'Kimse kendi köyünden peygamber çıkmaz' demişlerdi ama...
Milliyet’teki 8 yılın ardından oradaki köşemi ve yazı işlerindeki görevimi bırakıp daha yeni kurulmakta olan Habertürk’e gelirken, beni tanımasına bile şaşırdığım bir üst düzey yöneticim beni çağırmış, karşıma oturup uzunca bir konuşma yapmıştı...
“Nilaycım” dedi “Çok doğru bir karar vermişsin. ‘Gazete tutmazsa da benim için önemli değil, başka bir iş yaparım’ tavrını da, ‘Yenilik, deneyeceğim’ söylemini de, cesaretini de çok sevdim.”
“Ne ya bu!” diye geçirdim içimden; “Gitmeme seviniyor galiba.”
Ve sonra devam etti: “Sen ufku, vizyonu, aklı çok açık bir kızsın ama burası artık sana dar geliyor. Git bir dene. Senin sorunun, fazlaca ‘buranın çocuğu’ olman. Kimse kendi köyünden peygamber çıkmaz, bunu unutma. Git bir dene sevmezsen, yapamazsan da gel. Biz buradayız. Bir sene bile gitsen... Buraya daha fazla maaş ve daha iyi bir konumla döneceksindir. Bu oyunun kuralı bu; kapımız da sana her zaman açık.“
Yöneticimin odasından öyle bir havayla çıktım ki... Adam ya profesyonel bir hatip, çok iyi bir gaz vericiydi ya da gerçekten çok samimiydi.
Sonuçta söyledikleri benim kafamda bayağı bir yer etti; güven verdi...
ÇALIŞMANIN GÖRÜLMESİNİN ŞAŞIRTICILIĞI!
Ve Habertürk’teki 2’nci yılımı doldurduğum gün, sadece kariyerim için değil, hayatım için de yeni bir sayfa açıldı bana bu gazetede.
1 Aralık’ta basın sektöründe az rastlanır bir gelişmeyle, Habertürk’ün “içinden”, Habertürk’ün hafta sonu eklerinin başına getirildim.
Eminim ki bu görev için dışarıdan “taze kan” transfer edilebilirdi.
Ama farklı bir şey denendi. Zaten burada yazı işleri müdür yardımcısı, editör ve yazar olarak görev yapan, buradaki insanları ve bünyeyi tanıyan biriyle, birileriyle çalışma kararı verildi...
Bina içindeki “Demek ki çalışan görülüyor. Gençlere ‘deneyimsiz’ gözüyle bakılmıyor” muhabbetlerinden ve tebrik telefonlarının içeriğinden anlıyorum ki bu durum pek çok insana umut da verdi; “Hani kimse kendi köyünden peygamber çıkmaz derlerdi”.
YARINDAN İTİBAREN, YAVAŞ YAVAŞ...
Açıkçası pek çok garip şart altında bile aksatmadığım buradaki yazılarımı bir haftadır yazmıyorum, nedeni de bu... İnsanları, işi, haberi, yazıyı biliyorum ya kolay olur sanıyordum... Ama işin içine alışık olmadığım tarz görüşmeler, organizasyonlar, biraz da taşınma girdi ki, buna bünye daha alışamadı.
Yarın göreceğiniz cumartesi sayısından itibaren yeni bir şeyler yapmaya çalışacağımızı göstermeye çalışıyoruz.
ŞİMDİLİK KUŞ KONDURMUYORUZ
Baştan söyleyelim, daha dün bir bugün iki; ancak, birkaç ay sonra oturacak...
Kuş kondurmuyoruz, basında devrim de yaratmıyoruz. Ama Alp Ulagay da sağolsun yanımda; Nur, Oylum, Elif, Heja, Füsun, Nazenin, Gülenay, Pınar, Melda, Yasemin, Esra, Nihat, Deniz, Didem ve yazarlarımızla bugüne kadar yapılanların daha da iyisini yapmaya uğraşacağımızın sözünü veriyoruz...
Daha bilgi dolu, daha güncel, daha hayatın içinden, daha önde, daha canlı ve heyecanımızı yansıtan hafta sonu ekleri yapmaya çalışacağız...
Daha güzel fotoğraflar, daha kaliteli yazılar ve görsellerle...
OKUYUCULARLA BİRLİKTE...
Aynı gazetede çalıştığımız herkesin uzmanlığından, hobilerinden, ilgi alanlarından da yararlanmaya kararlıyız. Keza okuyuculardan gelecek her türlü eleştiri, uyarı, yardım ve özellikle bilgi paylaşımına da açığız.
Zaten iki yıldır gayet iyi yapılan, çok da okunan hafta sonu eklerini daha da parlatmak, daha çok hayatınıza sokmak niyetimiz.
Umarım altından kalkarız... Destek, eleştiri ve görüşlerinizi yazın lütfen, biraz şans dilemeniz de fena olmaz... Şimdiden iyi hafta sonları...