Aşkta gurur filan hiçbir şey olamıyor
BUGÜN HT MAGAZİN’in manşetinde Sibel Can ve Sulhi Aksüt’ün birlikte fotoğrafları var. Dün, sabah gazetede fotoğrafları görünce çok şaşırdım. Birlikte bir cenazeden dönüyorlardı ve çok ürkek görünüyorlardı. Yolda aralarında mesafe var fotoğraflarda ama birlikte yürümeleri çok da gerekli olmayan bir yerde arka arkaya yürüyorlar işte. Olur öyle, aşkta her şey mubah. Aşk, kendisi ile aynı cümle içinde gurur, onur, şeref, haysiyet kelimelerini sevmiyor. Buna kimsenin de lafı olamaz zaten. Ama demek ki ayrılırken, uzun bir ilişkiye son verirken daha sakin olmak gerekiyor. Hele de halka mal olmuş ünlü bir isimseniz her adımınızda, her açıklamanızda iki kez düşünmeniz gerekiyor. Bakın hepiniz hatırlarsınız, Sibel Can eski eşi Sulhi Aksüt’ten ayrılırken ne fena açıklamalar yapmıştı. Hele bir kasa olayı vardı ki hepimizi üzmüştü. Hatta hiç unutmuyorum ben o haberi duyunca “Erkeğin kasası olsa kadın için açılmazdı” diye bir yazı kaleme almıştım. Kasanın içerisindekilerle ilgili onlarca haber çıktığında Sibel Can ortaya çıkıp “Kasada iddia edildiği kadar şey yoktu, işin doğrusu budur. Kimse Sulhi Bey’i korkunç şeylerle suçlamasın” diye açıklama yapmamıştı. Suskunluğuyla bu iddialar daha da güçlenmişti. Ama şimdi hayat onları yeniden bir fotoğraf karesinde bir araya getirdi. Beyoğlu’nda Balık Pazarı’ndan bir kare. Birlikte yürümek zorunda değiller, ayrı ayrı yürüyebilirler. Olmamış işte... Ama kötü günlerde bir parça sağduyulu olup ona göre hareket etmek gerek. Bu fotoğraflar bana bunu bir kez daha öğretmiş oldu. Umarım Sibel Can da aynı sonucu çıkarabilmiştir.
Devlet rujumuza karışmasa olabilir mi?
KÖŞEMİ takip edenler, bir magazin gazetesi için bazen fazla sert ve çoğunlukla magazin karasuları içine girmeyen konulara el attığımı bilirler. Öyle çiçekti böcekti yazmayı çok sevmem. Ama dün Türkiye’ye giriş yaparken gümrük bölgesinde bir ruj yüzünden tepemin attığını paylaşmazsam rahat etmem. Biliyorsunuz bir süredir havaalanı gibi yerlerde satış yapan gümrüksüz dükkânlarda belirli kısıtlamalar var. Mesela 1 litre üzeri alkol veya belli sayıda sigara alamıyorsunuz. Hatta çikolata üzerinde bile kısıtlama var. Aynı kısıtlamaların kozmetikte de olduğunun farkında değildim. Önceki gün içinde beş adet ruj bulunan bir paket ve bir de parfüm satın aldım o dükkânların birinden. Ancak kasada alışverişim 5 kalemi geçtiği için parfümü alamayacağım söylendi. Meğerse 5 parça limiti varmış ve içinde iki ürün bulunan ve faturada tek sayılan ürünlerin içindekiler sayılıyor. Bu kararın neden alındığı, hukuki gerekçeleri bir kadın olarak kasada 5 ruj satın aldığı için rezil olan bir kadın olarak beni ilgilendirmiyor. Birilerinin bu ucuz ürünleri satarak zengin olmasını engellemenin başka yolları da vardır diye düşünüyorum. Ama bir kadının makyaj çantasına, rujuna bile bu kadar müdahil olmak zorunda mı haşmetlü devletimiz?
ÇİN MALI simit mi olurmuş?
GAZETEDE bu haberi okuduğumda küçük bir şok geçirdim. Çin malı simitler piyasayı sarmış ve bu simitler yüzünden insanlar hastalanıyormuş. Nasıl yani? Canımızdan çok sevdiğimiz, çayımızın kötü gün dostu simidi Çinliler mi üretiyormuş? Üstelik üretmekle kalmayıp bir de içine bayat malzemeler koyup insanlarımızı hasta mı ediyormuş? Tabii ki Çin, simit üretmiyormuş. İnsanımızı hasta eden, simidimizin içine bozulmuş küflenmiş Çin malı tahini, peyniri ekleyen yine kendi insanımız. Üç beş kuruş fazla para kazansın diye gıda maddesi ürettiğini unutup hepimizin canına kıyan Çinli değil bizim insanımız! Ne acımasızca değil mi? Ne cehalet dolu bir girişim. Yine cefasını çeken bizler. Yok mudur bunu önlemenin bir yolu? Yok mudur o hep örnek verilen Avrupa standartlarına en azından gıda konusunda ulaşmak. Bu işler topla tüfekle, kanunla olmuyor. Önce insanın içinde insan sevgisi, Allah korkusu olacak. Gerisi hikâye...
Osman bahislerimiz açılmıştır
ÖNCEKİ gece “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisi öyle acayip bir yerde bitti ki herkes o andan beri birbirine aynı soruyu soruyor: “Osman gerçekten öldü mü?” Yine güzel bir bölümün ardından senaristler diziyi izleyenlerin öyle bir düğmesine bastı ki, tüm hafta herkes bu soru işaretiyle gezecek. Her ne kadar kendi adıma Osman’ın öleceğini hiç düşünmesem de yine de hafiften bir heyecan var. Dizi bu kadar tutmuşken, Osman herkesin sevgilisi olmuşken çok zor diyorum. Ve teorimi açıklıyorum, Osman’ı biri sudan çıkardı ve ayakkabısı da o yüzden düştü suyun dibine. Siz ne dersiniz?
- İstenmeyen SMS de tekno taciz sayılmalı11 yıl önce
- Tabii bizim şarkılarımız beleş, çalın çırpın!11 yıl önce
- Popstar'ın tanıtımını Ahmet Kaya'nın sırtına yüklemek çok ayıp!11 yıl önce
- Pardon laleler Hollanda değil Konya'danmış11 yıl önce
- Hırsızınkini ödüyoruz engellininkini niye ödemeyelim11 yıl önce
- Milli Takım'ın başarısına sevinen tek kadın yok mudur?11 yıl önce
- İstanbul'un sembolü lale midir?11 yıl önce
- Ülkedeki tüm 'akil'ler adam mı?11 yıl önce
- Beni tanımayan SMS istiyorum11 yıl önce
- Mutlu olmak için et mi gerekirmiş yahu?11 yıl önce