Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Seçime dair her şey hız kazandı. Tarihin netleşmesiyle birlikte baş döndürücü olacağından kimsenin kuşkusu yok .

        Bu süreç devam ederken, Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyada Rusya-Ukrayna savaşı tüm şiddetiyle devam ediyor. Kısa vadede çözüme kavuşması bir yana, “beklenmedik” sonuçlar üretecek boyutlar kazanması çok güçlü ihtimal.

        O ihtimallere geçmeden, yaşadığımız ülkenin bu büyük savaşın ortasında nelerle karşı karşıya olduğuna bakmakta yarar var.

        Seçim tartışmalarını daha heyecanlı bulanlara şunu söyleyebilirim. Yaşanan her gelişme, Türkiye’nin geleceğini ve bunun ayrılmaz bir parçası olan seçim sürecini çok yakından ilgilendiriyor.

        Cumhuriyetinin 100. yılına giren bir ülkenin, üstelik yönü Batı’ya dönük olma hedefi ve bunun önemli bir sonucu olan NATO üyeliğiyle birlikte ele alındığında bugün nerede olduğu/olacağı sorusu kesinlikle hayati önemde.

        ZOR SORULAR

        Ankara-Moskova ilişkilerinde gelinen aşama, bu yakınlığın Suriye üzerinden ortaya çıkardığı müzakere ve çözüm alanları, önümüze çok daha büyük bir meseleyi getirdi.

        2021 itibariyle ABD/NATO tarafından netleştirilen ve dünyayı demokrasi-otokrasi ekseninde gören yaklaşımın biz kabul etsek de etmesek de ülkemizi hedef alan boyutu giderek keskinleşiyor.

        Şöyle ifade edebiliriz.

        Yeni dünyada Türkiye’nin yeri “otoriter” safta mı olacak? Yoksa yaşadığı sorunlara, mesela büyük müttefikinin terör örgütüne verdiğine açık desteğe rağmen “yüzü Batı’ya dönük” olmayı sürdürecek mi?

        Bu dinamik bir soru. Ancak bizim açımızdan Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında kurduğumuz denge, nerede duracağımız sorusuna “üçüncü seçenek”le cevap verebilme imkanını vermiş görünüyor.

        Bunun değerli olduğu üzerinde çokça yazıp yorum yaptım.

        Şunu eklemek gerekiyor.

        Türkiye bir bölgesel güç ve bunu korumak zorunda. Bunun için de ittifaklara ihtiyacı var. Çünkü etrafında devam eden savaşın asıl aktörleri arasında (şu anda ABD ve Rusya) acımasız bir çatışma bulunuyor.

        DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER

        Tüm bunlar Türkiye’nin iç dinamiklerini doğrudan etkiliyor, daha fazla etkileyeceği bir döneme giriyoruz. Çünkü küresel ölçekteki rekabetin tarafları, ülkemizin değişim sürecini yönlendirmek ve kendi lehine çevirmek istiyor.

        Seçime giderken yaşanan hadiselerin, sadece kendi iç dinamiklerimiz üzerinden ortaya çıkmadığını, bunların çok boyutlu etkileşim ve hesaplaşmalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

        “Yine mi dış güçler” diyenler dahil herkes bu durumun farkında. Ancak daha önemlisi siyasetin, iktidardan muhalefete kadar tüm cepheleriyle olup biteni doğru okuması.

        Aktif bir okumadan söz ediyorum elbette. Demokrasimizin daha güçlü kılınması, her düzeyde hak ve özgürlüklerle ilgili hassasiyet gösterilmesi, adalet mekanizmasının hayatın her alanında etkin ve hızlı işlemesi böyle bir doğru okumanın olmazsa olmazı.

        Türkiye'nin gücünü artırmaya yönelik hamleleri de buna eklemek gerekiyor.

        Bunların işlemediği her alan, ülkemize bir zaaf ya da operasyon olarak geri dönecektir.

        RUSYA’NIN BÖLÜNMESİ

        Türkiye inanılmaz geniş bir coğrafyada hareket ediyor. İddialarını kovalıyor, riskler alıyor, avantajlar elde ediyor.

        Tekrar vurgulamak için yeridir. Mevcut savaşta kurduğumuz denge hali, uluslararası düzeyde karşılık bulan, itibarlı ve kazançlı bir hamle.

        Peki mevcut çatışma ABD-Rusya arasında olmaktan çıkıp, Çin’i merkeze aldığında Türkiye nasıl bir rolle yoluna devam edecek. Böyle bir geleceğin uzağında değiliz.

        Üstelik asıl bölünme hikayesinin SSCB’nin dağılmasının ardından bitmeyen hesaplaşmanın ikinci perdesinde olduğunu da unutmayalım. Batı ittifakı, Rusya’yı ikinci kez bölmenin köşe taşlarını oluşturuyor. Bu senaryoya dair haritalar çoktandır dolaşımda.

        Rusya Devlet Başkanı yakın tarihte bunu şöyle ifade etti:

        “Düşmanlarımızın amacı ülkemizi zayıflatmak ve parçalamaktır. Yüzyıllardır durum böyle. Ülkemizin çok büyük olduğuna ve (kendileri için) bir tehdit oluşturduğuna inanıyorlar, bu yüzden zayıflatılması ve bölünmesi gerekiyor . Kendi payımıza her zaman farklı bir yaklaşım izledik; hep sözde 'medeni dünyanın' bir parçası olmak istedik. O dünyanın bir parçası olma girişimlerimiz reddedildi.”

        İŞLERİN SEYRİ DEĞİŞEBİLİR

        Rusya’yla ilişkilerimizin geleceğinde bakmamız gereken pek çok nokta var. Her şeyin bugünkü kıvamda devam etmeyeceğini söyleyebilirim. Büyük hesaplaşmaların arifesinde doğru yerde durmak daha büyük önem taşır.

        Şu ana kadar nerede durduğumuz önemliydi, doğru işler yaptık. Gelecekte nerede duracağımız ise bundan çok daha büyük ve kalıcı stratejik kararlar almamızı gerektiriyor.

        Siyasetin bu soruların farkında olmaktan öte, karar süreçlerine dair katkı sağlaması, değişimin dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya olmasını sağlayacak tek seçenek.

        Ümitvar olmak istiyorum.

        Diğer Yazılar