Arşivden canlı: Merhaba, ben Carrie
Gazetecilikte bazen çok yaratıcı olduğunu düşündüğüm ama o dönem karşılığını bulmadığım işlerim var. Bunlardan biri 19 Nisan 2003’te Radikal’in Cumartesi ekine yazdığım bir yazı. “Sex and the City”nin yeni sezonu gösterilmeye başlanacaktı, ben de okurlara dizide bugüne kadar neler olduğunu anlatan bir “köşe yazısı” yazmayı önerdim. Yazıyı ben yazdım ama gazetenin imza klişesiyle Carrie Bradshaw imzası ve fotoğrafıyla yayımlandı.
Hala bilmeyene not: Carrie Bradshaw dizide köşe yazarını oynuyor, Carrie Bradshaw karakteri de Candace Bushnell’in New York Observer gazetesinde yazdığı “Sex and the City” köşesinden çıktı. Üzerinden yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra – herhalde yazıyı yazdığımda altı yaşında olmalıyım – hala hoşuma gidiyor Carrie’nin Radikal Cumartesi’ye “yazdığı” bu köşe yazısı.
Yazının başına-sonuna küçük bir OE ibaresi dışında hiçbir açıklama koymadık. “Anlayana…” tabiri o yıllarda henüz moda değildi, sosyal medya da yoktu. Anlayan oldu mu hep merak ettim. Bugün bakınca Türk basınında hala eğlenebildiğimiz yıllardan bir kesit gibi geliyor bir yandan da.
*
Banka hesaplarımın birinde 800, diğerinde de 900 dolarım var. Şimdi Star’dan sonra Vouge’da da yazmaya başladığım için biraz daha kazanmaya başladım. Park Avenue’daki dairenin yanı sıra, kasasını da dolduran yakın arkadaşım Charlotte York'tan aldığım borç para sayesinde oturduğum evin ilk taksitini de ödedim. Evet, New York, ben de ev sahibiyim.
Ve ne yalan söyleyeyim, mutluyum. Karizmatik ve umursamaz Mr. Big’den ayrıldıktan sonra tanıştığım ezik ve sıkıcı “mobilya tasarımcısı” Aidan’la ayrıldım ama en azından daire bana kaldı. Çünkü Manolo Blahnik ayakkabılarımı ve Roberto Cavalli gömleğimi çöpe atıp onun köpeğinin eşyalarına yer açmak hiç bana göre değildi. Bu yüzden de nişanlanmama rağmen, evlenemeyeceğimi düşünüp işi uzattım. O da gitti. Halbuki güzel hayaller kurmuştu; o, ben, köpek ve yan daire... Gittiği sabah, eve bir de satın aldığı dairemin tapu işlemlerini halletmem için 30 günüm olduğuna dair bir yasal mektup bıraktı. Ne de olsa bu şehirde kimse kimseye bedava bir şey vermiyor. Zaman zaman düşünüyorum, acaba Big’den ayrıldıktan sonra tanıştığım Aidan’ı yeniden Big’le aldatıp, sonra bir kez daha Aidan’a dönmeseydim hayatım nasıl olurdu?
Aman neyse, ev bana kaldı ya.
Ama Aidan da gitti, Miranda’nın çocuğunun babası kaba barmen Steve’le ortak bar açtı. Dörtlünün en gergin olanı Miranda; Upper East Side’lı avukat. Barda, ben Big’le yemek yemek için onu ektiğimde tanıştığı ve tek gecelik bir ilişki kurduğu Steve’den hamile kaldı. Tabii ki o ilk gecenin sonunda değil. Steve öyle yapışkan ki, kadının durmaksızın kapısına dayandı ve ilişkiyi uzattı. Miranda en sonunda kendini Steve’den kurtarabildi, bu arada annesini kaybetti, sonra Steve testislerinden birini kaybetti. Bunun üzerine de Miranda ona bir “jest düzüşü” ikram etti. Tek testisli Steve, uyuşuk rahmi tıbben kanıtlanmış Miranda’yı hamile bırakabildi.
