En iyi 15 Türk filmi
Bilindiği üzere Muhsin Ertuğrul’un Türk sinemasını kalkındırmaya çalıştığı dönemi saymazsak; 1950’lerden günümüze kadar çeşitli yönetmen jenerasyonlarıyla büyüyen bir sinemamız var. Yedinci sanatın ulusal kolu da bunların farklı ideolojilerinden güç alarak kendine bir yol belirlemiştir zaten. Bu durumun Yeşilçam gerçeğinin arka plana itildiği son 20 senede farklı kulvarlara girdiğini de not düşmek şart.
Ben de Muhsin Ertuğrul’un hakimiyetinde geçen ilk dönemin çok bulunmayan ve gelişme göstermeyen filmlerini devre dışı bırakarak, öncelikle 1950’lerin sonunda başlayan ‘ilk kuşak yönetmenler’e odaklandım. Ömer Lütfi Akad, Metin Erksan ile Halit Refiğ’in sinemamıza yön veren birer filmi birincil hedefim oldu açıkçası. Bunlar, 60’ların sonunda ‘Yeni Dalga’ atılımının öncüsü Yılmaz Güney’in ve onun etkisinde filizlenen ikinci kuşaktan Ömer Kavur ile Tunç Okan’ın filmleriyle çeşitlendi.
90’ların ortasına kadar hakimiyet kuran bu modern yönetmenlerin ardına Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim ile Zeki Demirkubuz’un öncülüğünde kavrulan üçüncü kuşağın ürünleri takıldı. Bu bağlamda ‘ana akım sinema’ algılı dördüncü jenerasyonun henüz olgunlaşmadığı için sadece “Küçük Kıyamet”i içeriye sokabilmesi de olağan.
Bu sıralama sayesinde Türk sinemasının ilk dönemindeki göç olgusu ve aşk hikayesi çerçevesindeki arayışından, zamanla gelişen ve dünyaya ayak uyduran bir geleneğe uzandığını da idrak etmeniz mümkün. Bu da kanımca 15 filmlik toplamın çatısını oluşturuyor. Listeyi toparlarken, üç ‘kilit’ isim için bunu başaramasam da yönetmenlerden özellikle birer film almaya gayret ettiğimi de ekleyeyim.
Türk sinemasının birinci kuşak yönetmenlerinden Metin Erksan’ın tasavvuf çatısını bir aşk hikayesinin köşelerini almak için kullandığı eseri. Bozucu bir Yeşilçam ürünü olarak özetlenebilecek eserin, romantizmden, bağlılıktan ve unutulmazlıktan anladığı çok çok farklı. Kuşkusuz dünya sineması tarihi açısından dahi defalarca kez incelenmesi gereken bir klasik.
Dünya sinemasından sayısız film modelini iç içe geçirerek İstanbul’un çıkmazlarından masalsı ve postmodern bir başyapıt çıkaran Reha Erdem ürünü. Ses kullanımı, sinematografi algısı ve kurgu becerisiyle evrensel anlamda iz bırakan bir yapıt.
Lütfi Akad’ın biraz da olsa melodramlardan sıyrılarak bir sanat eserine imza attığı nokta. Anadolu efsanesi estetiğini köye, ut çalan bir kahramanın çevresine yerleştiren, ışık, doku ve yönetmenlik oyunlarıyla harmanlı özel bir film. Uzun süre ortalıkta olmaması ise geç keşfedilmesini sağladı bu Nazım Hikmet eserinden uyarlanan yapıtın.
Orhan Pamuk romanından uyarlanan, Lychnesk bir Türk filmi denebilir. Detay motifleri, atmosferi, karakterleri ve daha nicesiyle adeta sub-noir (belleğin içinde gezinen kara film) kavramının karşılığı. Ömer Kavur, Türk sinemasının ne kadar ötesinde bir sanatçı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır burada.
Sıradan bir otel sahibinin ruhsal-psikolojik dünyasının öznel bir tasvirle ve zeki detaylarla kavrayarak iz bırakmış bir yapıt. Yusuf Atılgan’ın romanından sinemalaştırılan eserin, düşünsel derinliği, oyunculuk ihtişamı ve yönetmenlik geleneğiyle halen ülke sinemasının üstünde olduğu kesin.
Hat estetiğini evrensel bir üslup haline getiren, Derviş Zaim’in ‘Türk sanatları üçlemesi’nin en işlevsel halkası. Tek bir plan sekanstan oluşan eserin ‘suç’a zamansal kurguyla oynayarak yaklaşması, yarattığı modelin temellerini sağlamlaştırmıştır.
