Ölü Gelin, Makas eller, istiridye çocuk ve Tim Burton
HABERİ geçen aralık ayında okuduğumda çok heyecanlanmıştım. MoMa (The Museum of Modern Art) Tim Burton'un sergisine ev sahipliği yapıyordu. Ama asıl haber serginin açılışına yüzlerce kişinin gelmiş olmasıydı. Bir Tim Burton hayranı olarak dün bu sergiyi dolaştım. Hollywood'un en eksantrik ve yaratıcı isimlerinden birinin retrospektif sergisini görmek umduğumdan daha heyecanlı idi. Burton'un erken dönem çizimleri, popüler sinemayı yeniden tanımladığı yıllar ve son dönem çizimleri, bu hafta vizyona girecek olan Alice Harikalar Diyarında öncesi artistik olarak bulunduğu noktayı anlamak için önemli ip uçları veriyor. Kültürel kod çözümlemeyi ve entelektüel olarak hava atmayı bir tarafa bırakırsam (ben de Nişantaşı çocuğuyum, ben de üniversite okumuş insanım :) Beter Böcek'in (Betlejuice) gerçek maketlerini, Batman Returns'de kullanılan Batman maskelerini, Ölü Gelin'in (Corpse Bride) tüm karakterlerinin filmde kullanılan modellerini ve ve ve tabii ki Edward Makaseller'in giysisini (Edward Scissorhands) yakından görmenin keyfini anlatamam. 26 Nisan tarihine kadar yolunuz New York'a düşerse uğrayın derim. Ancak gelmeden bilet alırsanız iyi edersiniz. Çünkü kapıda sürekli uzun kuyruklar var. Giriş ücreti 20 dolar.
New York metrosunda ödüm patladı!
DEDİM ya, şimdilik New York'ta Kezban gibiyim. İlk gelişim ve keşfetmeye, öğrenmeye çalışıyorum. Bana göre öğrenmenin en eğlenceli yolu ise metroyu kullanmak. Aralarda yanlış istasyonda inip hiç planda olmayan yerlerde dolanmak da işin cabası. Dün yine, New York metrosunda olağan kaybolmalarımdan birini yaşarken prince street isimli istasyonda nerede olduğum konusundaki tüm fikrimi yitirdim. Küçücük bir istasyon. Sadece ben ve zenci bir kadın var. Gideceğim adresi sorsam bir türlüü sormasam bir türlü. Cesaretimi toplayıp sordum. Tam o an hiç beklemediğim bir şey oldu. Arkamdan ‘Rahşannnn?' diye bir çığlık koptu. Sayın okur ne kadar korktuğumu anlatamam. Neden bu kadar korktuğumu da bilmiyorum. Sanırım o an o istasyonda adımı duymak aklıma gelen en son şeydi. Boynumu çevirinceye kadar kaç yüzyıl geçti bilmiyorum. Aa bir de ne göreyim bizim Didem Uzel! O da en az benim kadar şaşkındı. Meğerse Didem, borsacı sevgilisiyle birlikte New York'a yerleşmiş. Bir yandan dil bilimi okuyup bir yandan da sadeleşmenin tadını çıkarıyormuş. Şaşkınlığımızı uzun süre üstümüzden atamadık. Fotoğrafımızı da istasyondaki üçüncü kişi, o zenci kadın çekti. Ama sanırım o bizim şaşkınlık naralarımız yüzünden bizden daha çok korktu :)
Üst geçit yapacak paramız yoksa biz de zincirli adam tutalım!
BUNU neden yapıyorum bilmiyorum ama gittiğim yabancı ülkeleri bazen sanki İstanbul Belediye Başkanıymışım gibi geziyorum. Mesela iki hafta önce Roma seyahatimde birçok açıdan İstanbul'un daha güzel yönetildiğini görüp sevinmiştim. New York'tan da Beşiktaş belediyesine bir öneri getiriyorum. Gerçi onlar eleştiren gazeteci sevmezler, her yaptıklarını şak şak alkışlayanı makuldur ama olsun, ben bu kültür hizmetimde ürkek davranmayacağım. 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Elbruz Bilge'nin Beşiktaş'ta hem de kaldırımda minibüsün altında kalarak ölmesi nedense aklımdan çıkmıyor. İstanbul'un en yoğun yaya trafiğinin olduğu, minibüslerin, taksilerin yolcu toplamak için perendeler attığı kavşağa neden bir geçit yapılmıyor anlayamıyorum. Ama belediyenin de günahını almamak lazım. Belki bütçesi yoktur. İşte benden geçici bir çözüm önerisi. New York'ta kalabalık bazı kavşaklarda yaya korumaları ellerinde zincirlerle otomobillerin dikkatini çekip araçların daha çabuk yavaşlamalarını sağlıyorlar. Madem geçit yapacak isteğimiz ya da paramız yok, biz de bir süre zincirli abilerle araçları yola getiririz:)
Oh oh yandan, dımdım çıkıçık, Manga'yla düğün havaları :)
MANGA'nın Eurovision için yazdığı şarkıyı dinleyip ne kadar korkunç, beceriksizce ve duygusuz olduğunu görünce çok ama çok sevindim. Benim deliler gibi sevdiğim, inandığım Manga tam da böyle olmalıydı işte: Siparişle şarkı yazmayı beceremeyen bir grup! Evet şarkı korkunç olmuş. Düğün salonlarında, limonatalı kuru pastalı törenlerde ‘haydi şimdi gelinle damadı piste davet ediyoruz anonsunun ardından çalınan şarkılara benzemiş. Ayrıca bazen ‘Rock müziğe hiç uygun değil' deyip dudak büktüğümüz Türkçe meğerse Manga'nın en önemli aksesuvarıymış. Ellerinden alınıp başka bir dile geçince Manga, artık Manga olmamış. Adeta büyüsü kaçmış. Manga'nın bu saçma yarışmada ne işi var, neyi amaçladılar bilmiyorum. Ama madem çocuklar heves etti, bir boy eğlenip gelsinler. Ama sakın çok ciddiye almasınlar. Sonuçta iyi sonuç alırlarsa bir süre sevineceğiz. Kötü sonuç alırlarsa da birkaç gün sonra unutacağız. Bakın birinci olan Sertab Erener'in kariyerinde hiçbir şahanelik olmadı. Zaten gönlümüzde yeri sağlamdı. Feci bir rüzgar yakalayan Hadise ise ne yazık ki şahane bir kariyere kavuşmadı. Hay Manga, çok mu lazımdı bu macera?
- İstenmeyen SMS de tekno taciz sayılmalı12 yıl önce
- Tabii bizim şarkılarımız beleş, çalın çırpın!12 yıl önce
- Popstar'ın tanıtımını Ahmet Kaya'nın sırtına yüklemek çok ayıp!12 yıl önce
- Pardon laleler Hollanda değil Konya'danmış12 yıl önce
- Hırsızınkini ödüyoruz engellininkini niye ödemeyelim12 yıl önce
- Milli Takım'ın başarısına sevinen tek kadın yok mudur?12 yıl önce
- İstanbul'un sembolü lale midir?12 yıl önce
- Ülkedeki tüm 'akil'ler adam mı?12 yıl önce
- Beni tanımayan SMS istiyorum12 yıl önce
- Mutlu olmak için et mi gerekirmiş yahu?12 yıl önce