Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Elimdeki telefondan elimdeki telefonun Türkiye’deki satış fiyatına bakıyorum. Habertürk’ten Necdet Çalışkan’ın aktardığına göre iPhone’un en üst modelinin fiyatı 20 bin TL’yi buluyor, bunun sekiz bin TL’si de devlete vergi olarak gidiyor. Apple ürünleri hep rakiplerine göre daha pahalıydı gerçi. Ama ABD’deki gelir seviyesine ve satın alabilme paritesine bakıldığında Türkiye’ye kıyasla daha erişilebilir. Doları 10 TL olarak baz alıp, hatta gelecek kuruna yönelik projeksiyon yapsak bile iPhone’un Türkiye’deki satış fiyatıyla ABD arasındaki uçurum astronomik.

Bu fiyatlar hepimize hakaret gibi. Apple pahalı satıyor, devlet de akıllı telefona lüks tüketim muamelesi yapıp üzerinden abartılı vergi alıyor. Yurtdışından getirip kullanmanın önünde de türlü engeller var: 1500 TL harç parası, üç yılda bir ürün vesaire. Tabii Türk’ün aklı hemen kurnaz çözümlere çalışıyor. Piyasadan eski telefonları bulup IMEI numaralarını kopyalamak gibi yeraltı çözümler var dileyene. Yüksek ücret ve vergi sayesinde aslında yasadışı piyasa oluşuyor. Halbuki yeni teknoloji şirketleri, yaratıcı fikirler ve sinema filmleri doğmalıydı.

NEDEN YURTDIŞINDA PARLADILAR

Aziz Sancar’ın Nobel almasıyla, Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin COVID-19 aşısını bulmaları, hatta Selçuk Bayraktar’ın drone şirketinin başarısı bile iPhone fiyatlarıyla alakalı. Bu isimlerin ortak özelliği Türk doğup kendilerini başarıyla ulaştıran altyapıya yurtdışında sahip olmaları. İlk üçü aslında sadece kağıt üzerinde Türk; yurtdışında yaşayıp yurtdışında üretiyorlar. Bayraktar ise Amerikalıların kurduğu, özgür düşünmeyi ve birey olmayı öğreten Robert Kolej’den mezun. Ardından ABD’ye giderek üç önemli üniversitede eğitimini tamamlıyor. Çünkü o bile varmak istediği yere sahip olmak için gerekli eğitimi Türkiye’de değil, ABD’de alabileceğini görüyor.

Amazon’un, Über’in, Apple’ın, Netflix’in, Microsoft’un ABD’de çıkması şaşırtıcı değil. Posta sistemi çok iyi işlediği için İnternet üzerinden kitap satarak başladığı imparatorluğunu kurabiliyor Jeff Bezos. Netflix aynı posta sisteminden DVD kiralayarak faydalanıyor. Birbirlerine yakın zamanda doğan Steve Jobs ve Bill Gates’in bulundukları yerde bilgisayara kolay erişebilmeleri Apple ve Microsoft’un doğumu için hayati önem taşıyordu.

Malcolm Gladwell’in “Outliers” kitabında bilgisayarın yaygın olmadığı yıllarda doğan Gates ve Jobs’ın hikayesi var. Steve Jobs bugün Silikon Vadisi olarak bilinen San Francisco’nun güneyinde Mountain View’da dünya gelmiş, mahallesinde yaşayan Hewlett-Packard mühendislerinin arasında büyümüştü. Bit pazarlarından yedek parça toplayıp, onlarla evinin garajında oynayarak bugünlere geldi çünkü, Gladwell’in yazdığı gibi, havada teknolojiyi soluyordu.

Babası varlıklı bir avukat olan Bill Gates’inse gittiği özel okulda, ta 1968 yılında üç bin dolarlık bir bilgisayar terminali vardı. O yıllarda çoğu üniversitede bile bilgisayar yoktu, ama liseli Gates günlerini ve gecelerini o bilgisayarın başında geçirdi.

Doğru yerde ve doğru zamanda doğmuş olmak bir şans elbette, ama meraklı gençlere fırsat sunacak imkanlara sahip bir ortam da önemli. Dahası, sistemin bütün dişlilerin uyum içinde çalışması hayati yeni bir ekonominin doğması için. Posta sistemi, İnternet hızı, teknolojik altyapı, bilgisayar teknolojilerine erişim ve devlet desteği…

Bizdeyse İnternet hızı bile acınası derece yavaş. Zaten Über yasak, iPhone da 20 bin TL.

