Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Çarşamba akşamından geldik çoluk çocuk bu şehre.

        Van, hayatımda ilklerin şehridir.

        Gördüğüm ilk büyük şehirdir Van.

        İlk defa bu şehirde gördüm denizi... (Kürtler, Van Gölü’ne “Behra Wané” derler.)

        İlk defa bu şehirde girdim denize...

        Yaşar Kemal’in romanlarıyla ilk defa bu şehirde tanıştım.

        İlk defa bu şehirde girdim bir pasaja.

        Bir şehirde birden fazla sinemanın olabileceğini ilk defa bu şehirde gördüm.

        Kendi siyasi görüşümden başka siyasi görüşün var olduğuna ilk defa bu şehirde şahit oldum.

        ***

        Hakkâri’ye gideceksen, Van’a gitmeden Hakkâri’ye gidemezsin; Hakkâri’den çıkarsan Van’a uğramadan hiçbir yere gidemezsin. Bütün bir çocukluğum, gençliğim boyunca böyleydi; şimdi Şırnak’a giden bir yol var aşağıdan giden ama orayı pek kimse kullanmıyor.

        Bu kez Hakkâri’ye gitmek için değil, Van’da kalmak için geldim buraya. Ailenin önemli bir kısmı burada; geride kalanlar da geldi, hep birlikte buluştuk bu muhteşem bahar ayında, bu muhteşem göl kenarındaki bu muhteşem şehirde...

        ***

        Ama kimsenin tadı tuzu yok.

        Van’ı bir kere Yüksekovalılar doldurmuş. İlçenin önemli bir bölümü burada...

        Herkes Yüksekova’da kalan evini merak ediyor.

        Yıkık mı, ayakta mı, gitse yerinde bulabilecek mi ve en önemlisi evine ne zaman dönecek?

        En çok bu soruların cevapları kurcalıyor burada herkesin kafasını bugünlerde.

        Bütün hayatını bir ev yapmaya vakfetmiş, yıllar yılı çalışarak iki katlı bir ev yapmış, tam huzur içinde içine girip oğlunu damat yapmaya sıra geldiğinde, önünde kazılan bir hendekle birlikte, doyamadığı evinin kapısına bir Kuran-ı Kerim asıp bu şehre gelmiş Oramarlı İbrahim’in yüzündeki hayal kırıklığı ve dudaklarındaki beddua; aslında bu coğrafyada hayatı bu gariban insanlara zehir edenlerin yarattığı lanetin tezahürüydü; buna müsebbip olanlar mezara bile girseler İbrahim Amca’nın bedduası onları kovalayacak; bu şehre geldiğimde edindiğim ilk izlenim bu oldu.

        İkinci izlenimim ise şu:

        Olup bitenlere kimsenin aklı ermiyor. Neden böyle oldu bir anda? Geçen sene bu vakitlerde herkes evinde huzur içinde yaşarken, bir sene içinde neden hayat herkese zehir edildi?

        Şimdi kendilerine hayatı zehir edenlerden nefret edenler çoğalmış, üstelik bu nefreti yüksek sesle dillendirip korku duvarını aşanlar daha da çoğalmış. Çay bahçelerinde, lokantalarda, kahvaltı salonlarında, piknik yerlerinde, düğünlerde, taziyelerde herkes artık tepkisini ortaya koymaktan çekinmiyor.

        Ve işin en güzel yanı, “Ne yaparlarsa yapsınlar, yapanlar bizim çocuklarımız, neylerlerse güzel eyliyorlar” diyen hiç kimse yok artık eskisi gibi.

        Korku duvarları yıkılmış.

        ***

        İnsanın evinin başına yıkılmış olması, bu coğrafyada yaşayan insanların başına gelebilecek en büyük felakettir. Ama gelin görün ki şu anda bu şehirde ve eminim ki diğer bölge şehirlerinin tümünde hiç kimse kendi derdine yanmıyor.

        Varsa yoksa Diyarbakır’ın Dürümlü Köyü’nde örgütün patlattığı o kamyonun yarattığı dehşeti konuşuyor herkes.

        O devasa patlama, o mahşeri meteorun bahsi her şeyin önüne geçmiş.

        ***

        Çukur siyaseti gelip Dürümlü’deki en büyük çukurun içine gömüldü.

        Ve o devasa çukur, tekmil çukur siyasetini yuttu; o çukurun yarattığı büyük vicdani tahribat büyük bir tepkiye dönüşüp faillerin üzerine boca oldu.

        Ne dokunulmazlıklar meselesi, ne MHP’de olup bitenler, ne Kılıçdaroğlu’nun kan üzerine konuşmaları, ne de AK Parti Kongresi... Bunların hiçbiri, zerrelerine ayrılmış, o zerrelerin de hava olup insanların ciğerine, vicdanına yapışmış olan o kıyamet patlamanın yarattığı dehşetin önüne geçmiş değil; o dehşet şimdi her şeye baskın gelmiş.

        Artık istedikleri kadar medyalarında bu hadiseyi saklasınlar.

        İstedikleri kadar parçaladıkları insanları “işbirlikçi” ilan etsinler!

        Halkın vicdanı artık dile geldi.

        Vicdanın sesi yükseliyor artık bu dilsiz coğrafyada.

        Ve her yerde özgürlük getirme vaadinde bulundukları insanlara reva gördükleri parçalanmış cesetlerin dehşeti konuşuluyor yüksek sesle.

        Tam bunun üstüne gelmiş olan dokunulmazlıkların kaldırılmış olması, kimsenin vicdanına en ufak bir çizik bile atmış değil.

        ***

        Onların dokunulmazlıklarının kaldırılmış olması, paramparça olmuş cesetlerin yarattığı toplumsal acının yanında bir hiç; esamisi bile okunmuyor. O parçalanmış cesetler, dokunulmazlıkları kaldırılmış olanların vicdanında ne kadar yara açtıysa, dokunulmazlıklar da o kadar yara açmış halkın vicdanında. Kaybettiler!

        Diğer Yazılar