Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

HER ne kadar Shrek serisinin üçüncü filmi, seriye olan ilgimi azalttıysa da yine de kendimi tutamayıp geçen cumartesi koştum sinemaya. İlk filmine duyduğum hayranlığın gazıyla beni iki kez daha sinemaya götürmeyi başaran Amerikan film endüstrisi dördüncü ve son kez benden para koparmayı başardı. Ancak bu kez kendi adıma çok beğendiğim, çok güldüğüm ve Shrek’i aklımda acı bir gülümseme ile hatırlamayacağım film buldum. Ben filmi daha şahane olur ümidiyle IMAX’de izledim. Ama 3D efektler çok da akıl çıkartan türden tasarlanmadığı için filmin başındaki atlı araba sahnesi ve bir kavga sahnesi dışında çok da debdebeli görüntüler yok. Bu nedenle Real D versiyonlarda da gerekli keyfi alabilirsiniz. Eğer ilk filmi seyretmediyseniz veya hoşlanmadıysanız kendinizi hiç yormayın. Çünkü filmin hikâyesi yıllardır izleyip durduğumuz “İyi ki ailem var, ben onlarsız bir hiçim” teması etrafında dönüyor. Ama ilk filmdeki ince espriler sizi keyiflendirip göbeğinizi hoplata hoplata güldürdüyse bu filmden de çok zevk alabilirsiniz. Hele seriye yeni katılan Rumplestiltskin karakteri işin rengini iyice değiştirmiş. Bu Shrek, aynı zamanda serinin en karanlık filmi. Ortalıkta uçan cadılar, Far Far Away Land’in paralel evrendeki hali derken farkında olmadan hayli sürükleyici bir akışın içinde buluyorsunuz kendinizi. Kendi adıma en zevk aldığım nokta ise Shrek ile diğer yan karakterlerin baskısı olmadan birlikte zaman geçirip onun hakkında bir sürü şey öğrenmek oldu. Bu arada Fareli Köyün Kavalcısı filmin en ilginç karakterlerinden biri olmuş. Ayrıca filmin müzikleri de hayli keyifli. Hele cadı kalabalığının dans ettiği, Matrix serisindeki dans sahnesini andıran sahnede duyduğum Beastie Boys şarkısı “Sure Hand” keyfime keyif kattı. Büyük beklentilerinizi bir kenara koyun ve kendinizi küçük esprilere bırakın. Bir de inşallah geri dönmez artık diye arkasından su dökmeyi de unutmayın :)

Eurovision’da en iyi performans sahneye atlayan adamdı?

MANGA’nın şarkısını ilk kez dinlediğimde New York’taydım ve fikirlerimi oradan sizinle paylaşmıştım. Şarkıyı beğenmemiştim. Ve Manga’mın siparişle şarkı yazamamasından duyduğum gururu anlatıp hâlâ bu Eurovision işinde Manga’nın ne yeri var diye hayıflanmıştım. Cumartesi gecesi yarışmayı izlerken defalarca yankılandı bu soru yine zihnimde. Manga’mın orada ne işi vardı? İzlerken kendimi bir ara uyumuş olarak bulduğum ve bizlerin çocukken yaptığı müsamere gösterilerinden bile vasat (Biz hiç değilse yüreğimizi koyardık performanslarımızda) etkinliklerdi. İşin müzikal tarafına girmeyi kendime ve size hakaret olarak görüyorum. Ki VH1 müzik kanalında 70’li yılların pop müziğini anlatan belgeseller dışında bu kadar korkunç şarkı ve şarkıcıyı bir arada görmemiştim. Hakikaten çok kötüydü. Hatta yazarken fark ettim kötü kelimesi hafif kaldı; rezaletti! Sahne ve ışıklandırmaları ekonomik krizden payını almıştı. Işıklandırma öyle kötüydü ki Manga çıktığında yanan ters beyaz ışık yüzünden uzun süre çocukları göremedik. Ancak yönetmen geniş açıdan görmekten vazgeçtiğinde göz göze geldik kınalı kuzularımızla. Oylama heyecanı keyifliydi. İkincilik için Manga’ya tebrikler falan... filan... Ama yarışmanın en eğlenceli, en neşeli ve en gerçek performansı İspanya’nın şarkısı sırasında sahneye zıplayıp abuk sabuk danslar yapan neşeli adamı gördüğümüz andı. Onun dışında Eurovision ile bizi meşgul edenlere Hande Yener’in de dediği gibi: “Sopa... Sopa... Sopa!”

EURO 2016’nın gitmesine üzülmeyin, sevinin!

EURO 2016’yı artık Allah mı korudu, Platini mi korudu bilemem ama ülkemizin yakında bitireceğini duyurduğu projelerle nasıl bir organizasyon yapacağı flu iken çok da iyi oldu alamadığımız. Bakın bu yıl 12 Eylül’de ülkemizde yapılacak olan 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın akıbeti hâlâ belirsiz. Çünkü bildiğiniz gibi Yüksek Seçim Kurulu aynı tarihe Anayasa referandumunu koydu. Çok mu zordu kurulun o tarihte ülkemizde uluslararası önemli bir etkinlik var mı diye sorması soruşturması? Böyle uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapmaya yeni yeni alışıyoruz. Bürokrasimiz ise alışmamakta direniyor. Tüm organizasyonu aylar öncesinden yapılan etkinliğin tarih değiştirmesi o kadar zor görünüyor ki. Ama hâlâ ne Yüksek Seçim Kurulu’ndan ne de Spor Bakanı’ndan ses yok. Bu açıdan bakınca Allah korumuş EURO 2016’yı. Evlerimizden keyifle izleriz hiç değilse!

1 de yetmez 5 kere emzir tacizciyi!

OTURDUĞU yerden dini yorumlayıp akıllara zarar fikirlerle günlük geyik dünyamızı renklendiren din adamlarına bayılıyorum. Şaka gibi fetvalarıyla gönül telimizi titretiyorlar. El- Ezher Üniversitesi profesörlerinden Hadis Bölümü Başkanı İzzet Atiya, “Kadınlar, aynı iş yerindeki erkekleri emzirirse, akrabaya dönüşür, tacize uğramaktan kurtulur” fetvasını vermiş. Dumur olduğunuzu biliyorum. Ben de fenalardayım. Üstelik devamı var. 1 de değil 5 kere emzirmek gerekiyormuş. Üstelik başı kapalı kadınlar emzirdikleri erkeğin yanında baş örtüsünü de çıkarabilirmiş. Haberi tekrar, tekrar ve tekrar okudum. Bir kez daha, iş yeri tacizlerinden yasalarla korunduğum bir ülkede yaşıyor olmanın keyfini ciğerlerimi doldurduğum tertemiz ülke havası ile kutladım. Laik demokratik bir ülkede yaşamaktan dolayı göğsüm kabardı. Bir de ofiste tacizden korunmak için kimseyi emzirmek zorunda olmadığım için sevindim :)

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar