eserinin atardamarını oluşturuyordu. Bu ‘sonradan görmelik’ mizahı tutuyordu tutmasına ancak 30’ların filmleri Türkiye’ye gelmediği için bu kadar başarı elde etti işin doğrusu.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce