Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Maïmouna Doucouré’nin Netflix’teki “Mignonnes” filmi dışarıdan bakıp içeride olmayı hayal etmek, başı boş büyümek, anne-babalar kendi dertleriyle meşgulken çocukluktan ergenliğe geçmek, hayatı, cinselliği kendi kendine biraz da televizyondan, popüler kültürden, sosyal medyadan keşfetmenin yarattığı tahribat hakkında çok güzel, çok naif bir film. Ve ne yazık ki bu yazıyı okuyan pek çok kişinin en azından yakın tarihte izleyemeyeceği de film bu. Çünkü “Mignonnes” Türkiye’de “Minnoşlar” adıyla Netflix’e yüklenecekti geçen hafta, ama RTÜK üyelerinin oybirliğinin kararıyla daha gösterilmeden yasaklandı.

Yayımlanmamış kitabın toplatıldığı bir ülkede hiç kimsenin izlemediği bir filmin yasaklanmasına aslında şaşırmamak gerekiyor, ama yine de utanç hanesine her defasında bir çentik daha atmakta rekabeti kimseye bırakmıyor denetim kültürü. Belki yanılıyorumdur diye geçen hafta kimi RTÜK üyeleriyle gazetecilik tabiriyle olan biteni anlamak için “on background” konuştum.

Filmi yasaklayanların hiçbiri izlemedi.

Evet, filmin yasaklanmasına oy veren hiçbir üye -HDP ve CHP’liler de dahil- filmi izlememişler. Kanunen RTÜK’ün yetkisi televizyonda herhangi bir program yayınlandıktan sonra müdahale etmek, bu açıdan “Minnoşlar” kararı kitabına da uygun değil. Türkiye’ye ve başka pazarlara para kazanmak için giren Netflix’in meselesi üçüncü dünya ülkelerine ifade özgürlüğünü getirmek değil, o yüzden filmi platformdan hemen kaldırdılar. Bu kavgaya girişmeye niyetli değil; Suudi Arabistan’da da niyetli değildi.

RTÜK’ün konuyu kitabına uydurma şekli filmin tanıtımında +18 ifadesinin yer alması. Kurul üyeleri uzun yıllardan beri ilk kez bir filmi bu kadar ayrıntılı, üç saati aşan sürede tartışıyor. CHP’li üyeler çocukları korumakla görevli sivil toplum kuruluşlarına fikir danışıyorlar hatta, onlar da tanıtımda sorun görmeseler de +18 ifadesinin kafalarında soru işareti oluşturduğunu söylüyorlar. Bu aşamada Netflix’ten de tatmin edici bir yanıt gelmiyor, tartışma da “11 yaşındaki çocuk başrolünde oynadığı filmi izleyemeyecek mi?” konusuna indirgenince oy birliğiyle filmin kaldırılması yönünde oy kullanılmış.

Oysa, dünyada başrol oyuncusunun izleyemediği ne tek ne de son film bu. Benim anladığım kadarıyla asıl siyasi hesaplar etkili oldu “Minnoşlar” konusunda. RTÜK üyelerinin çoğu -AK Partililer de dahil- izlemedikleri bir film üzerine karar vermenin doğru olmadığını düşündüler, ama “Ya öyleyse” kuşkularına yenik düştüler. CHP ve HDP de hem iktidar hem de iktidar medyası tarafından “Pedofil filmine onay verdiler!” diye hedefe konmayı göze alamadı.

AK Parti üyeleri 11 yaşındaki genç kızın bir de Müslüman olmasından rahatsız oldular; bir Katolik hikayesi olsa bu kadar üzerinde durmazlardı.

RTÜK bir senedir yetkisini kullanmıyordu çünkü…

RTÜK bir senedir dijital platformlara müdahale yetkisini elinde bulundurmasına rağmen ilk kez müdahale ediyor. Öğrendiğim kadarıyla bu konuda eski medya yöneticisi ve Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ’ın çabaları etkili. Dedesinin adını verdiği oğlu Aydın Doğan Yalçındağ’ın sahibi olduğu Blu TV’yi korumak adına Yalçındağ sürekli Ankara’da lobi yapıyor, zira özellikle platformdaki “Behzat Ç.” içinde barındırdığı küfürler yüzünden RTÜK’ün müdahale alanına girmeye çok müsait.

Gerçi bütün bu fırtınanın kopmasının sorumlusu da Netflix’in kendisi. Sundance’te ödül aldıktan sonra Netflix’in satın aldığı film Amerika’da küçük kızları cinsel bir meta gibi gösteren bir afiş ve fragmanla tanıtıldı. Oysa, “Minnoşlar” tam da genç kızların medyanın kadını metalaştırmasını eleştiriyor. Fragmanda yer alan görüntüler de gençlerin televizyonda gördükleri Nicki Minaj, Cardi B. gibi popüler kültür figürlerine özenerek sergiledikleri bir dans gösteresinden bir kesit.

Ben filmi izledim, izlemeyenlere özetleyeyim.

Filmin Fransa’da yaşayan 11 yaşındaki baş kahramanı Amy’nin babası Senegal’e kuma almak için gidiyor, annesi kendi travmasını yaşarken büyük teyzesi ve cemaatten başka insanlar kadının kocasının boyunduruğu altına girmesini, her şekilde kocasını mutlu olmasını öğütlüyor. Büyükler kendi dertleriyle meşgulken, yeni bir okula giden, hiçbir arkadaşı olmayan, içine kapalı, kimseyle konuşmayan Amy bir arkadaşını dans edip İnternet’e video yüklerken görüyor, onu takip ediyor ve başkalarının da tren raylarında dans ettiklerini görüyor. Onlara özeniyor; sadece dansa değil, arkadaşlığa, bir yere ait olmaya, kabul görmeye...

Amy’nin yeni arkadaşları yetiştiği dünyadan epey uzak, makul anne-babalarının “Aman onlarla görüşme!” diye uyaracakları tipler. Kavga çıkartıyorlar, okulda ceza alıyorlar, başlarına buyruk ve ağızları bozuklar. Ama her biri kendi dünyasında yalnız bırakılmış, büyükler tarafından kendi kendilerine büyümeleri beklenmiş bu ayrık otları arkadaş oluyor. O yaştaki çocuklar ne yaparsa onu yapıyorlar. Yatakların üzerinde zıplıyorlar, jelibon yiyorlar, yastık savaşı yapıyorlar ve o yaştaki çocukların saf merakıyla cinsellikten bahsediyorlar. Bir de ana kahraman ilk kez regl oluyor. Ama cinsellik bu ergenlik hikayesinin çok çok ufak bir kısmı. Yine de film hiper-cinsel figürlerin genç insanlar üzerindeki etkisini dans yarışması üzerinden sorguluyor.

Filmin bir başka sorguladığı da çirkinliğin dışarıda olduğu kadar evde de olduğu: Genç kız ilk kez regl olduktan sonra büyük teyze kendisinin de regl olduktan hemen sonra nişanlandırıldığını, birkaç senede evlendirilip başındaki beyaz örtü kaldırılarak topluma sunulduğunu anlatıyor. Büyük teyze aynı kaderi Amy’e uygun görüyor. Amy ise kuralları erkekler tarafından belirlenen bu dünyada kadının sadece erkeğin bir aksesuarı olduğunu kendi babasından erken yaşında öğrendi.

Zaten izlemeyeceksiniz, spoiler vereyim o halde…

Sonunda 11 yaşındaki Amy kendisini çeşitli nedenlerden dolayı içinde bulduğu bu ortamın çirkinliğini fark ediyor, kendi mahallesine, kendi arkadaşlarına dönüyor; ilk kez mutluluğu bulmuşçasına ip atlıyor.

Tartışmalara neden olan filmdekine benzer bir dans sahnesinin çok daha abartılı olanı “Little Miss Sunshine” filminin finalinde var, ama tabii o film bir mizah başyapıtıydı. (“LMS” ABD’de 17 yaş altındakilerin izlemesi yasak vizyona girmişti.) “Minnoşlar” ise birkaç sene önce Fransa adına Oscar’da yarışan ve Türkiye’de geçen, Türkiye kırsalında genç kızların hayatını anlatan, Türk yönetmenin çektiği, Türk oyuncuların oynadığı ve Türkiye’de Kültür Bakanlığı’nın da desteğiyle çekilen “Mustang”deki gibi bir etnografya denemesi daha çok.

Sadece Türkiye’de değil ABD’de de tartışılıyor film.

“Minnoşlar” dünya çapında Nexflix’e Çarşamba günü yüklendi, hemen ardından Amerika’da sosyal medyada Netflix’i boykot çağrıları gündeme geldi, Cumhuriyetçi iki senatör de Adalet Bakanlığı’ndan filmi incelemesini istediler—tıpkı Türkiye’deki gibi filmi izlemeden.

