Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Peki bu durum beklenmeyen,süpriz ve şaşırtıcı bir gelişme mi?

        Kesinlikle hayır!

        Bu köşeye aşina olan okuyucular hatırlayacaklardır,2006 yılından itibaren

        Dünyadaki ekonomik dengelerin ve davranışların yavaş yavaş değişmeye başladığını vurgulamıştık.(o uyarılar kötümserlikten değil,ilerideki ters durumlara karşı insanları uyarabilmek amacıyla yapılmıştı.)

        2001’deki Türkiye’ye has kriz sırasında dünya ekonomisinde,faizleri düşürme,büyüme trendinin hızlandırılması,uluslararası fonlarda yaşanan hareketlilik ve gelişen piyasalara akış,risk alma iştahındaki artış hep ekonomik istikrar programını destekler nitelikte oldu.İktisatçası,dünya ekonomik konjonktürü(genel durumu),uygulanan programı olumlu etkiledi.

        Türkiye’nin en büyük sorunlarından olan, yeni yabancı kaynak(borç) ve eskilerini döndürebilmek çok daha kolay(uygun şartlarla ve maliyetle) yapılır oldu.Cari açık finansmanı da fazla çaba harcamadan yapılır bir hal aldı.Dünyada enflasyonist baskıların azalması(hatta pek çok ülkede tarih olması) da makro istikrar programımıza yardımcı oldu.

        Bununla birlikte yurt içinde de(özellikle ilk 3-4 senelik süreçte) ‘katı’ bir biçimde uygulanan istikrar programının başarısı yadsınamaz olmuştur.

        Fakat 2005 sonu itibariyle dünya konjonktüründe görülmeye başlayan bozulma süreci,likidite,borç alma/verme,türev ürünlerde kendini yavaş yavaş göstermeye başlamış;ardından,satışların düşmesi,karlılıkların azalması,aktif ve özsermaye kayıplarıyla etkili olmuştur.Ancak bu süreç,soğuk sudaki kurbağının suyun ısısı artınca tepki göstermemesi gibi gelişmiştir.

        Piyasa aktörleri ve hükümetler artan suyun sıcaklığını fark edememiş(veya etmek istememiş) sonunda ‘saadet zinciri’ kırılmaya başlamıştır.

        ‘Risk Obezitesi’ başlıklı 5.2.2007 tarihinde yazdığım makalede,aşırı risk iştahı yüzünden pek çok fon ve ülke yöneticisinin,finansal bir körlük yaşadağını ve bunun sonunda tıkanacağını belirtmiştim.2007 yılını kazasız belasız bitirmek için büyük çaba harcayan uluslararası fonlar,2008 başı itibarıyle artık taşınamaz boyutlara gelen risklerden kaçmak için ‘saadet zincirini’ bozmaya başladılar.

        Peki bu zincirin bozulmasındaki ana etmenler nelerdir dersek,

        1.Borç geri dönüşlerinin riskli duruma gelmesi

        2.Risklerin çok yüksek olduğunun algılanması

        3.Enflasyon-Büyüme-İşsizlik-Piyasa Dostu olma arasında bocalayan merkez bankalarının tutarsız politikaları(veya ne yapamak istediklerini net anlatamamaları),belkide merkez bankalarına biraz siyasi telkinlerin yapılması

        4.Likidite sağlanması ile pek çok sorunun çözülebileceğinin sanılması

        5.ABD ekonomisindeki makro bazı bozuklukların artması(dış ticaret,cari açık

        işsizlik,gelir-borç dengesizlikleri)

        6.ABD’in savaş giderlerinin devamlı artması

        7.Finansal varlık ve gayrimenkulde yaşanan fiyat balonu

        8.Türev ürünlerin aşırı derecede çeşitlenmesi ve buna bağlı dayanak varlıkların fiyat dengesizlikleri(şu anda başta ABD,AB ve Japonyada türetilmiş borç enstürümanlarındaki zararın ne olduğu net olarak tespit edilememektedir.)

        9.Çin,Hindistan,Türkiye gibi hızlı büyüyen ülkelerde olası yavaşlamanın dünya ekonomisindeki küçülme süreciyle çakışabileceği beklentisi

        10.AB,Japonya ve Uzakdoğu Kaplanlarının alternatif politikalar üretememesi

        olark özetlenebilir.

        Peki durum böyleyken ve çok daha önceden böyle büyük bir dalgalanmanın gelebileceği aşikarken(şimdilik dalgalanma!),Merkez Bankasını,İstanbul’a

        Taşıması sorununu ortaya atmak(ardından diğer düzenleyici ve denetleyici kurumların)Veya zor geçeceği anlaşılan 2008 ve 2009 yıllarındaki ekonomik şartlar için(biraz gecikilsede) alınacak önlemleri tartışmak yerine,eften-püften konuları gündeme taşımak ne derece doğru olur.

        Hali hazırda geçmişe göre iyi görünen ekonomimizde,bireylerin,kurumların ve devletin borçluluk durumu,işsizlik,dünya likiditesinin bozulması,cari açık,enflasyon,büyüme devamlılığının sağlanması gibi yapısal kırılganlıkları devam etmektedir.

        Velev ki,ABD de durum daha da kötü bir hal aldı ve dünya küresel bir kriz yaşamaya başladı o zaman, elle gelen düğün bayram mı diyeceğiz ?

        Veya,hiç kimse kriz çığırtkanlığı yapmasın,her şey güzel mi diyeceğiz(diyecekler) ? Yahut, anamızın evine mi döneceğiz ?

        Tabi böyle bir durumda sorumluluk ve yapılacak olanların yapılması durumu sadece siyasi iktidarın olmayıp,herşeyin devamlı iyi olacağını bekleyen,iş dünyasının(en azından bir kısmının),memurun,işçinin,medyanın mantıklı davranışlarıyla mümkün olacaktır.

        Aksi takdirde en büyük sıkıntıyı, çalışanı da iş dünyası da çekecektir

        Tıpkı 1994,1998,2001olduğu gibi.

        İşte bunun içindirki,’hiç kimsenin’hazırlıksız olma gibi bir durumu yoktur.

        Diğer Yazılar