Datça’ya her gelişimde hep aynı hikayenin tınısı yankılanıyor beynimde.
Yazmak bugüne nasip oldu.

*

Marmaris sınırının bittiği, Datça sınırının başladığı, Bencik koyunun oralarda bir yerde kara incelir, Ege ile Akdeniz sekiz yüz metre kadar birbirine yaklaşır, işte burasının adı Balıkaşıran’dır.
İki deniz o kadar yakındır ki birbirine, bir balık isterse bir denizden ötekine atlayabilir; zaten adını da buradan almıştır.

*

Yaşar Kemal’den geriye gidin, bütün büyük anlatıcıların en büyüğü Homeros “İlyada ve Odessa Destanı”nda, Antik Çağ inanışında zamana ve mekana bakılmaksızın doğada her şeyin mükemmel bir uyum içinde olduğunu anlatır bize. O yüzden insanoğlu zinhar doğaya müdahale etmemeli. Ederse eğer Zeus’a başkaldırmış demektir. Çünkü Zeus dünyayı kardeşler arasında pay ederken herkese oldukça adil davranmış ve mükemmel bir sistem kurmuştur; onun işine karışılmaz.
O yüzden doğanın dengesini ve adaletini bozmayacaksın! Ona iyi davranacaksın. İyi davranıldığında doğa bolluğa boğar her yanı, kötü davranılırsa sel, açlık, hastalık ve ölüm bir anda sarar dört bir yanı.
Doğayla uyumlu olmayan her şey tehlikelidir. O yüzden sen sen olacaksın, kurulan o mükemmel dengeyi bozmayacak, onun işlerine burnunu sokmayacaksın.
Bütün bir Antik Çağ, bu inanış üzerine varlığını sürdürdü.

*

Bu inanış boş bir inanış mı bilmiyorum, bugün kutuplardaki buzların erimesine, büyük şehirlerdeki sel felaketlerine, büyük orman yangınlarına bakın ve kararınızı verin. Zaten benim amacım da herkesin malumu olan bir konuda malumatfuruşluk yapmak değil, bir hikaye anlatmak.

*

Cicero’nun “tarihin babası” olarak nitelendirdiği Heredot bugün Bodrum olarak bilinen Halikarnassos’ludur. Şimdi size anlatmakta olduğum hikayeyi o anlatıyor.
M.Ö 6.yy’nın ortalarında Anadolu’da ilerlemekte olan Pers ordularının korkusu erken bir zamanda ulaşır Datça yarımadasına. Datça yarımadası o zamanlar Knidos adını taşıyor. Şehir eğlence ve kültür şehridir, çok iyi korunuyor, iki denizin birleştiği en uç burunda kurulu olan şehrin merkezinde Afrodit heykeli oradan geçen herkesi selamlıyor, şehrin kendisi de adını duyan herkesin iştahını kabartıyor.
Perslerin de...
İşte bu Knidoslular, gelmekte olan Perslerin akınını durdurmak için bir çare ararlar. Buldukları çare, başarılı olursa eğer etkili bir çaredir.

*

Çare şu:
Yazının başında sözünü ettiğimiz Balıkaşıran berzahını kazacaklar, büyük bir kanal açarak Ege ile Akdeniz’i birleştirecek, böylece Perslerin önüne bir set çekmiş olacaklar!
Pers korkusu dağları, denizleri sarmış, Knidoslular canhıraş bir şekilde çalışmaya başlarlar.
Berzahta derin, geniş bir kanal açılacak, kent bir ada haline getirilecek.
Harpagos komutasındaki Pers ordusunun soluğu enselerinde, hızlı ve aceleyle çalışmaya başlarlar. İyi planlama yapılmamış; çokça da acele davranınca, parçalanan kayalardan koparak etrafa saçılan taşlar çok sayıda işçinin gözlerinden kör olmasına sebep olur.
Knidoslular, burada durur. Ters giden bir şeyler var. Sahiden, yaptıkları iş doğru bir iş midir? Kuşku duyanlar var! Aralarında tartışma çıkar. Şu fikir baskın gelir.
Zeus’un fikri sorulmadan doğaya müdahale edilmiştir!
Bu kadar insan gözlerinden olduğuna göre mutlaka tanrılar bu işten hoşnut değildir.
O halde Zeus’un fikri sorulacak.
Bunun için birkaç elçi seçip Delfi’deki Apollon Kehanet Merkezi’ne gönderirler.

*

Antik dönem inanışına göre Tanrılar şimdi ve gelecek zaman hakkında her şeyi biliyor. Ama kesinlikle insanlarla konuşmuyorlar. Sadece kahinlerin sorularına cevap veriyorlar. Ama öyle her kahinin da değil.. Çünkü alelade kahinler her şeyi kendilerine yontabilir. O yüzden bu tapınaktaki yerleşik kahinler en güvenilir olanlarıdır.


*

Birbirinden farklı birçok kehanet merkezinin içinde Delfi Tapınağı en itibarlı tapınaktır.  
Bu tapınak, Orta Yunanistan’da Phakis adı verilen, geniş kanatlı kartalların uçtuğu, dağlar arasında, kuş uçmaz kervan geçmez, ulaşımı zahmetli bir yerdedir.
Knidos’un elçileri zorlu bir yolculuk sonucu buraya varırlar.

*

Knidos elçileri, Pers saldırısını önlemek için zor bir işe soyunduklarını, ancak bir fikir ayrılığına düştüklerini, bu işte Zeus’un rızası var mı diye merak ettiklerini, bunu ona sormalarını ister kahinlerden.
Kahinler, huzura çıkar.
Bekledikleri cevap, gereğinden fazla serttir. Zeus, Knidosluların bu densiz davranışı karşısında çok sinirlenmiş ve şunları söylemiş:
“Berzahta duvar örmeyin; kanal da kazmayın. Eğer Zeus isteseydi zaten orayı ada yapardı!”

*

Elçiler, bu buyrukla dönerler. Knidoslular elçilerin getirdiği emir üzerine hemen kanal yapımını durdururlar.
Doğanın dengesini bozmaya kalkışmış, Tanrıların işine karışmışlar. Kısa bir süre sonra Persler, şehrin surlarına dayanır. Kuşatma uzun sürmez, şehir düşer, Perslerin eline geçer.

*

Bugün Datça’da yaygın bir görüş daha var. Rahmetli Turgut Özal da, Balıkaşıran’da bir kanal açıp Datça’yı ada haline getirmek istemiş, hatta bunun için bir proje bile hazırlamış ancak daha sonra bu işten vazgeçmiş.
Özal bu işten neden vazgeçti, kimin görüşünü sordu da “berzahta kanal açmak doğanın dengesiyle oynamaktır, yapma” cevabını aldı bilmiyorum ama bütün Datçalıların tıpkı Zeus gibi bu fikre karşı çıktıkları muhakkak.

*

Bir şey daha var:
İyi ki Zeus bu işi kızmış da Knidoslular berzahta kanal açmamışlar. Açmamışlar da Datça o gün bugün bir yarım ada olarak kalmış. Hani Zeus “berzahta kanal açabilirsiniz” demiş olsaydı eğer o gün kahinlere, kahinler de bunu Knidos elçilerine söylemiş olsaydı, Knidoslular da bir kanalla bugünün Datça’sını ada haline getirmiş olsalardı, belki de ada olarak günümüze gelecek olan Datça bugün diğer Ege adaları gibi Yunanistan’a kalabilirdi.

*

Kendi adıma Zeus’a bir teşekkür borcum var!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!