Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar
30 EYLÜL FİLMLERİ

90’larda diyalog komedisi alanındaki faaliyetleriyle çıkış yapan Kevin Smith, burada son yıllarda farklı türlerde sürdürdüğü işlevlerine devam ediyor. Ancak “Şeytanın İni”, “Zoraki Takip” ve “Babasının Kızı” kadar alanında safkan ve klişe bir örnek değil. Aksine yönetmen belli ki “Dogma”vari bir dini taşlamaya el atarken, eleştiri oklarını da Amerikan toplumundaki homofobik bakışa yönlendirmek istemiş. Bu bağlamda bozucu bir okült korku filmi ile çıkagelirken, onu ‘polisiye’ kalıplarıyla da sarıp bir tür harmanı ile dikilmiş karşımıza. Smith’in araya giren diyalog komedisi meyilli karakterlerin ilişkisindeki iyi-kötü mücadelesini bozması ise hiç ama hiç sürpriz değil!

Kendisi ‘safkan’ bir korku filmi çektiğini iddia etse de aslında “Şeytanın İni” (“Red State”, 2011), Smith’in en ‘bozucu’ filmi olarak anılabilir. Bu noktada da yönetmenin filmografisinin ‘dini taşlama’ ayağı “Dogma” (1998) ile daha bir akraba gibi. Aslında son dönemde melodram, polisiye gibi alanlara girmesinin ardından burada gerçek anlamda bozucu bir okült korku filmine imza atması ilgi çekici bir şahsiyet olduğunu kanıtlıyor yeniden.

Otuzuncu dakikaya kadar her şey normal

Zira filmin ilk 30 dakikalık kısmı, eşcinsel olduğu iddia edilen böylesi filmlerde ‘doğrandığı’nı bildiğimiz birtakım gencin yakalanıp ‘bir mekan’a götürülmesine ayrılmış. Oraya kadar da onların sakarlıklarını ve seks arayışlarını izliyoruz. Aile ilgisizliğine de meyleden ergenliğe geçiş hikayesini pürüzsüz yansıtıyor Smith. Tek fark HD’nin son icadı RED ile filmini elde tutulan ‘gri’ tonlu bir kamerayla çekmiş olması kendisinin.

Ancak bunların eşcinsellik karşıtı okült bir grup tarafından kilisemsi bir eve hapsedilmelerinin devamında asla beklenenler olmuyor. Bu yolda seyirci bir anda Michael Parks’ın bu ‘şeytana adak yakma’ işlevli kimliğiyle ve bitmek tükenmek bilmeyen diyaloglarıyla darmadağın edilmiş. Böylece Smith, “Ecelle Yarış” (“Race with the Devil”, 1975), “Gizemli Ada” (“The Wicker Man”, 1973), “Korku Çocukları” (“Children of the Corn”, 1984), “İçten Gelen” (“From Within”, 2008) gibi bilinen örneklerini gördüğümüz bu korku alt türünden seslenme amacını yerine getirmiş.

Korku ile polisiye ‘Smithesk’ karakterlerle yıkılmış

Fakat bu noktadan sonra bozucu hamlelerini en az ikiyle daha çarpmış. Zira Michael Parks’ın ‘rahip’ karakteri ile John Goodman’ın ‘polis’ karakterini, kendi diyalog komedisinden alışık olduğumuz karakterleriyle aynı işlevi görür şekilde konumlandırmış. Anlayacağınız türün atardamarını bozarak araya iki aykırı ve bozucu tipleme yerleştirmiş.

Aslında bu durumun ikinci kısımdaki ‘polis ile çatışma sahnesi’nin gore (kanlı) haline yansıdığı da söylenebilir. Zira ilk bölümdeki ev içi koşuşturmacada bakış açıcı kamerası, snoary cam ve steadicam gibi aygıtlarla dökülen kan oranı, burada kalıbına uygun silahlı çatışmalara malzeme olmuş. Böylelikle yönetmen, polisiye ile okült korku filmini iç içe sokarak işlevlerini sürdürmüş.

Eleştiri oklarını homofobik bakış açısına yönlendirmiş

Hepsi de homofobik Amerika’nın güneyinden kopma insanların bu varlığını aydınlatmak için aslında. Zira okült korku filminin temelinde ‘dini inanış’ meselesinin şaşırtıcı köktenciliği vardır. Muhtemelen Smith, bu hikayeyle yola çıktığında böylesi toplumsal bir yaraya parmak basmak istemiş. Bu durum da stüdyo katkısının uzağında bir eser getirmiş karşımıza. Bunu Goodman ile Parks’ın diyaloglarıyla bozması ise yönetmenin bir bakıma günümüz korku filmlerinin gereksiz şiddet ve ergen kimliği muamelesine tepkisi niteliğinde.

“Şeytanın İni”, ilerleyen dönemde kült bir eser olarak anılabilir. Ancak kesin bir şey var o da Smith’in, “Babasının Kızı” (“Jersey Girl”, 2004) ve “Zoraki Takip”te (“Cop Out”, 2010) uzaklaştığını gördüğümüz wisecrack (diyalog) komedi geleneğinde çok da uzağa gitmediği gerçeği. Zira bunlar iki kafadar filmi ve melodram alanında keskin örneklerdi. Bu film ise bozucu bir okült korku filmi.

FİLMİN NOTU: 5.5

Künye:

Şeytanın İni (Red State)

Yönetmen: Kevin Smith

Oyuncular: Michel Angarano, Michael Parks, Kyle Gallner, John Goodman, Melissa Leo, Kerry Bishé, Alexa Nicholas

Süre: 88 dk.

Yapım Yılı: 2011

ENTELEKTÜEL BİR ZAMAN YOLCULUĞU

Üç sene önce “Barselona, Barselona” ile İspanya’ya açılan Woody Allen, bu sefer oklarını Fransa’ya çevirmiş. Neyse ki “Paris’te Gece Yarısı”, ülke sinemasına uygun bir doku tutturmaktan ziyade yönetmenin 70’lerde yaratıcı fikirlerle yürüyen diyalog komedisi anlayışıyla ilerlemiş. Bu da karşımıza sanat tarihinde bir 94 dakika sunmak için ‘zaman yolculuğu’nu kullanan, onu da retro bir estetiğe oturtarak keyif aşılayan bir yapıt çıkarmış. Özellikle de belli dönemler üzerine yürüttüğü ‘altın çağ’ tartışması ve Owen Wilson’ın performansı ile dikkate değer.

Kariyerinde ‘fantastik’ sulara girmesine çok fazla alışık olmadığımız Woody Allen, bu sefer bir zaman yolculuğu filmi ile selamlamış seyircileri. Ne kadar garip öyle değil mi? Ancak geri çekilmeye gerek yok. Zira 70’lerdeki o samimi mizah anlayışından nağmeler sunan bir yapıyla karşımızda bu sefer yönetmen. Bu diyalog yüklü ve hiciv dolu anlayış; zaman yolculuğunu da ti’ye almasına yol açmış kendisinin.

Allen’ın Paris’ten anladığı entelektüel sosyete ve nostalji

Belki “Muz Cumhuriyeti” (“Bananas”, 1971) veya “Ne Haber, Kaplan Lily?” (“What’s Up, Tiger Lily?”, 1966) kadar başarılı bir eser yok karşımızda. Ancak Allen’ın onlardakilere benzer eğlenceli bir fikir ürettiği kesin. Bundan önce Barcelona’dan anladığının özgür seks ve melodram olduğunu idrak ettiğimiz yönetmen, Paris deyince aklına geleni entelektüel sosyeteyi ve nostaljiyi perdede canlandırma olanağı yakalamış bu sefer.

Hikaye yapısını da buna istinaden oluşturmuş: ‘Gil, nişanlısı ile geldiği Paris’te gece yarısı olduğunda Külkedisi hesabı 1920’lerden kopmuş bir at arabasıyla alınıp o zamanın dünyasına götürülür.’. Böylece film eline omurgasını oluşturacak bir fikir almış.

Son 10 yıldaki ikinci nokta atışı

Buna Allen’ın kendi yerine Owen Wilson’ı yerleştirmesi, yani bir bakıma yukarıdan bakan, egosantrik ve kabak tadı veren mizacını rafa kaldırması eklenmiş. Böylece gerçek bir mizah depolaması yapılırken, günümüzün tukaka edilen komedi oyuncularının da saygı görecek yeteneğe sahip olduğu ispatlanmış.

Aslında “Paris’te Gece Yarısı”nın (“Midnight in Paris”, 2011) işlevsel taraflarından biri de “Yok Ya!” (“Anything Else”, 2003) ile birlikte son 10 yılda Woody Allen’ın diyalog komedisi geleneğinden çıkan en öngörülü film olması. Orada Jason Biggs’i, burada Wilson’ı yerine koyan Allen’ın da bu konuda bir bakıma ‘nokta atışı’ yaptığı görülebiliyor.

Üşengeç Allen’ı bertaraf edecek kan bulunmuş

Filmi götüren de aslında bu samimiyet biraz. Zira karşımızda Scott Fitzgerald, Cole Porter, Jean Cocteau, Ernest Hemingway, Pablo Picasso, Gertrud Stein, Luis Bunuel, T.S. Elliott, Man Ray, Henri Matisse gibi sanat çevresinin öncü isimlerini içeren lezzetli bir evren var. Eldeki ürünün de en büyük kozu yönetmenin entelektüel görüşü doğrultusunda bunlara özel karakter ve oyuncu bulması.

Özellikle Brody’nin Bunuel rolündeki unutulmaz haline dikkat çekmek lazım. Tabii bu duruma Darius Khondji’nin Fransa çıkışlı tecrübesiyle geçmiş ile günümüzde geçen sahnelerdeki boyut ayrımını alan derinliğiyle yapması da eklenmiş. Böylece Allen’ın ‘üşengeç’ yönetmenlik kimliği bertaraf edilmiş. Zira kendisinin her daim itiraf ettiği ‘sahneler için özel çerçeve düşünmüyorum. Set ortamını sevmiyorum. Orada fazla kalmamak için her şeyi tek çekimde hallediyorum’ görüşü burada da gözlemlenebiliyor.

