Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

DÜN sabah TDK’nın yeni “uydurduğu” kelimelerin haberleri gazete ve internette kendine yer buldukça eğlenceli oyun zamanları başladı. Kerameti kendinden gaydırıgubbak kelime müsveddeleri ile en acayip cümleyi kurma oyunuydu oynadığımız. Birtakım insanların “hayır, konuşurken onları değil bu kelimeleri kullanacaksın” deyip arkasından da abuk sabuk kelime üretimleri yapması ciddi ciddi sinirlendiriyor beni. İçimdeki muhalif sinirden delirecek gibi oluyor ve inadına TDK’nın söylediklerinin aksini yapmak istiyor. Beni öldürseler aspiratöre emmeç, banliyöye yörekent, rakete vuraç, sürprize şaşırtı, türbülansa burgaç demem! Çok ama çok büyük bir çoğunluğumuz da demez. Dün sabah twitter’da sosyal medya kalabalıklarının nabzını tutmak için haberi orada da paylaştım. Ve çoklu götürgeç ile tanıştım, otobüsmüş. Sonra zekice saptamalar gelmeye başladı twitli yayla insanlarından. Yazımın başlığındaki “alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çoklu götürgeç” tanımlaması Güleser Ekşioğlu’ndan geldi. Tren demekmiş. Sanırım kendi üretimi. Sonra Tarkan Kaynar yeni kelimeleri cümle içinde kullandı. “Son görümsetmemi bir kenar yörekentinde çektik. Aksakal yönetmenimiz bazı sahnelerde oklama ve emmeç kullandı.” Banliyöde duayen bir yönetmenin çektiği klipten bahsediyor. Anlamadınız değil mi? İşte sorun da tam burada. Dilin anlaşılabilir ve iletişimde kullanılabilir bir şey olduğunu ve bu tarz zorlamalarla bir yere varılamayacağının, sadece TDK’yı komik duruma getirdiklerinin farkında bile değil koca koca duayen profesörler. Pardon aksakal profesörler. Duayen kelimesi yerine aksakalı öneriyor TDK. Belli ki ona göre duayen dediğin sadece erkek olur! Hay bin uyduruk kelime!

BOYUN KADAR KONUŞ ŞENER ŞEN!

HATIRLARSANIZ Mimar Sinan’ın hayat hikâyesinin Çağan Irmak tarafından filme alınacağını ilk kez bu köşede okumuştunuz. Dün Arel Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Aytaç Erginöz üşenmemiş ve şöyle tadından yenmez bir açıklama yapmış: “Hıristiyan çocuklarından devşirme yapabilmek için fizik yapılarına bakılırmış. Köyde bütün çocukları dizmişler, Mimar Sinan boyu ve bosuyla hemen fark edilmiş. Bir kere Şener Şen ufak tefek bir adam. Yaşlılığını da oynasa o dönemde de Sinan, Şener Şen gibi bir adam değildi. Bence böyle önemli bir rolü katletmesinler”. Vay anam vay demek geliyor içimden ilk tepki olarak. Koskoca profesör abimizin derdine bakın. Şimdi Şener Şen kalksa ve hocamızın çizeceği bir binanın planlarına böyle itiraz etse tüm mimarlık dünyası ayağa kalkar. Böylesi gülünç bir fikri yüksek sesle dile getirmekten imtina etmeyen ve bu ülkenin en büyük oyuncularından birine “Boyun kadar konuş” demeye getiren hocamıza teessüflerimi sunuyorum. Kabul buyurunuz efendim...

Bu basit gerçekleri biliyor muyuz?

DÜN sabah, Gazi Üniversitesi Trafik Planlaması ve Uygulaması Ana Bilim Dalı’nda görevli Yrd. Doç. Dr. Seda Hatipoğlu’ndan nefesim kesilerek okuduğum bir e-posta aldım. Mektup bir serzenişle başlıyor “Bugün gazetenizde Konsensus’un yaptığı ‘Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunları’ başlıklı anket sonuçlarını okudum. 18 sorun sıralanmış. Hepsi de çok önemli sorunlar. Ancak çok ilginç bir o kadar da acıdır ki içlerinde TRAFİK yok. Hastanede ölenlerle birlikte, her sene yaklaşık 10 bin kişiyi trafik kazalarına kurban veren bir ülkede yaşıyoruz. Ama trafiği hâlâ bir sorun olarak görmüyoruz. Terör en önemli sorun. Tamamen hemfikirim. Her gün haber bültenlerinde şehit haberlerini duymak herkes gibi benim de yüreğimi parçalıyor, bu sorun artık çözülsün diye isyan ediyorum. Peki her gün haberlerde trafik kazası sonucu ölen insanları duymak kimseyi etkilemiyor mu? Toplum olarak kabul mü ettik biz bunu? Ya da hâlâ bu dehşetin farkında mı değiliz? Evet galiba farkında değiliz Rahşan Hanım” diyor ve arka arkaya aşağıdaki bilgileri veriyor. Ben bunların çoğunu biliyordum ama ülkemizde Trafik Planlaması ve Uygulaması Ana Bilim Dalı olduğunu bilmiyordum. Seda Hanım serzenişlerinde haklı. Bu işle uğraşan bilim insanlarımız da varken neden çözümü onlara bırakmıyoruz? Bakın Seda Hanım’ın kaleminden “basit” trafik gerçekleri:

* 90 km/s ile giderken fren yaptığımızda 71.9 metre, 110 km/s ile giderken 102.2 metre sonra (30.3 metre daha fazla) durabileceğimizi biliyor muyuz?

* Hız ile görüş açısı arasında ters orantı olduğunu, duran bir insanın görüş açısının 140 derece, saatte 35 km/saat hız yapan bir sürücünün görüş açısının 104 derece, 65 km/saatte 70 derece, 130 km/saatte 30 derece olduğunu ve 30 derecelik bir açıyla araç süren sürücünün sadece yolu görebilip, yol kenarındaki olay ve hareketleri izleyemediğini biliyor muyuz?

* Bir yayanın ölme olasılığının, aracın etki hızı saatte 30 kilometreden 50 kilometreye çıktığında yaklaşık 8 kat arttığını biliyor muyuz?

* 1985 yılında Danimarka’da kent içi hız limitinin 60km/saatten 50km/saate azaltılmasıyla, trafik kazası sonucu ölüm oranında%24 azalma olduğunu biliyor muyuz?

* 1987 senesinde ABD’de bazı eyaletler arası yollarda hız sınırının 55 mil/saatten 65 mil/saate artırılmasıyla trafik kazası sonucu ölüm oranlarında %19 ile %34 arası bir artış olduğunu biliyor muyuz?

* Michigan’da hız limitinin 55 mil/saatten 65 mil/saate çıkması sonucunda hız ihlallerinin%30’dan %42’lere çıktığını biliyor muyuz?

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar