Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

2 AĞUSTOS FİLMLERİ

‘İkili gizli polis hikayesi’nin içinde ‘kirlilik’ arayan “Zorlu İkili”, bunun adını koyma ve metotlarını belirleme konusunda da ayağını korkak alıştırmıyor. Uyuşturucu ve yeraltı dünyasının kirli çamaşırlarını açığa çıkarmaktan ziyade polis ahlakı üzerine yapılmış bir keşfe dönüşüyor. Bir ucundan “Sert Polis”e, bir ucundan “Serpiko”ya yaslanan eser, yönetmen Baltasar Kormákur’un sorunsuz bir Hollywood kariyeri oluşturması adına son derece uygun bir başlangıç anlamına geliyor. Alışık olduğu ‘dalavereci polis’ tiplemesine uyum sağlayarak yaşına rağmen tavizsiz ve iz bırakan bir performans sergileyen Denzel Washington, bu başarının en büyük mimarlarından.

Suçun farklı boyutlarını ve aile dramlarını kaynağına alırken, vicdanla ve varoluş sorgulamasıyla ilerleyen tematik yolları seçen Baltasar Kormákur, yönetmenlik geleneğiyle Hollywood’un anlayışına yatkın bir isim. İzlanda kültüründen bir samimiyet ve kimi zaman soğukluk çıkarırken, özüne de bağlı kalmıştır kendisi. Bu yılın Oscar’larında ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ yarışına giren 2012 tarihli filmi “Derin Sular” (“Djúpið”, 2012) bir tarafa, esasen ilk döneminde dram ile komediyi harmanlayan kasaba filmleriyle bu duyguyu yaratmıştır. Seyirci ile doğrudan ilişki kurabilen ve umut aşılayan insanlık öyküleri, büyük oranda Kuzey Avrupa kültürüyle yoğrulmuştur.

Kormákur sonunda uygun olduğu platformu bulmuş

Suçu metaforik ve felsefi bir araç olarak kullanmayı düşünen yönetmenin dedektiflik hikayelerine girdiği de çokça görülmüştür. Ancak tüm bunları yaparken kirliliği hem görsel hem de dramatik açıdan öne çıkarmayı buradaki gibi tercih ettiğine pek fazla tanıklık etmemiştik. Amerikan yapımı “Nefes Nefese”de (“Inhale”, 2008) nefes sarfiyatı üzerine kurulu yaratıcı bir görsel üslupla hareket etmesi bir tarafa, “Cennette Yolculuk” (“A Little Trip to Heaven”, 2005) ve “Batalık” (“Myrin”, 2006) sanki yazısını gördüğünüz filmle daha bir akraba gibi.

Ancak ilk kez böylesi A liste oyuncularla ve 70 milyon dolar gibi bir bütçeyle çalışan yönetmen, işi çözmüş gibi. Festivallere fazla ‘popüler’ gelen kimliğine uygun platformu bulmuş diyebiliriz. Anlaşılan o ki, meselesi olan, oturaklı ve dramatik tarafının üzerine giderken kalıplarla da dengeli ölçüde oynayan tür filmlerini gayet güzel çekebilir. Yönetmenin elinde yeterli bütçe de olunca “Zorlu İkili” (“2 Guns”, 2013) adlı tutarlı bir polisiye seyirliği karşımıza dikilebiliyor.

Kurgucunun değişmesi gizli polis öyküsünü anlamlı ve temiz hale getiriyor

“Son Vurgun”un (“Contraband”, 2011) Hollywood estetiğini baltalayan kurgucusunun burada devre dışı kalması ise, ara plan, devamlılık kurgusu gibi hikayeyi öne çıkaran tekniklerin zekice kullanılmasını sağlıyor. Son derece usturuplu ilerleyen film, oyunculara ve içerideki kirli oyunlara odaklanıyor.

Antoine Fuqua ve David Ayer’in işlerini andıran dramatik taban, gizli polis öyküsünün peşinde alıyor soluğu. Bu sayede ister istemez “Devriye” (“Cruising”, 1980), “Köstebek” (“Donnie Brasco”, 1997), “Kırılma Noktası” (“Point Break”, 1991) gibi eserler bir çırpıda zihnimizde canlanıyor. Filmin münferit uygulamalarıyla da bilinçli durup ‘maskeli soygun sahnesi’ ve ‘café patlama sahnesi’ gibi kullanışlı parçalarla yapısını inşa ettiği söylenebilir.

Büyük oranda “Serpiko” ile “Sert Polis”in orta yerinden sesleniyor

Elbette Hong Kong mamulü “Sert Polis” (“Lat Sau San Taam”, 1991) ve “Kirli İşler” (“Mou Gaan Dou”, 2002) gibi bu konuda klasikleştiği düşünülen modern gizli polis polisiyeleri kadar yetkin bir iş çıkmıyor karşımıza. ‘İki kafadar filmi’ni (buddy movie) bu konseptin içinde değerlendirerek “Cehennem Silahı”yla (“Lethal Weapon”, 1987) yakınlık da kurulmuyor. Zira çizgi roman kaynağından dolayı canlanan bu durum, gerilerde kalıyor. Hatta Walter Hill’in eserleriyle akrabalık kuran soğukkanlı polisiye algısını da zedelemiyor. Uyuşturucu piyasasının içinde, polis-suçlu ekseninden doğan dalavereleri, çürümüşlüğü ve yozlaşmaları tavizsiz bir ‘kirlilik’ eşliğinde yansıtılıyor.

Kahverenginin üzerine giderken sarının tonlarının da hakim olduğu görsel yapı ise karakterlerin pisliklerini, gizli polisken bir anlamda kendi ceplerine para indirme arzularını karşımıza bütün çıplaklığıyla çıkarıyor. Soygunuydu, uyuşturucu ticaretiydi derken suç dünyası bir içeriden bakışla canlanıyor. Yani bir bakıma filmin dokusuyla da benzeştiği “Serpiko” (“Serpico”, 1973) ile damarıyla akrabalık kurduğu “Sert Polis”le birleştiği noktaya yerinde bir mizah enjekte ettiği söylenebilir.

Gizemden ziyade pisliğin ve yozlaşmanın öne çıktığı bir polisiye evreni

Washington’ın “İlk Gün”den (“Training Day”, 2001) kötü polis alışkanlığı buraya olumlu yansırken, çok yakın planların, geniş açıyı fazla abartmayan genel planların ve incelikli kaydırmaların orta yerine yetkince yerleştirildiği görülüyor. Ağır tempo süreçlerin çözülmesine, kirliliğin renk tonunun ayarlanmasına yarıyor. Bu da aslında pelikülü iyi kullanan Kormákur’un, görüntü yönetmeni Oliver Wood ile kurgucu Michael Tronick’in becerisine yaslanmasını sağlıyor.

Genelde el kamerasıyla çalışıp gerilla sinemasıyla ABD’ye giren, bunu yetkinlikle birleştiremeyince de çiğ bir görselliği kaçınılmaz hale getiren yönetmen, böylece kimlik değiştiriyor. Geleneksel bir hikaye anlatıcısı olarak, kendi dilini oturtan bir işçiye dönüşüyor. Bu durum da Washington-Wahlberg ikilisine destek verdiği gibi, art arda kurgulanan sahnelerde gizemden ziyade pisliği, kokuşmuşluğu, yozlaşmayı, çürümüşlüğü öne çıkarıyor. Bu kirliliğin içinde adeta boğulma tehlikesi geçiren karakterler yaratmasına alan açıyor.

Aksiyon sahnelerinin planlamasındaki ve yan karakterlerin yazımındaki detaycılık filmin başarısına katkı yapıyor

Paula Patton, James Marsden, Robert John Burke, Bill Paxton gibi oyuncuların kalem görmüş benizleri de polisiye aksiyonu komedisinin mizah konusundaki ‘tutucu zekası’nı çekici hale getiriyor. Sinemaskop oranında bir karakter dramasının, batarken çıkmak meselesinin temsili temiz bir şekilde canlanıyor.