Altın çağ hangi yüzyıldaydı?

Ancak esas olan dramatik omurga elbette. Zira buradan bakınca ‘19. yüzyılın sonu mu altın çağ idi, 20. yüzyılın başı mı, yoksa yeni milenyum mu?’ gibi soruları soran entelektüel metinler açılmış aslında. “Paris’te Gece Yarısı”nın fantastik komedilere getirdiği yaratıcı yaklaşımla, bir taraftan “Müzede Bir Gece” (“Night at the Musem”, 2006) kadar keyifli durduğu, bir diğer taraftan da “Somewhere in Time” (1980) zekasında bir eskitilmiş-retro dokuyla seslendiği kesin.

Filmin tek sorunu ise halen sinemayı ciddiye almayan Woody Allen’ın üşengeçlikten plan sekans ve geniş açılarla idare etmesi. Bu durum, samimiyeti ve tonlamayı zedelese de, oyuncuların katkısıyla kendini kurtarmış neyse ki. Polis rolündeki Gad Elmaleh bile doğru bir tercih. Zira Allen burada kendini ciddiye almayıp ‘ego’ patlamasına yol açmayınca samimiyetiyle keyif aşılamayı becermiş. Bunu bilerek mi yapmış peki? İşte ondan emin değiliz.

FİLMİN NOTU: 5.8

Künye:

Paris’te Gece Yarısı (Midnight in Paris)

Yönetmen: Woody Allen

Oyuncular: Owen Wilson, Rachel McAdams, Marion Cotillard, Kathy Bates, Adrien Brody

Süre: 90 dk.

Yapım Yılı: 2011

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

3 (Drei / Three): 7

40: 6

Akılalmaz (Unthinkable): 2.1

Anneler Günü (Mother’s Day): 2.6

Arabalar 2 (Cars 2): 5.5

Aşırıcılar (Kari-gurashi no Arietti / The Borrowers): 5

Aşk ve Küller (Blue Valentine): 6

Aşkın Halleri (Le Nom des Gens): 4

Aşkın Sessizliği (Tous Les Soleils / Silence of Love): 2.9

Ateşli Oda (Habitación en Roma / Room in Rome): 7.9

Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins): 4.8

Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin / A Separation): 2.5

Bir Tutam Cennet (A Little Bit of Heaven). 3.3

Bir Zamanlar Anadolu’da: 7.7

Çatı Katı (Loft): 4.5

Dehşetin Gözleri (Zwart Water / Two Eyes Staring): 3.5

Goethe’nin İlk Aşkı (Goethe!): 3.4

Hangover 2: Felekten Bir Gece Daha (The Hangover: Part II): 5.3

Hanna: 7.9

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2 (Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II): 5.8

Her Yerde Aşk (Manuela d’Amore): 2.2

İblis (La Possession de Emma Evans): 1.8

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika (Captain America: The First Avenger): 2.1

İmkansızın Şarkısı (Noruwei no mori / Norwegian Wood): 6.5

İyi Günde Kötü Günde (Love, Wedding, Marriage): 2

Julia’nın Gözleri (Los Ojos de Julia / Julia’s Eyes): 7.5

Kanıma Gir (Let Me In): 4.2

Kara Büyü (Needle): 3

Kazananlar Kulübü (Win Win): 6

Kiracı (The Resident): 5

Kolombiana: İntikam Meleği (Colombiana): 4.9

Korku Gecesi (Fright Night): 3.5

Kovboylar ve Uzaylılar (Cowboys and Aliens): 4

Kötü Öğretmen (Bad Teacher): 5.2

Kral Henry (Henri 4): 2.2

Larry Crowne: 4.1

Maymunlar Cehennemi: Başlangıç (Rise of the Planet of the Apes): 3.9

Nedimeler (Bridesmaids): 1.6

Ölüm Odası (Chatroom): 7

Ölümüne Kaçış (Essential Killing): 7

Patrondan Kurtulma Sanatı (Horrible Bosses): 4.9

Ruhlar Bölgesi (Insidious): 10

Saç: 7.8

Saklı Ruh (Hidden 3D): 2.9

Suikast (The Conspirator): 6

Şirinler (The Smurfs): 4.1

Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü (Transformers: Dark of the Moon): 6

Ultra Mega Süper Kahraman (Griff the Invisible): 4

Uzaylıların Şafağı (Attack the Block): 4.8

Vampir Cehennemi (Stake Land): 5.3

Yağmuru Bile (También la lluvia / Even the Rain): 5.5

Yaşamın Ritmi (Sound of Noise): 6

Yeryüzündeki Son Aşk (Perfect Sense): 8.3

Yeşil Fener (Green Lantern): 5.7

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

keremakca@haberturk.com

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar