Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bilim adamları İngiltere'de bir araya gelecek, ellerindeki veriler ışığında tartışacaklarmış: "Ya uzaylılar bizim gibi dost canlısı değilse!"

        "Bizim gibi dost / dost canlısı" ifadesi fazla ironik değil mi?

        Hele de bugün! Nazilerin bir milyondan fazla Yahudi'yi öldürdüğü ölüm kampı Auschwitz'in Sovyet askerleri tarafından kurtarılışının 65'inci yıldönümü bugün... Biliyorum ki bu cümlenin okuyucudaki yankısı "Sigara zararlıdır"ın yarattığı sarsıntı kadar olacak; yani sayısal ifadeyle 0, yazınsal söylenişiyle sıfır.

        Ancak Polonya'da, bir toplama kampını görmek, oradaki oksijeni solumak, hikâyeleri dinlemek insanın zihninde, insanoğlunun kötülük sınırları hakkında yeni pencereler açıyor.

        Girişte sizi karşılayan ve geçtiğimiz günlerde de çalınmasıyla haber olan "Arbeit macht frei" (Çalışmak özgür kılar) yazısı girişten çok, çıkışta insana batıyor.

        Hitler'in propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in şeytani zekâsına bir kez daha şapka çıkarıyor insan; bir kısacık cümle öyle hileli, öyle derin, öyle manalı ki!

        65 yıl sonra bile... Kamplarda toplanmış olmasak bile...

        Tabii ya çalışmak özgürleştirir... Kurtarır bizi çalışmak, düşünmekten, hayal kurmaktan, çocukluk hayallerimizin gerçek olmadığını fark etme ağırlığından...

        Çalışmak bizi özgür kılar iç dünyamızdan.

        Çalışmak özgürleştirir, keser toprağa - doğaya bağlı dallarımızı!

        Çünkü biz bilmeyiz doğru dürüst çalışmayı, sınırları!

        İŞİNİ SEVMEYEN BAKMASIN

        Türkiye'de "Aklı Havada" adıyla gösterilen Up In The Air hakkında "İşsiz kalanlar izlemesin" diye yazmıştı geçtiğimiz günlerde biri...

        Bence işini sevmeyenler de izlemesin!

        Filmin senaryosu ABD merkezli ekonomik krizden çok daha önce, 6 sene evvel yazılmaya başlanmıştı; ancak, değişen şartlar, filmin "insanların kovulduğu" bölümlerini daha dramatik kıldı.

        PARA KÖPEKLERİ OLMUŞ

        Filmde gerçekten işlerinden kovulan insanlar rol aldı...

        Ama işlerinden çıkarılan insanların üzüntü hamurunun içinde "Ben çocuklarıma nasıl bakacağım"ın ötesinde bir şey daha vardı: Pişmanlık.

        Hayalleri ertelemenin, aslında sevmediği bir işte sırf mecbur olduğunu hissederek, sıkılarak, hasta olarak, istemeyerek çalışmanın pişmanlığı... Sevmediği bir adamla evlenen, arada birine gönlünü kaptırsa da asla ona elini vermeyen bir kadının aldatıldığını öğrendiğinde hissedeceği gibi bir his işte... Pişmanlıktan bile öte...

        "Çalışmak özgürleştirir" diyene "Hadi len" diyesim geliyor. Bu arada Kanada'dan gelen, benim de İstanbul'da rehberlik yaptığım Yolanda ile Ian aklımdan çıkmıyor hiç.

        Mimarimizin bozukluğundan dem vuran Ian'a "Sen ne iş yapıyorsun?" diyorum.

        Hani şu Amerikan evlerinden yaptıklarını söylüyor; Yolanda ile birlikte, 2 kişiler...

        "E peki siz buradasınız, şirket kime emanet?" diye soruyorum.

        "Kimseye" diyor... Çekmiş kapıyı gelmişler!

        "Biz ihtiyacımız kadar kazanıyoruz. Kazandıkça kazandığımız para ile dünyanın farklı yerlerini gezmeye çalışıyoruz. Para azalınca da geri dönüp, bir dahaki yolculuğun planlarını yapa yapa çalışıyoruz..."

        "Gelişmiş bir ülkede, dünyanın en yaşanılası şehri seçilip duran o sıkıcı Vancouver'da kolay tabii" demek istiyorum. Ama gerek var mı, onlara deli gibi de imreniyorum...

        Çalışmak özgürleştirir mi bilemem ama "işini sevdiğin" ve de "onu sadece araç olarak kullanmayı bildiğin takdirde" seni köle yapmaz, insanlığından uzaklaştırmaz bundan eminim.

        Kral TV miyim ben?

        Kimi zaman bana öyle e-mailler geliyor ki, "İyi ki yazı yazıyorum" diyorum; öyle güzel, öyle, içten, öyle paylaşımcılar... Öylesine güzel, bilgili insanlardan... Kimi okuyucu mektupları da var ki "Ben ne yazıyorum, ya da bu insanlar bana elektronik posta atmadan önce ne tür bir madde alıyorlar" diyesim geliyor. Mesela bir okuyucu ısrarla bana iddia tahminlerini gönderiyor; bir diğeri şu pembe gömlekli "kelle"den ne anlıyorsa güzellik methiyeleri aşk mektupları... Öyle de var, böyle de... Önceki gün gelen bir maili de paylaşmak istedim sizinle: "Şimdi benim bir kız arkadaşım var, sevgilisinden ayrılmış ama sevgilisi bunu çok seviyor. Acaba bir yazınızın altına şöyle yazabilir misiniz: ‘Cansu seni çok seviyorum. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Beni affet! Batu' diye... Yani bu ikili birbirini çok seviyor ama trip yapıyor. yazar mısınız Nilay Hanım. Cansu belki bu yazıdan sonra onu affeder. Yazık çocuğa. Çok seviyor kızı..."

        Ama sıfır imla hatasıyla çok güzel ifade edilmiş mektuba ne diyeceğimi bilemedim!

        Şu Türkçe klipleri yayınlayan müzik kanallarından mıyım ben; milletin birbirine aşk ve mesajlarını alt yazıyla geçeyim! E bari siz de 3540 yazıp gönderin, cebinize Ezel'in müziğini falan göndereyim... Aman ne bileyim!

        Diğer Yazılar