Elde kamera tutup üslubu unutmaktan veya polisiyenin içinde dramayı ararken kaybolmaktan çektiğini bildiğimiz yönetmen, böylece araba kovalamaca ve helikopter patlaması gibi sahneleri de bir dengeye oturtuyor. Kovboyların ve polislerin kötü adama dönüştüğü süreç, kırsal kesimi de, Amerikan doğasını da kullanarak sonuca bağlanıyor. Polis teşkilatının yozlaşmasını ve polis ahlakını eleştiren bir polisiyeye açılıyor. “Zorlu İkili”, “101 Reykjavik” (2000) ve “Deniz” (“Hafið”, 2002) ile birlikte yönetmenin filmografisinin en eli yüzü düzgün şubesine dönüşmekte sıkıntı çekmiyor.

FİLMİN NOTU: 5.9

Künye:

Zorlu İkili (2 Guns)

Yönetmen: Baltasar Kormákur

Oyuncular: Denzel Washington, Mark Wahlberg, Paula Patton, Bill Paxton, James Marsden, Robert John Burke

Süre: 109 dk.

Yapım yılı: 2013

Sunduğu ajan ekibi aksiyonu komedisi şablonuyla üç senede ikinci filmine açılan “Red”, özünde bir çizgi roman uyarlaması. Ancak o tabanı kavrayacak bir kıvraklığı, stil zekasını ve karakter derinliğini barındıran bir eser değil. Serinin ikinci halkası ya da 2013 şubesi “Red 2” için ise fazla değişen bir şey yok. Catherine Zeta-Jones, Helen Mirren, Lee Byung-Hun ile Anthony Hopkins’in sözlü espri ve mizahi mizansen katkıları bir tarafa, kurgu açısından zamanlama ve tempo sorunlarından mustarip bir eser bizleri bekliyor. Büyük oranda da çizgi romansı olmak isteyip yaş haddine takılan karakterlerin ‘dostlaşma’ çağrısından ve aksiyon konusundaki vizyon eksikliğinden çekiyor “Red 2”.

Red ya da ‘Retired Extremely Dangerous’ ekibi aslında birçok formülü iç içe geçiren bir ajan aksiyonu komedisi sunuyor. Mesleği bırakan bireyler arasındaki dostluk hikayesini de, romantik çekişmeyi de bir çırpıda karşımıza çıkarabiliyor. Ancak bir çizgi roman tabanına tutunması sebebiyle ise 50 yaş üzeri kitleyi bu alana dahil etmekte biraz zorlanıyor. Uyum sıkıntısı tabiri caizse suyun altında oksijensiz kalan bireylerin varlığına yol açıyor.

Değişim yaramış mı?

2010’da 58 milyon dolar civarı bir bütçenin ABD’de 90, dünya çapında 200 milyon dolarlık hasılat rakamları yakalaması aslında bu devam filminin ana kaynağı. “Red 2”nin (2013) ilk filmin üzerine, 84 milyon dolara çıkarılan bütçesi ise proje bazında üç değişiklik getirmiş: Birincisi oyuncu kadrosu, ikinci yönetmenlik koltuğu, üçüncüsü ise aksiyon geleneği. Bizim bildiğimiz emekli olan ajan ekibi aksiyon komedisinin izinde aksiyonu öne çıkaran temponun üzerine giderken mizahı da unutmayan bir mizansendi.

Ancak burada görüntü yönetmeninin değişmesi ve tecrübeli konuk oyuncuların katkısıyla da farklı bir durum var. Bütçenin fazlalığı araba takip ya da helikopter patlama sahnelerini öne çıkarıyor. Bu durum ambalaj adına bir prestij, bir markalaşma veya kalite getiriyor. Ama ilk filmde dostluk hikayesinin duygusallığına kayıp esas öykünün ipini elinden kaçıran Schwentke’nin tanımsız, iddialı işçiliği burada yok.

Sözlü espriler ve yeni oyuncular filmi kalkındırma çabasında

Lee Byung-Hun’un, Catherine Zeta- Jones’un ve Anthony Hopkins’in filme ayrı bir heyecan katması ise ilgiyi ayakta tutmaya yarıyor. Zaten John Malkovich-Bruce Willis arasındaki çatışma ve geri dönüş muhabbetiyle başlayan “Red 2”nin bu ironik yolun dışına çıkması beklenemez. Bir bakıma komedi skeçlerinden oluşan omurganın, genelde komedi filmlerinde kurguculuk yapan Dom Zimmerman’ın bağlama geleneğine ayak uyduramamasından çektiği ise kesin.

Bu da sürekli tekrar eden ‘zamanlamayı tutturamama’ sorununu, sadece birkaç esprinin gücüyle unutturabiliyor. ‘Kremlin’de olan Kremlin’de kalır’ gibi sözlü espriler filmin ana damarı haline geliyor. Dean Parisot’nun “Home Fries” (1998), “Galaxy Quest” (1999) ve “Dick ve Jane İşbaşında” (“Fun with Dick and Jane”, 2005) dışında sinema perdesi görmemesi de bu konuda önemli bir faktör. Büyük oranda ‘kim kimin peşinde?’ mizanseninden ya da herkesin birbirini kovalamasından bir ajan komedisi çıkartmaya çabalıyor. Sözlü esprilerin, anlık komedinin üzerine gidiyor.

İşin ucu ajan parodilerinin zeka yüklü versiyonları (Bkz. “Avanak Ajan”) ya da ajan aksiyonu romantik komedisi temsillerine (Bkz. “Gerçek Yalanlar”) kadar uzanınca ise “Red 2”nin şablonunun tabanında tutunmaması imkansızlaşıyor. John Malkovich’in eski bir çizgi romandan çıkıp gelmiş haline Bruce Willis’in de yer yer eşlik etmesi, mizahın boyutunu düşürürken, Helen Mirren, Catherine Zeta-Jones ve Lee Byung-Hun’un nokta atışları filmin can simidine dönüşüyor.

Aksiyon dozajını görünce ‘McG nerede?’ diyoruz

Dean Parisot’nun dizi alışkanlığıyla ise bunu katmanlı hale getirmek, sürükleyici yapmak imkansız hale getiriyor. Ne ajan parodisinin zekası ve göndermeleri, ne de ajan aksiyonu romantik komedisinin melez çekiciliği canlanıyor. Aksine en temel tabirle ‘Görevimiz Tehlike’ ile “Uzay Kovboyları”nı (“Space Cowboys”, 2000) bir araya getiren ajan ekibi aksiyonu dostluk komedisinin içinde bir işleyiş izliyoruz.

Sadece oyuncuların hayranlarına ve 50 yaş üstü kitleye hitap eden seyirlik, Morgan Freeman’ın devre dışı kalması ve Mary-Louise Parker’ın sırıtmasıyla ‘kırmızı ışık’ta tamamlanıyor. Aksiyon dozajının sadece patlayan bir helikopterden ya da yükselen ses efektlerinden ibaret görülmesi de sanki Parisot’nun zoraki yönetmenliğini anlatıyor gibi. Karşımızda gerçek bir yönetmen olsa ‘yaşlı karakter anlatmak aksiyonun modern gereklerini boşlamak değildir’ derdik ama buradaki memuriyet ve uyum problemi o kadar açık ki McG’nin projeye getirilmesi için arzuda bile bulunamıyoruz.

FİLMİN NOTU: 3.8

Künye:

Red 2

Yönetmen: Dean Parisot

Oyuncular: Bruce Willis, John Malkovich, Mary-Louise Parker, Helen Mirren, Catherine Zeta-Jones, Lee Byung-Hun, Anthony Hopkins

Süre: 116 dk.

Yapım yılı: 2013

Bizde 80’lerde yayınlanan animasyon dizisi ile bilinen ‘Şirinler’, 2011’de live-action-animasyon film uyarlaması ile bir milyon kişiyi geçen bir kitleye ulaşmıştı. Burada onun devamında, modern dünyadaki maceranın New York’tan Paris’e transfer olduğunu görebiliyoruz. Metin, her türlü sosyolojik ve politik okumalara açık olsa da çizgi film mizahına kayan, didaktik diyalogları seçen ve sevgi baloncukları içinde geçip giden serüven 105 dakikanın ‘doluluk’ kıstasını yerine getiremiyor. Live-action kısımları animasyonun önüne daha da çıkarmanın zararını görüyor.

Belçikalı çizer Peyo’nun genelde komünizm ya da sosyalizme dair alt metinleriyle yorumlanan çizgi romanı ‘Şirinler’, ilk ürününü 1958 yılında vermişti. O günden bugüne animasyon uyarlamaları, TV dizileri, konsol oyunları ve daha fazlası derken, son olarak bir live-action-animasyon film ile kapımızı çaldı. Şirinler ırkı uygarlık açısından bakınca kırmızı ve beyaz başlıklarıyla Roma İmparatorluğu döneminde bağımsızlığı simgeleyen Frigya kepini akla getirmiştir. Komün yaşamını tercih eden ederken de dış tehdit Gargamel ile mücadeleye tutuşarak amacını belli etmiştir.

Yine teknik açıdan tutarlı ve detaycı bir işle karşılaşıyoruz

2011’deki “Şirinler” (“The Smurfs”) ise meseleyi modern topluma uyarlayan, bir kapitalizm eleştirisini öngören bir eserdir. Orada New York’a inen bizim şirinler ırkının fantastik macerası olabildiğince çekici kılınabiliyordu. Blu-ray Disc’in akrabaları gibi dönem farklarından zeki geri dönüşler alan espriler ise işin tuzu biberi oluyordu. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse orada metini detaylandıran veya çocuk kitlenin görüsünün ötesine taşıyan bir anlayışla karşılaşmak mümkün değildi.

Gosnell’in son 10 senede hayvanlarla daha içli dışlı olan bir formatı, alışkanlığının katkısıyla avantaja çevirdiğini görmüştük. Bana kalırsa da “Manhattan’da Sihir”in (“Enchanted”, 2007) ‘masal kahramanlarının gerçek dünyaya inmesi’ üzerine kurulu postmodern yapısının transfer edilmesi esas yaklaşıma dönüşüyordu. Ancak onun kadar katmanlı ve ‘Şrek’yen olamıyordu halihazırdaki eser.

Didaktik diyaloglar, abartılı sevimlilik ve boyutsuz çizgi film mizahı

Burada ise live-action bölümleri arttırılmış, Fransız entelektüelliğiyle dalga geçerken zeminine dolandırıcılığı alan bir eser izliyoruz. Böylece kötü adam hakimiyeti ana omurgayı hakimiyeti altına alıyor. Onun etrafına kurulan hikayenin ise ne kadar çekici olduğu şüpheli. “Şirinler 2” (“The Smurfs”, 2013), Gargamel’in Paris’teki illüzyon gösterilerine odaklanıyor. Şekilci bir iyi-kötü mücadelesini devreye sokuyor.

Sevimliliği abartan, didaktikliği sözlü diyalog haline getiren ve çizgi film mizahının seviyesini düşüren Gosnell ise bu dünyayı çekici kılmakta sorunlar yaşıyor. TV yüzü Neil Patrick Harris başta olmak üzere kurmaca evrenin biraz fazla yapay ve dizi seviyesinde durması filmin en büyük zaafı. Brendan Gleeson gibi eklemeler ise gökten gelen anlık bir elektrik akımı etkisi bırakıyor. Böylece “Alvin ve Sincaplar’ (‘Alvin and the Chipmunks’) serisinin herhangi bir ayağını tekrar izleme arzusu uyandıran bir eserle yüzleşmek kaçınılmaz hale geliyor.

FİLMİN NOTU: 3

Künye:

Şirinler 2 (The Smurfs 2)

Yönetmen: Raja Gosnell

Oyuncular: Hank Azaria, Neil Patrick Harris, Brendan Gleeson, Katy Perry (ses), Christina Ricci (ses)

Süre: 105 dk.

Yapım yılı: 2013

“Zaman Yolcuları”, zihnimizin bir köşesinde “Happy Accidents”ı canlandırmamızı sağlayan şablonuyla sempatik bir zaman yolculuğu romantik-komedisi seyirliği vaat ediyor. Bunu yaparken Aubrey Plaza, Mark Duplass gibi isimlerin hayranlarını ve indie müptelalarını bir yerinden yakalamak için yola çıkıyor. Bu amaçlarında ise yüzde yüz anlamda olmasa da hatırı sayılır derece tutarlı bir iş çıkarabiliyor.

Neresinden bakarsanız bakın, zaman yolculuğu romantik-komedisi tanımı başlı başına çekici bir şablon. Colin Trevorrow da ilk sinema filminde bu ibarenin peşine takılıyor. Aubrey Plaza gibi TV, Mark Duplass gibi bağımsız sinema şanına sahip iki ismi de merkeze yerleştiriyor. Çaylak bir gazetecilik araştırması olarak başlayan eser, beklenenden uzak bir noktada tamamlanıyor ya da serüvenine devam ediyor diyebiliriz.