Film içinde film gerçeği üzerinden yürüyen, Nuri Bilge Ceylan’ın kariyerinin en üst noktası. ‘Kasaba filmi’ formülünde çığır açarken, yitmiş değerlerle ilgili ‘yedinci sanat’ı da içine alarak bir şeyler söyleyen eşsiz bir film. 90’lar ekolünün anıt filmlerinden.
Fantastik ve mistik bir western ya da efsane öyküsü. Yılmaz Güney’in eseri, Türk sinemasının övünç kaynaklarından biridir. Siyah-beyaz dokuda o türün gereklerini bizim kültürümüze stilize bir yapıyla uyarlaması da şaşırtıcıdır “Seyyit Han”ın.
Bir tutam Jiri Menzel, bir tutam Amerikan banliyö filmleri, bir tutam Wes Anderson bulunduran absürt, ayrıksı ve garip bir aile portresi. Hafıza üzerinden anlaşılması, çözümlemesi güç, işte tam da o sebeple eşsiz bir eser. Elbette sinemamızın en özgün yönetmeni Reha Erdem farkıyla...
Birçok kaynakta ‘Türk Yeni Dalgası’nın veliahtı olarak geçen eser, Yılmaz Güney’in İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ne cevabıdır. Hazine arayan bir at arabacısının mücadelesini; onurlu, gururlu, umutlu ama bir o kadar da trajik bir çerçeveye çevirmesi sabit açılarla yürüyen yönetmenliğine çok şey katmıştır.
Dünya sinemasında yeni milenyumda moda olan ‘gotik korku filmi’ alt türünün deprem korkusuyla yüzleştirilmiş hali. Felaket filmine tersinden bakış anlamına da gelen eser, Taylan Kardeşler’in evrensel zekasını ortaya koymuştur. 26 Ağustos depremiyle ilgili bir de belge filmimiz olmasını sağlarken ‘tür sineması geleneğimiz’ için kilit bir noktaya yerleşmiştir.
Visconti’nin “Rocco ve Kardeşleri”nin Halit Refiğ ya da Türkiye’de göç şubesi. Cinsel içeriği ve siyah-beyaz dokusuyla tepki çeken özel bir film. Sosyal gerçekçi sinemanın ‘fazla üretim’e karşı geldiği ilk yerlerden biri.
Türk işçisinin ‘modernleşmiş’ İsveç toplumunu görmesiyle yaşadığı şaşkınlığın çarpıcı bir analizi. Tunç Okan’ın dilsel becerisiyle de öne çıkan eserin, yıllarca yasaklanması sebebiyle fazla bilinmediğini de ekleyelim.
Üçüncü sayfa haberleriyle alt sınıfın kendine özgü kültürel dokusunun yerle bir edilmesi sinemamıza çokça konu olmuştur. Ancak burada Demirkubuz, bunu minimalist sinemasının kaynağına inerek; Başak Köklükaya ile Ruhi Sarı’nın gücü ve sadece birkaç açıyla halletmiştir. Şüphesiz, derin alt metinleri ve kalıcı anlarıyla yönetmenin kariyerinin en iyi filmi.
Semih Kaplanoğlu’nun ‘Yusuf üçlemesi’nin çok boyutlu ve en kalıcı halkası. Yusuf’un ergenliğini merkezine alan eserin; ayrıksı metaforlar, cesur sahneler ve Tarkovsky’esk bir dramatik yapıyla yürüdüğü kesin. Bu da onu kaliteli bir minimalist sinema ürünü yapmıştır.
- New York Film Festivali izlenimleri9 yıl önce
- Antalya'da ödülü 'Albüm' ve 'Tereddüt' hak ediyor9 yıl önce
- Antalya'nın ana yarışmasında 'Yeni Türkiye' sesleri9 yıl önce
- New York ve Toronto'dan Oscar'a bakış9 yıl önce
- Altın Portakal yeniliklerle başlıyor9 yıl önce
- NYFF'den '13th' ve 'The Rehearsal'9 yıl önce
- Filmekimi'nden üç film9 yıl önce
- 'Bugün olsa yine yaparım'9 yıl önce
- James Cagney müzikali parçalı bulutlu9 yıl önce
- NYFF'den ayrıksı ve deneyci filmler9 yıl önce