Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TARAF'ın çok önemli isimleri, bir lahzada istifa etti. Haberi duyduğumda kendimi şaşırtacak düzeyde üzüldüm. Askeri darbe ve müdahalelerden, derin güçlerin oyun ve dümenlerinden illallah demiş, Türkiye'nin daha iyisini hak ettiğini düşünmüş her kim varsa Taraf Gazetesi ile az ya da çok yoldaşlık yapmıştır. Onlar için Taraf ve Ahmet Altan, her zaman gazeteden daha fazlası oldu. Bazı konularda ciddi görüş ayrılığı yaşasak da ben de onlardan biriydim. Lakin son dönemde eski muhabbetimin kalmadığını da söylemem gerekir.

        Bir sürü nedenden birini söyleyeyim: Taraf ve daha özelde Ahmet Altan bir süredir mütedeyyin okurlarını kendi tarif ettiği bir "vicdan" tanımına mecbur eden üsttenci bir dilin içinden konuşup yazıyordu. Ahmet Altan'ın 2012'nin ramazan ayı boyunca, "Kendine Müslüman diyorsan şu şekilde, şu ebatta bir vicdana sahip olmalısın ve şu meselede şöyle düşünmelisin, aksi takdirde tuttuğun oruç arkandan kovalar" yollu yazılar kaleme almış olması, ne demek istediğimi gayet iyi anlatır.

        İstifasını yorulmakla, bıkmakla açıklıyorlar. Eğer bu doğruysa, Ahmet Altan'ı yılgınlığa uğratan pek çok etken arasında birincilik, kendisine karşı açılmış yüksek profilli davaların orantısızlığıdır kanımca. İkincilik ise söz konusu tavrının kaybettirdiği okur tabanını içine sindirememiş olması.

        Taraf, Kemalizm'in zulmünden yılan çeşitli kesimlerin oluşturduğu bir koalisyondu ve elbette bu koalisyonun bir tarafında dindar bir kesim duruyordu. Nuh Gönültaş'ın Twitter'a yazdıkları doğru ve yerinde, ama eksik. Evet, Atatürk istismarcılarının silahlı ya da bürokratik güçleri bu memlekette dindarlar kadar seküler olmakla beraber demokrasi özlemi çeken demokrat ve liberal aydınları da ortak bir mücadele için harekete geçirdi. Askeri vesayetin geriletilmesi, hatta aşılması yönünde okuruyla, yazarıyla ortak bir mücadele hattı oldu Taraf Gazetesi.

        Bu süreçte gazetenin omurgasını oluşturan önemli isimlerin askeri vesayet kadar din gibi "arkaik(!)" bir şemanın kültürel tahakkümüne de karşı oldukları gerçeği bir süre için rafa kaldırıldı. Hatta koalisyonun kanatları arasında Kürt meselesinin çözümü konusundaki fikirlerin taban tabana zıt olması meselesi bile görmezden gelindi. Ancak dindarlara verilen o kadar da karşılıksız bir çek değildi. Taraf'ı pek çok açıdan destekleyen ve Taraf'ın saygı göstermeyi taahhüt ettiği mütedeyyinlerin bazı hasletlere sahip olması gerekiyordu.

        Milli görüş kökenli olmamak, AB'ye üyelik konusunda hiç mi hiç tereddüt sahibi olmamak, zorunlu din derslerine, hatta Diyanet'e taraf olmamak gibi hasletler. Bu çerçevesi çizilmiş ama ilan edilmemiş mühendislik faaliyeti ile reel dindarlığın politik yönelimleri, özellikle de siyasetin merkezinde temsil edilebilen önemli bir grubun hassasiyetleri arasındaki makas giderek açıldı.

        "Ulusalcılık" ile mücadele, Ahmet Altan yazıları nezdinde "ümmetçilik" ile mücadele sularına savrulunca ipler koptu. Referansları arasında "ümmet" de olan dindarların uzak tarihten gelen ilhamla üzerinde yaşadıkları coğrafyaya ilişkin tasavvurları, mana âlemleri; hükümetin mescidi ya da Kuran dersini bir seçenek haline getirmeye çalışan uygulamaları Ahmet Altan tarafından itinayla aşağılanıyordu artık.

        Başbakan sarhoş kafasıyla ülke yönetmeye çalışan biri olarak, defalarca kof kabadayı, meczup, cahil gibi kelimeler kullanılarak hakarete uğradı. Anlaşıldı ki mesele sadece askeri vesayetle mücadele değilmiş, mesele sivil de olsa her türden otoritenin yıpratılması zorunluluğu imiş. Bu zorunluluğu entelektüel kibri ile ve "Değil mi ki AB yolundan sapılmıştır, yansın o sivil" kaprisiyle açıklamayı tercih ediyorum. O kibir ki, sonunda Gönültaş'ın "Büyük pazarlıklarla oluştu" dediği koalisyonun diğer kanatlarını da zor durumda bıraktı.

        Ancak hakkını verelim, Altan güzel kibirleniyordu ve egoizmini tatmin ederken çok inandırıcıydı. Kötücüllüğünde bile, kendi kendine sayıklayan bir hezeyanın tecessümü değil, okurunu görmek istediği şey ile gördüğü şey arasındaki mesafeyi yeniden ölçmeye zorlayan bir rasyonellik vardı ve ben bunu seviyordum. Umarım bir yerlerde, yeniden okuma fırsatımız olur, olmalıdır.

        Diğer Yazılar