“Happy Accidents”ın modelini kullanıyor

“Zaman Yolcuları” (“Safely Not Guaranteed”, 2012), bunu yaparken Brad Anderson’ın Türkçeye “Mutlu Kazalar” olarak çevrilebilecek “Happy Accidents”ının (2000) dahiyane şablonuna yaklaşıyor. Ancak orada 2470 yılından geldiğini iddia ederek çekicilik oluşturan erkek tiplemesini biraz farklılaştırıyor. Zira bu kez hedef gizemi önemsemeden ilerlerken kadınların bu kavramı sevmesini ele almak evet. Ama o kavramın içinden bir klon, bir uzaylı, bir cyborg ya da bir dünyanın sonu senaryosu çıkmasını beklemiyoruz.

İşin garibi Derek Connolly’nin metni, oradaki gibi tesadüfleri odağına alan dinamik bir iş de çıkarmamış. Sıçramalı kurguyla ilerleyen, montaj sekanslarla yeri geldiğinde hız kazanan ve diyalogları merkezine taşıyan bir anlatıya alan açmış. Cassavetes kadar keskin bir kamera sallantısı devreye girmezken, komedi-dram arasında gidip gelen ‘yeni indie’lerden birinin kalbimizin bir parçasına dönüştüğünü hissediyoruz. Bu durum samimiyet duygusunu doruğa çıkarırken 86 dakikanın da ekmeğini yiyor. Gerilla sineması geleneklerini akla getiriyor.

Şekilci yan karakterleri ve tonuyla Amerikan indielerindeki furyaya ayak uyduruyor

Mark Duplass-Aubrey Plaza ikilisinin sempatikliği yan karakterlerin Kevin Smith mizahıyla yoğrulması konusunda yol haritası oluşturamıyor. Hatta filmin komedi ile dram arasında gidip gelip şekilci karakterler ve akışlar seçerek furyaya dönüşen Amerikan indie’lerinden farksız olduğu kesin. Bu durum zaman zaman can sıkıcı hale geliyor. Büyük oranda da ana hikayeden kopup yan yollara sapma arzumuzu baltalıyor. Mizahı ‘kaliteli’ye çekemiyor. Bu konuda her zaman kuşkuyla baktığım Duplass Kardeşler’in Mark’ına sorumluluk yüklemek ise bambaşka bir sıkıntıya dönüşüyor.

Ama “Zaman Yolcuları”, zaman yolculuğu filmlerinin klişelerini tersine çevirmesiyle asla karakterler arasında derin farklar kurup “Büyülü Çift” (“Kate & Leopold”, 2001) gibi kolaycı bir komediye kaymıyor. Aksine sürekli elimize bir koz verirmiş gibi yapıp bunu gerçekleştirmeyerek irade hikayesinin kendisini değil ama etrafını inandırıcı hale getirmeyi seçiyor. Finalin zorlama durmaması ise yan karakterlerin şekilciliğini biraz olsun unutturuyor. Ama sinema sözlüklerinde ‘stok karakter’ olarak geçen terim burada birebir var ve Trevorrow’u ilk filminde yaralayan en büyük unsur bu.

FİLMİN NOTU: 4.7

Künye:

Zaman Yolcuları (Safely Not Guaranteed)

Yönetmen: Colin Trevorrow

Oyuncular: Aubrey Plaza, Mark DuPlass, Karan Soni, Jake Johnson, Mary Lynn Rajskub

Süre: 112 dk.

Yapım yılı: 2012

YILIN İLK BAŞYAPITINI ALTI AY ÖNCE KALEME ALMIŞTIM

Daha en baştan bir yerine 11 ana karakterle yol alma kuralını koyup, ana akım hikaye anlatma geleneklerini ve seyirci alışkanlıklarını yıkan “Kutsal Motorlar”, sinemaya Leos Carax’ın Godardiyen vizyonunu taşıyan ironik bir bilimkurgu başyapıtı armağan ediyor. Sinema sektörünün tektipleşme, teşhircilik, ruhsuzluk ve kimlik arayışı sorunsalından zengin bir üslup çıkaran “Kutsal Motorlar”ın ‘eklektik’, ‘yapıbozucu’ ve ‘gerçeküstücü’ sıfatlarını da kullandığı söylenebilir. Carax, ilk döneminden “Kötü Kan”ın modelini akla getirirken “Değişen Dünyanın İnsanları” ve “THX 1138” gibi distopik bilimkurguların iletişimsizlik duygusunu, “Alphaville”in serbest yönetmenliğiyle gözden geçirip “Yüzü Olmayan Gözler”in düşünsel/bilimsel yaklaşımını ‘sessiz sinemanın hareket kabiliyeti’yle yeniden yorumluyor. Böylece yedinci sanatın artık Hollywood’da teşhircilikten, Avrupa’da kendini tatmin etme aracından öte bir şey olmadığını anlatan 60’lar ruhlu, hiççi ve minimalize edilmiş bir düzen temsili çıkarıyor.

Şu ana kadar yılın en iyisi ve 2013 Türkiye vizyonunun ilk başyapıtı “Kutsal Motorlar”ı altı ay önce 12. !f İstanbul’da yapılan Türkiye prömiyerini izleyip kaleme almıştım.

FİLMİN NOTU: 9.6

Künye:

Kutsal Motorlar (Holy Motors)

Yönetmen: Leos Carax

Oyuncular: Denis Lavant, Eva Mendes, Kylie Minogue, Edith Scob

Süre: 115 Dk.

Yapım Yılı: 2013

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

38 Şahit (38 Témoins): 3

Acil Arama (The Call): 6

Aşk Taktikleri (La Stratégie de la Poussette): 2

Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines): 7.8

Baldan Acı (More Than Honey): 4.7

Başvuru: Kabul (Admission): 2.7

Benim Çocuğum: 3.8

Beyaz Saray Düştü (White House Down): 5.3

Bir Kadının Gözyaşı (Thérèse Desqueyroux): 3

Camille Claudel, 1915: 7.1

Ceset (El Cuerpo / The Body): 3

Cinnet (Modus Anomali): 5

Dehşet Kaseti (V/H/S/2): 3.5

Devir: 4.9

Doğal Kahramanlar (Epic): 5.8

Dünya Savaşı Z (World War Z): 3.2

Dünya – Yeni Bir Başlangıç (After Earth): 5.5

Felekten Bir Gece III (The Hangover Part III): 2.9

Geceyarısından Önce (Before Midnight): 3.5

Genç Çıraklar (The Intership): 3.9

Havada Aşk Var (Amour & Turbulences / Love is in the Air): 5.4

Hayalet Öğrenciler (Promocion Fantasma / Ghost Graduation): 6.3

Hipnozcu (Hypnotisören / The Hypnotist):4.5

Iron Man 3: 5.2

İnşallah (Inch’Allah): 3

İntikam Kurşunu (Bullet to the Head): 1.3

Kahraman Uzaylılar (Escape from Planet Earth): 5

Karanlık Cinayetler (The Frozen Ground): 2.9

Karanlıktan Gelen (Dark Skies): 3.8

Kayıp Umutlar (Promised Land): 3.5

Man of Steel: 6.8

Manyak (Maniac): 6

Maskeli Süvari (The Lone Ranger): 3.9

Muhbir (Snitch): 5.5

Ölüm Kapanı (Mi-Hwak-In-Dong-Yeong-Sang / Don’t Click): 4

Pasifik Savaşı (Pacific Rim): 4

Rüzgarlar: 5.3

Sadece Tanrı Affeder (Only God Forgives): 6.3

Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower): 6.7

Sanal Hayatlar (Disconnect): 6.5

Sen Gitmeden Önce (Not Fade Away): 5.2

Sessiz Ev (Silent House): 5.4

Sevimli Canavarlar Üniversitesi (Monsters University): 6.5

Sihirbazlar Çetesi (Now You See Me): 6.5

Son Ayin: Bölüm II (The Last Exorcism Part II): 3

Son Konser (A Late Quartet): 5.5

Süperstar (Superstar): 4.5

Star Trek: Bilinmeze Doğru (Star Trek: Into Darkness): 4.9

Trans (Trance): 6.5

Wolverine (The Wolverine): 1.9

Zor Kazanç (Pain & Gain): 6.2

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar