Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Seçimlere girip ülkenin kaderine demokratik yollarla ortak olmak isteyen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına göre kurulmuş HDP isimli bir siyasi parti var. Bir de bu partinin Hakkâri milletvekili olarak seçilerek Meclis’e girmiş, 1999 yılında ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılarak yirmi yıldan beri hapishanede bulunan silahlı bir terör örgütünün, (PKK’nın) lideri Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarının değiştirilmesi için beş aydan beri açlık grevi yapan ve kendisiyle birlikte bir birçok kişiyi de ölüme sürükleyen Leyla Güven adında bir temsilcisi var.

        İlk bakışta çelişkili bir durum...

        HDP yasal bir parti ve bu partinin bir milletvekili, neden bir terör örgütünün lideri için kendini aç bırakıp yaşam hakkından vazgeçerek ölüme terk etsin ki?

        Misal CHP son seçimlerde, HDP ile hiçbir zaman ilan etmedikleri bir işbirliğine giderken, gelen eleştirileri de, “HDP yasal bir parti” argümanıyla bertaraf etmeye çalıştı.

        Evet, haklılar HDP yasal bir parti!

        Tuhaf olan yasal bir partinin parlamento üyesi bir temsilcisinin bir terör örgütü lideri için açlık grevine gitmesi ve bu eyleminin bütün parti çevrelerince onurlu bir eylem olarak selamlanması, teşvik edilmesi...

        Türkiye’de sol gelenekten gelen irili ufaklı bir sürü hareket ve terör örgütü PKK için açlık grevi bilinen en etkili mücadele yöntemi sayılmakta ve pek çok insanın hayatına mal olan bu eylem biçimini öteden beri uygulamaktadırlar. Ne var ki, son günlerde hapishanelerde birtakım gençlerin intiharları karşısında bu “yasal hareketin” sessiz kalması ise bundan daha da korkutucu olan tavır olarak karşımıza çıkmaktadır.

        Üstüne üstlük bir de, şu ana kadar intihar ederek hayatlarına son veren yedi kişinin intiharını da kutsamaktadırlar.

        Ota böceğe bildiri yayınlayan aydınların da, bu intihar eylemleri karşısında, “yaşasın hayat” diye bir bildiri yayınlamamaları da ayrıca dikkate değer!

        Acaba yayınlayacakları bir bildirinin “demokrasi cephesini” zayıflatır diye bir endişe mi taşıyorlar?

        *

        Terör örgütü KCK kısa bir süre önce bu intihar eylemleri karşısında bir açıklama yayınlayarak, “Leyla Güven, zindanlardaki ve Avrupa’daki yoldaşlarımız kendilerinin gerçek doğumunu sağlayan Önder Apo’ya borçlarını yerine getirmek için yaşamlarını feda etmektedirler. Leyla Güven kendisinin doğuşunu Önder Apo’nun fikirleriyle tanışmasıyla gerçekleştiğini söylemiştir,” dedi.

        Bu açıklamanın anlamı şu:

        Leyla Güven doğuyor, büyüyor, çevresinde olup bitenleri tam anlamlandıracakken bir anda Apo’nun fikirleriyle tanışıyor ve o an “yeniden doğuyor.” Sadece Leyla Güven mi yeniden doğuyor? Açıklamaya bakılırsa binlerce kişinin ikinci doğumu bu şekilde gerçekleşmiş... İlk doğumlarını hiç önemsemeyen bu kitle, bir süre sonra Apo’nun fikirleriyle tanışınca ilk doğumun esas doğum olmadığını, asıl doğumun bu fikrî tanışmayla gerçekleştiğini anlıyor ve bir süre sonra bu fikrin sahibinin içinde bulunduğu koşulları protesto etmek için, yani onların doğumuna sebep olan o insan için kendi canlarına kıymaya karar veriyorlar, çünkü o insana bir borçları var! Kendilerinin doğumuna sebep olmuş ya... Borçlarını ödeyecekler. Onlar ölecek, binlerce kişi ölecek, o fikri yaratıcı özgürlüğüne kavuşacak?

        *

        Ey İsmail’i İbrahim’in elinden kurtaran yüce Rabbim, affet bizi!

        Sen ki âlemlerin yaratıcısı, bütün kozmosu var eden yüce yaradansın. Bütün o koca evrenin içinde sana kurban edilmek istenen ve belki de sonsuz evrende bir zerre kadar yer kaplamayan küçük İsmail’in canına kurtarmak için bir koç gönderirken İbrahim’e, bütün o büyük bağışlayıcılığınla, o yüce şefkatli biz günahkâr kullarına ne söylemek istiyordun acaba?

        Sakın; öldürmeyin, ölüme göndermeyin, hayat kutsaldır, ben izin vermedikçe, yani mukadderat hâsıl olmadıkça hiç kimse, ama hiç kimse bir başkasının canını alamaz, bir başkasının canının alınmasını teşvik edemez, bu ahlaksızlıktır, bu vicdansızlıktır demiş olmayasın!

        *

        Ama bunu onlara hatırlatmanın bir faydası yok.

        Senin sözünün kıymeti bile çoktan değerini yitirdi bu “kendilerini doğuran yüce kişiye borcunu ödemek için canını feda eden” anlayışın nezdinde, bağışla bizi!

        *

        Hem bu ilk defa onların bulduğu bir fikir değil ki...

        Hasan Sabah’ın haşhaşileri topluca kendini yok etmedi mi?

        Amerika’da Peoples Temples tarikatına mensup 900 kişi gerzek bir rahibin emriyle siyanür içerek topluca intihar etmedi mi?

        Devid Koresh’in 76 müridi kendini yakmadı mı?

        *

        “Önder Apo’ya borçlarını ödemek için ölüyorlar” gibi laflar bir delinin hezeyanları değil. Bunlar gözü kararmış bir dinci grubun öte dünya özlemi hiç değil. Bunlar, Türkiye’de tek kişi diktatörlüğü var, faşist bir düzen var diyen, Türkiye’nin demokratik, özgürlükçü bir düzene kavuşması için mücadele ettiklerini ve insan hakları, yaşama hakkı, bireyin özgürlüğü, Kürtlerin yasal hakları, demokratik öz yönetim, sömürüsüz bir dünya diye bas bas bağıran bir “siyasi hareketin” yöneticilerinin bilinçli olarak ifade ettikleri sözler.

        Bu fikir yerel seçimlerde bir sürü belediye kazandı.

        Kendilerinin yeniden doğumuna sebep olan bir kişinin daha rahat yaşaması için kendi canını feda etmeye hazır bu anlayışın aklına bir şehrin kanalizasyonu, suyu, imarı, elektriği gelir mi?

        Kendilerini “yeniden doğuran” o yüce varlık karşısında bu tür dünyevi şeylerin esamisi mi okunur Allah aşkına?

        Bir şehre, bir halka borçları yok bunların..

        Şimdi topluca hayatlarını feda ederek önderlerine olan borçlarını ödüyorlar; halka hizmete ve rahat bir hayat hakkına sonra sıra gelecek demek!

        Diğer Yazılar