Peki ya Charlotte? O kadar Tantric Yoga seks kursuna katıldı da zavallı kocası Trey’den kendine bir çocuk katamadı. İskoç orijinli ve bol kazançlı bir doktor olan Trey, annesi Bunny ve Charlotte kısa sürede bir evliliğe imza attılar. Park Avenue’daki daireye taşınan Charlotte ve Trey’i Bunny rahat bırakmadı, ama arkadaşımın tek derdi bu değildi. Bunny nasıl evden kalkmıyorsa, Trey’in penisi de aynı durağanlıktan nasibini almıştı. Tabii biz Coffee Shop’ta bitmek bilmez uzun kahvaltılarımız boyunca, dört kadın, durmaksızın Trey’in penisini konuşup durduk. Bir gece Charlotte’a yemeğe gittiğimizde de “Senin penisin hakkında her şeyi biliyor arkadaşlarım,” diye kocasını azarlayınca bizimki, evliliği de son buldu. Üstelik çocuksuz, üstelik sekssiz. O yüzden Charlotte bu evlilik kurumuna falan fazla duyarlı olmaya başladı son zamanlarda. Yanında bebekten, kocadan bahsedemez olduk. Hayır, bir de Soho’daki sanat galerisini evinin hanımı olacak diye sattı, iyice işi gücü kalmayan bir zengin kadına dönüştü. Miranda’ya hamileliği sırasında çektirdiklerini ise bir ben bilirim, bir de New York’un tamamı.
Bu arada Miranda çocuğun vaftiz annesi olması için onu değil, beni seçti.
Bu da böyle biline...
Ben ise ne Big’i ne de Aidan’ı seçebildim. 11 Eylül faciasının ardından, kendime sevgili olarak New York City’i seçmeye karar verdim, verdirildim ve sulu zırtlak köşemde aslında aradığım erkeğin New York'un kendisi olduğunu belirttim. New York’la randevum var diye denizcilerle yatmayı bile reddettim! Ne oluyor, yoksa benim de mi kulelerim yıkılıyor.
Mr. Big şimdi süper star film yıldızı sevgilisinden ayrılmış, California’ya taşındı. Giderayak bana kırmızı duvarlı yatak odasında bir plak, bir de uçak bileti bırakmış. Sahi, nereye koydum acaba? Manolo Blahnik’lerimin arasında kaybolmuş olmalı. Geçenlerde Miranda hesapladı, tam 40 bin doları ayakkabıya yatırmışım.
Benim 78. sokaktaki evimin daha altlarında, şehrin yeni gözde bölgesi MEPA’ya (Meat Packing District) taşınan arkadaşım Samantha için umursamazlık büyük bir erdem olmalı. New York’ta yatacak başka kimse kalmadığından bir ara kendini Staten Island’daki itfaiye şefinin kollarına bırakmıştı. Bir süre de 1001 Seks Pozisyonu kataloğunu güreşçi sevgilisiyle uygulamıştı. Baktı ki hiçbir şey yetmiyor ressam bir kadınla aşk yaşamaya başladı. Arada orgazmını kaybetti, ne tuhaftır, Miranda’nın annesinin cenazesinde ağlayınca yeniden buldu. Demek ki gözyaşları da bir boşalma yöntemi!
Samantha’nın işi kolay. PR’cı olduğundan, birçok kişiyle tanışma fırsatı buluyor. Son sevgilisi de otel sahibi Richard. İnanmazsınız, bütün kentte sürtüklüğüyle nam salan Sam şimdi kendini bu adama (ve o adamın Chanel, Tiffany and Co hediyelerine) adamış durumda. Telefonuna Dick diye kaydettiği Richard’ın penisinin hayatında gördüğü en güzel pembe şey olduğunu anlatıp duruyor. Charlotte ise dinlememek için kulaklarını kapatıyor!
Gelin görün ki Samantha’nın yaşlılığı Dick’in gözünün bazen dışarı açılmasına da sebep oluyor ve öğle tatillerinde türlü kadınlarla kaçamaklar yaşıyor. Onu yakalayan Samantha ise bütün şehre sevgilisini rezil etmekte sakınca görmüyor.
Dick, ona geri döndü ve Kaşıkçı Elması'na yakın bir yüzük hediye etti. Miranda, Dick’in yalan söylediğini, dürüst olmadığını düşünüyor. Charlotte ise onlara inanıyor.
Bana kalırsa... Aman bana ne. Sonuçta her şey benim kendi cinselliğim, apış aram, ayakkabılarım, benliğim ve söylemiş miydim, cinselliğimle ilgili.
Beş sene olmuş ve hayatlarımız komediden dramaya, pembe diziye doğru bir kayma göstermiş. Sıfıra sıfır elde var sıfır. Bugünlerde yazılarımı bir kitapta topluyorum. Kitabımı da Charlotte’a adadım.
Nedense.