LÜKS DEĞİL ZORUNLULUK

Bugün artık iPhone sadece bir lüks teknoloji ürünü değil, yaratıcılığı ve üretkenliği artıran, vücudumuzun bir uzantısı. Çok beğenilen “Tangerine” filminin tamamı iPhone’la çekildi. Steven Soderbergh bile pek çok filmini iPhone’la çekiyor artık. Hele biz gazetecilerin işini iPhone çok rahatlattı; dünyanın her yerinden tek bir telefonla haber takip etmek, yayın yapmak hem mümkün, hem de daha ucuz. Sadece bir akıllı telefonla, ama özellikle de yazılım-donanım uyumu, kolaylığı ve üstünlüğü açısında iPhone’la çok iyi bir sinemacı, fotoğraf sanatçısı, hatta ekrandan okumak çok kolay olduğu için iyi bir entelektüel bile olmak mümkün.

Her şey bir yana, akıllı telefona veya tablete sahip olmak daha kolay olsaydı pandemi günlerinde uzaktan eğitim kaosu yaşanır mıydı Türkiye’de?

Birileri her zaman iPhone’u porno izlemek, müzik dinlemek, hava atmak, WhatsApp gruplarında geyik yapmak için kullanacak. Ama birileri de arkadaşlarıyla bir araya gelecek, o iPhone’la film çekecek, radyo programı yapacak, belki gerçekten işe yarayacak bir app. bulacak. Herkes değil ama birkaç kişi illaki çıkacak. Erişimi olsa bugün iPhone sayesinde sinemayla tanışan bir genç ileride Türkiye adına Oscar alacak belki de. Potansiyele yatırım yüksek vergiyle edinilecek kısa vadeli karlılıktan daha anlamlı değil mi gelecek için?

Türkiye’de bir tek CEO’lar yeni iPhone’a sahip olabilir herhalde. Türkiye’nin gelecek hedefi sadece yüzde 0.1’in kazandığı bir düzense, bari önceden bilelim de hiç boşuna tartışarak yorulmayalım.

Amerika’da hiçbir şeyin bedava olmadığı söylenir, doğrudur da. Bugünlerde tek bir istisna var. New York gibi bazı eyaletlerde COVID-19 virüsünü tespit eden PCR testleri bedava yapılıyor. Türkiye’de test fiyatları konusunda bir tartışma yaşandığından özellikle vurgulamak istiyorum.

ABD’de özel hastanelerde, havalimanlarında ya da sağlık kuruluşlarında ücretli test var. Bir kısmını sağlık sigortası karşılıyor. Ama özellikle bahar aylarında dünyada salgının merkezi haline gelen New York’ta sayıları kontrol altında tutmak için eyalet hızlıca test merkezleri kurdu. Kimi otoparklara kurulan çadırlar var, arabayla gidilip test yapılacak merkezler de. Kamu sağlığı için de buraların ücretsiz hizmet vermesine karar verildi. Semptom göstermeniz gerekmiyor, zaruri çalışan olmanız da. Elinizi kolunuzu sallayarak da gidebiliyorsunuz, randevu alarak da. Sonuçlar da kısa sürede geliyor.

Yaz başından beri iş için çok fazla seyahat ettiğim için iki kere test yaptırdım. İlkinde sonucu ertesi gün, ikincisindeyse iki gün sonra aldım. Evimin az ilerisindeydi gittiğim merkez, önümde de bir-iki kişi vardı sadece.

New York eyalet yönetimi burada yaşayanların sık sık test olmasını istiyor. İstiyor ki bulaşma oranlarını takip edebilsin ve salgını kontrol altına alabilsin. E hiç kimse cebinden verip sık sık test olmaya razı olmayacağı için New York’ta bile bedava. Olması gereken de bu.

ANLAŞILAMAZ BİR DURUM

Türkiye’de devlet hastanelerinde de bedava bu testler ama semptom göstermeyenlere yapılmıyor. Tıpkı semptom göstermeyen pozitif vakaların sayılmaması gibi bir tuhaflık bu. Aylardır “Semptom göstermeyenler de bulaştırabilir,” diye boşuna mı ezberletildi bize? Bu insanların yayıcı olduğunu test yaptırmadıkları sürece nasıl anlayacağız? Semptom göstermeyen birinin de cebinden 250-700 TL arası durup dururken test yaptıracağını düşünmek saflık olur. Türkiye’deki ne vaka sayısını biliyoruz ne de kimin yayıcı olduğunu. Bunu tespit etmek sadece yaygın testle mümkün. Bu testlerin bedava olması da zorunlu; aksi halde artan vakaların ve kontrolden çıkan salgının bedeli çok daha ağır olacak.

Türkiye test yapılırsa ve vaka sayıları açıklanırsa rakamların çok yüksek çıkmasından çekiniyor, çeşitli sebeplerden dolayı. Başta yüksek de çıkacaktır, ama her durumda olduğu gibi bu konuda bilmek bilmemekten daha faydalı. Bilince tedbir almak da kolaylaşır. Türkiye’de Bilim Kurulu üyeleri bile gerçek vaka sayıları bilmediklerini söylüyor. Önümüzde ders alınası New York örneği var.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Kiremitcio@gmail.com 2 ay önce Süpersin
    CEVAPLA
0:00 / 0:00