Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hangi pazarlama dâhisi! Buldu bilmiyorum ama kampanyalı ve taksitlendirerek satış yapmak artık genlerimize işledi sanki… Öylesine benimsedik ki bu davranış, siyaseten, spora hatta ekonomiye Kadar kullanılır oldu. Dün Merkez Bankasının para kurulu toplantısı sonucunu dinlerken bunları düşündüm. Belki de tarihte ilk kez, çok sayıda sivil toplum örgütü(genelde farklı Fikirleri savunanları dahi) faizlerin indirilmesi gerektiğinde uzlaşarak gazetelere adeta seçim kampanyalarını hatırlatır gibi ilanlar verdiler. Beklide dünya ekonomi tarihinde bir ilke imza atarak ‘kampanyalı faiz indirimine’ öncülük etmiş oldular. Bir ekonomide paranın fiyatının, yani faizinin yüksekliği iyi bir olgu değildir. Özellikle enflasyondan(hayat pahalılığı-fiyatlar genel seviyesindeki yukarı seyir) arındırılmış faiz olarak nitelendirebildiğimiz ‘reel veya gerçek faiz oranı’ Dünyadaki en yüksek faiz oranlarından birini veren ülkenin mali ve sosyal ağırlığını yıllardır yaşamaktayız. Bizimle aynı veya benzer sınıfta nitelendirilen Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Rusya gibi Ülkelerin reel faiz oranları, bizim reel faiz oranlarımızın altında bulunmaktadır. Yüksek faiz verme durumuna nasıl geldiğimiz aslında hepinizce malumdur. Süreğen ve yüksek enflasyon, onlarca kere başarısızlıkla sonuçlanan ekonomik Paketler, yüksek faizle finansman yöntemi(sıcak para),kamu açıkları, başarısız makro ekonomi politikaları, kemikleşen tüketim ve yatırım kalıpları, gibi maddelerle listeyi uzatabilirsiniz. Son beş yıldır uygulanan ekonomik politikalar ve dünya konjonktürünün olumlu gitmesiyle sağlanan ‘yabancı kaynak girişi’ uzunca bir süredir kaynak ve fon sıkıntısı olan ekonomimize merhem olmuştur. Faiz ve finansal varlıkların değerlendirilmesinde kullanılan ‘risk unsurlarında’ son beş yılda önemli değişiklikler yaşanmıştır.1990’larda, gerek portföy yatırımlarında, gerekse doğrudan yatırımlarda daha tutucu davranan uluslar arası fonlar ve karar alıcıları risk algısını yüksek tutarak gelmek için nazlandılar. Ülkemize gelmeleri için, ise mecburen yüksek reel faiz-düşük kur sarmalına devam edildi. Bu fasit daire günü kurtarıp gelecekten çalmıştır. Şimdi ise bu çalınan gelecekten daha az maliyetle kurtulmak ve aynı sarmalı bir daha yaşamamak için iyi, kötü bir çaba gösterilmektedir. Belki bu epey uzun süreçteki en büyük kazanım, işçi, işveren, işsiz gibi toplumun önemli bir bölümünün ekonomi yönetimi ile daha çok ilgilenip, sorgulayıcı bir tavır almalıdır. Ama bu tavrı sadece Merkez Bankasının faiz ve buna bağlı kararlarına odaklamakta yanlış olacaktır. Aynı duyarlılık maliye, kamu idaresi, vergi, istihdam, yatırım, ithalat, ihracat, büyüme, siyasi yeterlilik, güvenlik, çevre, eğitim gibi konularda aynı hassasiyetle yansıtılmalıdır. Gelelim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının son para kurulu toplantısında aldığı, borçlanma faizlerini % 0,50 aşağı çeken kararına; Bir süredir para otoritesi olan Merkez Bankasının öncelikli hedefi olan enflasyon hedeflemesi için kullandığı yöntemlerin başında, sıkı(olabildiğince) para politikası ile enflasyonu hedef aralıkları altında tutma çabası vardır. Geçen yıla kadar nispeten başarı ile uygulanan bu programda,2006 da yaşanan sapma, yüksek reel faiz ve dalgalı kur ile az hasarlı atlatılmıştır. Ama ne enflasyonda ne de yüksek reel faizde henüz istenilen noktaya ulaşılamamıştır. Son yapılan faiz indiriminin oranı ise piyasalarda(öncesi ve sonrasında) tartışma konusu olmuştur. Bir gurup ‘şok’ faiz indirimi beklerken bir gurup ise daha yumuşak geçişi savunmuşlardır. Merkez bankası ise itidali davranarak kısmı bir indirimi seçmiştir. Petrol fiyatlarından tutunda, Irak’ın Kuzeyi ile ilgili soruna kadar pek çok, ekonomik ve ekonomik olmayan riskin analizi ile aslında şok indirimden çok kontrollü gitmenin daha doğru olacağı aşikârdır. Faizler sadece sonuç değişkenlerdir, yalnızca istemekle düşmezde çıkmazda, şartların oluşması gerekmektedir. Şok indirimi savunanların bence asıl amacı faizlerin düşmesinden çok, döviz fiyatlarının yükselmesini sağlamaktı. Ancak döviz değişkenin kontrolü hem çok zordur hem de serbest giriş çıkış yaşanan bir finansal sistemde,( ileride de şok indirimler yapılacağı beklentisiyle yeni fonların gelip) dövizin değerini arttırmaktan çok düşürmeyeceğini de kimse iddia edemez. Daha önceki yazılarımı okuyanlar hatırlayacaklardır, yılsonuna kadar %1–1,5 puanlık faiz indirimini beklediğimizi belirtmiştik. Şu ana kadar 0.75 baz puan indirim uygulandığı düşünülürse, yıl sonuna kadar (şartlar uygun olursa),0.50 – 0.75 baz puan indirimi kademeli bekleyebiliriz.

        mustafaaskin@haberturk.com

        Diğer Yazılar