Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

BİR gazete yöneticisi, “Herkes Türk basınının Carrie Bradshaw’ı kim diye soruyor, ama asıl sensin” demişti bana, “Sex and the City”nin ana karakterine gönderme yaparak. “Sürekli kokteyl içip ayakkabı alıyorsun.” Bu iki takıntımdan da henüz vazgeçmedim. Ama özel hayatımı yazıda anlatabilme yeteneğim yok. İkincisi de, inanın, hayatım dışarıdan göründüğü kadar ilginç değil.

Ama ne kariyerine “Sex and The City”den yıllar önce başlayan Ayşe Arman, ne bir başkası...

Türk basınının bir tane Carrie Bradshaw’ı oldu... İçinde pek seks olmasa da bol bol kent olan 90’ların Hıncal Uluç’u.

“Yükselen değerlerin gazetesi” Sabah’ta Hıncal’ın Yeri’ne uğrayanların fonda İstanbul ve bir dolu karakterin olduğu dolu bir dünya bulmaları garantiydi.

ERTEKİN VE HOLLY

Seks kısmını doldurmak ise “milli çapkın” Ertekin’e kalmıştı. Hiç kimsenin tam olarak hâlâ gizemini çözemediği Ertekin sürekli genç kızlarla davetten davete koşan ve Hıncal Uluç sayesinde maceralarını yakından takip ettiğimiz renkli bir karakter oldu. Hıncal’ın Carrie’sine karşılık, gamsızlığı ve çapkınlığıyla tam bir Samantha’ydı Ertekin.

Hıncal’ın Yeri’nde hayatımız boyunca hiç görmediğimiz ama adlarını, huylarını, yaşadıkları hayatı ezbere bildiğimiz bir dolu başka insan da tanıdık. Carrie’nin Mr. Big’i varsa Hıncal’ın da unutulmaz aşkı Holly’di ve boşanmayla biten, havalimanında dramatik bir ayrılık sahnesiyle sonlanan bu aşkta kimin haksız olduğuna hâlâ karar veremedik. Yıllar içinde Hıncal Uluç sonradan kendisini suçladı sanırım.

HATIRLADINIZ MI?

Bir kısmını şahsen tanıma fırsatına ulaştığım, tanıyınca adlarını daha önce bildiğim için küçük bir star şaşkınlığı geçirdiğim, kimi hayatta olan, kimi bu dünyadan ayrılan diğer karakterler peki?

Hıncal’ın Yeri’nde sık sık bahsi geçen karakterlerden hangilerini hatırlıyorsunuz: Fıkralarıyla meşhur Los Angeles’tan Kazım, Ankara’da yaşayan ve gerçek bir aristokrat abla Serpil Gogen, basketbol uzmanı Ünal, “Papillon” Özcan, Hünkar’ın sahibi Feridun Ügümü, “Sofra” Hüseyin Özer, Ercan Arıklı, Kışlalı Ailesi, komşusu Duygu Asena, Mustafa Denizli ve tabii ki kucağında büyüdüğü Aslan Amca. Kaçırdığım var mı?

Sezen Aksu’nun evindeki partilerden Cannes’da galalara, dünya turlarından sarı-kırmızı kaşkolle tribünlere, Olimpiyat oyunlarından seksi mankenlerle gidilen davetlere kadar Hıncal Abi güzel yaşadı ve güzel anlattı.

*********** 

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN SEX AND THE CİTY

İKİ haftadır “Sex and the City” dizisini baştan sonra izliyorum. 1998-2004 arasında ABD’de HBO’da 94 bölümü yayınlanan diziden aldığım lezzet aynı. SATC’yi bana yeniden izlettiren bahane başrol oyuncusu Sarah Jessica Parker ile Samantha rolüye özdeşleşen Kim Cattrall arasındaki kavga.

Önce üçüncü bir SATC sinema filminin olmadığı, Cattrall’ın istemediği, bu yüzden de projenin çöktüğü haberleri çıktı. Erkek kardeşinin ölümünden sonra Parker başsağlığı dileyince ise kıyamet koptu. Cattrall, “Sen benim ailem değilsin, senin başsağlığına ihtiyacım yok” diye açık açık saldırdı Parker’a.

Kavga dizinin çekildiği yıllara dayanıyormuş meğerse. SATC yıllarında oyuncu kadrosu Parker’la bir olup Cattrall’ı dışlamış, ona iyi davranmamışlar, hakkını vermemişler. Dizi bittikten sonra çekilen iki filmde de gönülsüz rol almış Cattrall.

GAY’LERİN 11 EYLÜL’Ü

Haber düştüğünde New York’taki Soho House’ta kahvaltıdaydım ve etrafta gay’lerin olduğu onlarca masada bomba etkisi yarattı. Uygunsuz bir benzetmeyle eşcinsel dünyasının 11 Eylül’ü diyebilirim bu an için.

SATC dört ana kadın karakteri konu alsa da eşcinseller tarafından yaratılmış bir diziydi. O zaman da bugün izlendiğinde de temalar, konular, hatta karakterlerin kendi aralarında konuşmaları fazlasıyla eşcinsel kültüründen fırlamaydı. Dizinin altı sezonluk maratonu boyunca birçok eşcinsel karakter de girip çıktı elbette, ama asıl bu dört kadın adeta birer eşcinsel stereotipiydi.

“The Golden Girls” dizisindeki dört karakterin güncellenmiş, daha ağzı bozuk, genç ve açık açık seksten konuşan halleriydi özünde SATC kadınları. Sürtük, kariyer bağımlısı, namuslu ve baş kahraman tipolojisi aynen uyarlanmıştı.

BİR KUŞAK BİLMİYOR

“Altın Kızlar” yayınlandığında çocuktum ve alt metnindeki birçok espriyi ne anlıyor, ne de dört yaşlı kadının hikâyesini komik buluyordum. Sanıyordum ki leitmotif kadınların yaşlılığı; meğer seksmiş. Eski bölümlerini boş kaldığımda izleyip gözümden yaşlar gelircesine gülüyorum ve ustaca bastırılmış müstehcen esprilerin homofobik 80’lerde kültürdeki çatlaklardan nasıl sızdığını merak ediyorum.

Kuşak farkından dolayı benim “Altın Kızlar”ı geç keşfetmem gibi SATC’nin de bugün yaşı 20 civarında olanlar tarafından pek bilinmediği ortada. Günümüzün genç kuşağının yaşı, dizi yayınlandığında bir barda Cosmopolitan içip birlikte oldukları erkeklerin cinsel organları hakkında açık açık konuşan dört kadını izlemeye uygun değildi.

İki dizi de popüler kültür panteonunun en tepelerindeki yerini zamana karşı yenilmeden, bir klasik olarak hakkıyla kazandı. 

*********** 

BONUS

BLOGUMDA en sevdiğim 10 “Sex and the City” bölümünü yazıyorum. Önerileriniz varsa gelin tartışalım, katkıda bulunun.

***********  

SAMANTHA’CI MISINIZ?

“DİZİYİ asıl sürükleyen Samantha’dır” diyorsanız...

- SPJ’in yapımcı imtiyazlarını kullandığına, dizinin başına arkadaşlarını getirdiğine ve kendisine torpil yaptırdığına inanıyorsanız...

- Cattrall’ın hakkının yendiği, daha az ücret ödendiği iddialarına katılıyorsanız...

- Yaşı daha büyük olduğu için ona karşı ayrımcılık yapıLdığını düşünüyorsanız...

- “Üçüncü film asla olmaz, bu iş bitti” ciyseniz.

*********** 

CARRIE’Cİ Mİ?

“Her dizinin bir star’ı olur ve SATC de Carrie Bradshaw’ın hikâyesidir” diyenlerdenseniz...

- Parker’ın çok iyi niyetli biri olduğuna, başkalarının onu çekemediğine inanıyorsanız...

- “Besle kargayı oysun gözünü” deyip Cattrall’ı vefasızlıkla suçluyorsanız...

- “SATC bir kadın dayanışmasıdır ve bunu bozan aileden dışlanmalıdır” diye çizgiyi çok net çiziyorsanız...

- “Bütün bunlar reklam, sonunda Cattrall razı olur ve film çekilir”- ciyseniz...

*********** 

BİZDE SEKS KÖŞESİ NİYE TUTMADI

TÜR basınında 2000’lerin başında “Sex and the City” tarzı köşe yazarı yaratmak için başlığı “Kent ve Seks” türevlerinden oluşan onlarca köşe denendi hafta sonu eklerinde. Ama tutmadı.

Türkiye’de seks konusunda söz alan kadınların mahcubiyeti ve korkaklığı bir nedendi. Asıl sorun ise anlatılan hayatın çok ilginç olmamasıydı

SEKS DEĞİL ŞEHİR

Carrie Bradshaw karakterinin esin kaynağı Candace Bushnell da bir köşe yazarıydı. New York Observer’daki köşesinde kendi hayatını anlatıyordu ama başrol hep New York’tu. Gidilen mekânlar, görüşülen insanlar şehre yön veren insanlardı. Carrie Bradshaw’ın büyük aşkı Mr. Big mesela Condé Nast yöneticilerinden Ron Galotti’den esinlenmişti ve Bushnell’ın gerçek aşkıydı.

Bu renkliliğin ancak özenti bir versiyonu, küçücük bir yansıması oldu Nişantaşı’nda. Dergici kızlar, küçük butikler, takı tasarımcıları, Armani Caffè... Sonra da güm diye çöktü.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • aatabekir@hotmail.com 2 yıl önce Yanlışlıkla göndere dokunmuşum. Yazınız her zamanki gibi Çok doyurucu. Sağlıkla kalın.
    CEVAPLA
  • Misafir 3 yıl önce İki dizi de popüler kültür panteonunun en tepelerindeki yerini zamana karşı yenilmeden, bir klasik olarak hakkıyla kazandı. demişsiniz, iyi de hangi veriye bilgiye dayanarak, sadece siz izlediniz diye mi, hatalarla dolu bir yazı
    CEVAPLA
  • Misafir 3 yıl önce star şaşkınlığı geçirdim derken?
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (5)