Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen yazımda dünyadaki gelişmeler ve FED’in son faiz kararını yorumlamaya Çalışmıştım. Bu günkü yazımda ise Corc’un yorumundan sonra bir de Mehmet’in(içimizden birinin) yorumları yardımı ile son ekonomik gelişmeleri değerlendireceğim. Mehmet bizim mahallenin bakkalı, kendince ilginç ekonomik yorumları var. Keşke ekonomideki önemli aktörlerde onun kadar gelişmelere duyarlı olsalar. Şimdi onun dediklerini ‘lisan-ı münasiple’ size aktaracağım.

        1.YTL’nin Değeri:2001 krizinden sonra uygulanan ekonomik politikaların olumlu etkisiyle beraber, gelen sermayenin(sıcak-ılık) artmasıyla da değerlenen YTL potansiyel bir risk olarak algılanabilir. YTL’nin değerlenmesinin enflasyonu düşürücü etkisi de belli bir süre sonra adeta ’örtülü’ kabul görmüş bir Ekonomi politikası olmuştur. Düşük yabancı para, yüksek faiz(belli bir doza kadar zorunluluktan) döngüsünde devam etmekteyiz. Diyeceksiniz ki; piyasada fiyatlanıyorsa doğrudur. Yani arz ve talep kanunları işlemektedir. Ama piyasa fiyatı her zaman doğru bir fiyat mıdır, işte tartışılması gereken budur. ABD gibi bizimde çifte açıklarımız(cari ve dış ticaret açığı) yerel para değeri için henüz ‘negatif’ bir etki yaratmamıştır.

        2.T.C.M.B ve Faiz Politikaları: Merkez Bankasının öncelikli hedefi ‘fiyatlar genel seviyesindeki şişkinlik’ yani enflasyon seviyesini kontrol altına almak olarak görünmektedir. Kronik enflasyondan ne pahasına olursa olsun kurtulmak öncelikli makro ekonomik hedef olarak benimsendiği için, yan etkileri bilinerek veya göz ardı edilerek bu hedefe odaklanıldı. Oldukçada başarılı sonuçlar alındı. Enflasyon hedeflemesine geçişle birlikte hedeften uzaklaşan sonuçlar ise, yalnızca para politikaları ile ilişik olmayıp, maliye ve iktisat politikalarında görülen zayıflıkla Da ilgilidir. Mehmet’in deyişiyle;’fakire her şey ve her gün hayat pahalı’ olmaktan henüz uzaklaşılamamıştır. Faiz hadlerinin ülkemizde, çok uzunca bir süredir, yüksek olduğu görünen bir gerçektir.1980’ler,1990’lar,2000’li yılların büyük bir kısmı böyle geçmiştir. Genlerimize, yüksek faiz, yüksek enflasyon ve dalgalanmalar adeta işlenmiştir.

        Dün akşam üstü yapılan Para Politikası Kurulundan sona; Merkez Bankası gecelik borçlanma faiz oranını 50 baz(temel) puan indirerek yüzde 16,75’ten 16,25’e, borç verme faiz oranını da 75 temel puan düşürerek yüzde 21,50’den 20,75’e çekti. Piyasada genel olarak beklentinin 25 temel puanlık bir faiz indirimi ise de,50 puanlık indirimde göz ardı edilmemekteydi. Türkiye hali hazırda %16.25 puanlık faizle, merkez bankaları arasında ilk sırada yer almaktadır. En yakın takipçisi, İzlanda Merkez Bankasında %14.25,Brezilya %11.25,Mısır %8.75,Hindistan %7.75,Güney Kore %5,ABD Merkez Bankası ise %4,5,Avrupa Birliği ülkeleri ortalaması ise,%4 olarak bulunmaktadır. Nominal faizde bu durum geçerliyken, reel faizde de benzer bir durumda söz konusudur. 19.10.2007 Tarihinde bu köşede yazdığım ‘Kampanyalı Faiz İndirimi’ adlı yazımdan bir paragrafla durumu özetlesem daha doğru olacak

        Son yapılan faiz indiriminin oranı ise piyasalarda(öncesi ve sonrasında) tartışma konusu olmuştur. Bir gurup ‘şok’ faiz indirimi beklerken bir gurup ise daha yumuşak geçişi savunmuşlardır. Merkez bankası ise itidali davranarak kısmı bir indirimi seçmiştir. Petrol fiyatlarından tutunda, Irak’ın Kuzeyi ile ilgili soruna kadar pek çok, ekonomik ve ekonomik olmayan riskin analizi ile aslında şok indirimden çok kontrollü gitmenin daha doğru olacağı aşikârdır. Faizler sadece sonuç değişkenlerdir, yalnızca istemekle düşmezde çıkmazda, şartların oluşması gerekmektedir. Şok indirimi savunanların bence asıl amacı faizlerin düşmesinden çok, döviz fiyatlarının yükselmesini sağlamaktı. Ancak döviz değişkenin kontrolü hem çok zordur hem de serbest giriş çıkış yaşanan bir finansal sistemde,( ileride de şok indirimler yapılacağı beklentisiyle yeni fonların gelip) dövizin değerini arttırmaktan çok düşürmeyeceğini de kimse iddia edemez. Daha önceki yazılarımı okuyanlar hatırlayacaklardır, yılsonuna kadar %1–1,5 puanlık faiz indirimini beklediğimizi belirtmiştik. Şu ana kadar 0.75 baz puan indirim uygulandığı düşünülürse, yıl sonuna kadar (şartlar uygun olursa),0.50 – 0.75 baz puan indirimi kademeli bekleyebiliriz.

        Ama her ülke ve faiz oranı, o ülkenin şartları ve risk unsurlarına göre değerlendirilmelidir.

        Diğer Yazılar