Amerikan Anayasası tarafından garanti altına alınan ifade özgürlüğüne tamamen aksi bu yaklaşımın ardındaki iki isimden biri geçtiğimiz haftalarda barışçıl protestolara asker gönderilmesini isteyen bir senatör, bir diğeri de Trump’a karşı girdiği Başkanlık yarışını kaybeden, kaybedince de siyasi geleceğini iyice sağa kaymakta bulan bir başkası. Geçen hafta Trump yeniden seçilmesi halinde Anasaya Mahkemesi’ne atayacağı potansiyel yargıçlar listesinde bu ikisinin de ismine yer verdi.

İşin altından QAnon’un pedofili iftirası çıktı.

ABD’deki aşırı sağın “Minnoşlar” üzerinden siyasi bir hesabı var, çünkü ülkedeki sağ siyaset epey bir zamandır başını QAnon’un çektiği komplo teorilerinin hizmetinde. Türkiye’de yankı bulan, hatta zaman zaman tohumları Türkiye’de atılıp dünyaya yayılan yalanlar pizzacıdan mobilyacıya, şimdi de Netflix’e uzanıyor. Bu aşırı sağın sapkın hayal gücüne göre dünyayı küreselciler yönetiyor; virüsün de sorumlusu küreselcilerin bir kısmı da pedofil ve mobilyaların içinden ya da pizzacının bodrum katından çocuk ticareti yapıyorlar güya.

Söylediklerinin gerçekle ilgisi yok tabii ki, ama pedofili rakiplerine atabilecekleri en kuvvetli, çirkin, etkili iftira. QAnon ordusuna göre Trump dünyayı bu pedofil küreselcilerden kurtarmak için gelen bir kahraman, savaş açtığı güç odaklarından biri de Netflix’le anlaşma imzalayıp platform için belgesel üreten Obama’lar. “Minnoşlar” nasıl ve neden krize neden oldu, belki kafanızda canlanmıştır.

QAnon ve benzeri grupların -Rusya ve Çin kaynaklı- çıkarları Amerikan siyasetini karıştırmak, müdahale etmek. Ama Türkiye de adeta bu formülün uygulandığı pilot ülke olarak tuzağa düşüyor; dünyadan haberi olmayan sosyal medya kullanıcıları, yarım akıllı YouTube’lar, Akit gazetesi, Akif Beki gibiler de kulaktan dolma bilgilerle durumu köpürtüyorlar.

İşin özeti: Türkiye tuzağa düştü.

“Mignones” filminin afişi yayınlanır yayınlanmaz ABD’de aşırı sağ filmi izlemeden kampanya başlattı, ezberlerindeki pedofil komplosuna uydurdu. Sonradan kompozit sosyal medya hesaplarıyla konu köpürtüldü. Sahte Rus hesapları artık ‘deep fake’ yöntemini o kadar ilerletti ki, birinin gözü, bir başkasının ağzı, bir diğerinin kulağı bir araya getirilerek oluşturulan hesaplar ve eklenen bio’lar son derece meşru duruyor.

X Üniversitesi’nde öğretim görevlisi mesela, fotoğrafı da tersine resim aramalarda google’daki stok imajlar arasında yer almıyor ve ilk bakışta gerçekten böyle biri varmış gibi gözüküyor. Yalanlar ve komplo teorileri bu hesaplardan yayılıyor işte. Seçimlere de etki edecek dezenformasyon kampanyaları böyle düzenleniyor.

Asıl tehlikeli olan filmin yasaklanması değil. Türkiye’de yasaklara alışkınız, yasakların etrafında gezinmeyi öğrendik zaten. ABD’de de film gösteriliyor işte, hatta Netflix yönetmenle yeni bir yapım için anlaşma bile yaptı.

Asıl tehlike film değil, asıl tehlike QAnon’un bu film sayesinde ilk kez somut bir siyasi zafer elde etmesi: Türkiye’de filmi yasaklattı, ABD’de üst düzey senatörlerin gündemine soktu. Adı sanı bilinmeyen bir sahte hesap için az başarı değil bu. Ortada ne pedofili var, ne sapıklık halbuki. Sadece bir yalanın peşine herkesin takılması söz konusu. HDP’li ve CHP’li RTÜK üyelerinin de. Umarım anlatabilmişimdir. Anlayan anlamayana anlatsın.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00