'Paçoz' diyene 'yelloz' mu demeli 'egosantrik' mi?
NE diyeceğimi bilemedim. Aslında ilk an ne hissedeceğimi de bilemedim. Gazetelerimi okuyordum ve Akşam'ın sürmanşetinde Alev Alatlı röportajı vardı. Alatlı'nın Beyaz Türkler üzerine tespitleri vardı. "Hayırdır, ne demiş acep?" demeye kalmadan fotoğrafının kenarında minik bir kutu içinde adımı gördüm.
Ertuğrul Özkök, Serdar Turgut ve Ayşe Arman ile birlikte "Medyadaki Paçozlar" başlığının altında uslu uslu oturuyorduk. Ulusal bir gazetenin birinci sayfasında adınızı hem de Alev Alatlı gibi 90'ların sonunda hayranı olduğunuz bir ismin ağzından yine o yıllarda hayranı olduğunuz başka isimlerle birlikte "garantiyle çakılırken" bulmak acayip bir duyguymuş. Hemen gözümün önüne 16 yaşımda elimde valizle... (Ay biraz hafif kaçtı bu sanki, paçozlaştım yine:)
Demek ki HT MAGAZİN'i keyifle okurmuş Alev Hanım. Kendi cümlesiyle, "... Rahşan Gülşen'in
(Alev Hanım Gülşan olacaktı, bir dahaki çakmalı kitap tanıtım röportajında dikkat edelim lütfen. Benim için önemli değil de babam biraz bozuluyor) yerli yersiz ahkâmı çoğu kez paçozluktur" demiş. Çoğu kez derken "bazı kez" ahkâmlarımı paçoz bulmamış oluyor. Yani hafiften gurur duydum.
Gerçi paçoz kelimesi ve kelimenin içini doldururken kullandığı kelimeleri onun zarafetine ve hepimizi dövdüğü entelektüel duruşuna, ahkâm keser haline yakıştıramadım. Ben bugüne kadar birçok hata yapmış olabilirim, sevenim kadar belki de fazla sevmeyenim olabilir ama kimse hakkında fikirlerimi söylerken bu kadar kaba ve kişi haysiyetini zedelemeye yatkın kelimeler kullanmadım. Kendimi olduğumdan başka göstermek gibi bir kaygım olmadı.
Yazıya başlarken başlıkta gördüğünüz gibi "Acaba yelloz mu desem yoksa egosantrik mi diye çemkirsem" diye de düşündüm. Ama dedim ya benim yazı tarzımdan böyle kelimeler geçmiyor. Hiç değilse ben açacağım okula yardım almak uğruna siyasi görüşümde hafif tıraşlamalar yapmıyorum demek de bana göre değil.
Ben Sn. Alatlı'nın yeni kitap tanıtım çalışmalarına meze edilmiş biri olarak kitabın adını söyleyeyim de bari kadıncağızın çabaları yerini bulsun. Efendim kitabın adı "Beyaz Türkler Küstüler". Yakında kitapçılarınızda. Alınız, aldırınız.
***
Öğretmenlere iyi haber yok
DÜNKÜ öğretmen atamalarıyla ilgili yazımın ardından sabah saatlerinde telefonum çaldı. Numaranın 312 ile başlıyor olması, yazdığınız yazının bakanlık nezdinde yankı bulduğunun göstergesidir. Bir an yüreğim sevinçle attı. Belki mutlu bir haber vardır diye sevindim. Ancak ne yazık ki atama bekleyen on binlerce öğretmene mutlu haberlerim yok.
"Atamalarımızı bu yıl için tamamladık, Maliye Bakanlığı'nın bize verdiği 11.000 atamayı yaptık
ve gelecek bütçe dönemine kadar yapabileceğimiz yok" diyen Milli Eğitim Bakanı'nın basın müşaviri Burcu Eyisoy'un da sesi ağlamaklıydı telefonda. Farklı bir şeye dikkat çekiyordu. O da yapılan atamalarda ihtiyaç duyulan branşlarda tam rakama ulaşılamadığı. Bu nedenle bu
yıl farklı bir yöntem uygulamışlar ve üniversite tercihleri yapılırken yaptıkları açıklamalarla öğrencilerin ihtiyaç duyulan branşları tercih etmelerini sağlamaya çalışmışlar. Ve gördükleri kadarıyla da büyük bir oranda bunu sağladıklarını düşünüyorlar.
En büyük açık, rehber öğretmen branşındaymış. Tabii biliyorum bu lafların kimseye bugün için bir faydası yok. Birçok atanamayan öğretmen şu an midesinde krampla okuyor bu satırları. Üzgünüm, gerçekten çok üzgünüm ama belli ki bu kapı bu yıl için kapanmış. Daha
fazla umut bağlamayın ve şansınızı özel sektörde deneyin derim. Tühh...
***
Otomobil yaratırken tüketiciyi unutmamak gerek
GÜNDEMDE ilgiyle izlediğim bir konu da yerli otomobil üretme meselesi. Gerçi dün bu konuda flaş bir gelişme oldu ve Jet-Fadıl beyefendi yeniden sahneye çıktılar. Kendisi 31 Ekim 1999'da İmza marka otomobili tanıttığında ben da oradaydım. Önümüzdeki iki prototip pırıl pırıl parlıyor, üzerinden gözlerimizi alamıyorduk. Otomobil İngiliz bir şirkete tasarlatılıp şanzımansız ve motorsuz sergileniyor olsa da biz İmza'nın Türk malı olabilme ihtimalini sevmiştik. Bir sürü laf kaynıyordu ortalık. Fadıl Bey kendi sesinden tahrik olan biri olarak anlattıkça anlatıyordu. Bir ara 1 trilyon dolarlık cirodan bile bahsetmişti yanlış hatırlamıyorsam.
Dün yine beyanatı vardı, bu sefer "kesin" kuracakmış Siirt'e fabrikayı. Hatta zamanında Mercedes bile ondan çalmış tasarımını. Neyse ki artık bambaşka bir otomobil tüketicisi var. Artık dünyanın en gelişmiş teknolojilerini çok ulaşılabilir fiyatlarla kullanan bir otomobil tüketicisi kitle var bu ülkede.
Yıllar önce kuş serisi otomobiller için sıra yazdıran ve daha otomobili teslim almadan galeride otomobilin prim yaptığı zamanlar çok gerilerde kaldı. Eğer bir Türk markası yaratılacaksa tüketici göz ardı edilmemeli. İyi bir motor, şık bir tasarım kadar güvenilirlik, kalite standartları ve satış sonrası servis ağı da önemli. Hatta artık daha da önemli.
Önüne dayatılan her otomobili satın alan ve zamanında çok istismar edilmiş tüketici yok artık. İşte bu nedenle yerli otomobil markası fikrine çekinceyle yaklaşıyorum. Çünkü bir tüketici olarak geçmişte bu işlerden çok sıkıntı yaşamış bir neslin evladıyım.
- İstenmeyen SMS de tekno taciz sayılmalı12 yıl önce
- Tabii bizim şarkılarımız beleş, çalın çırpın!12 yıl önce
- Popstar'ın tanıtımını Ahmet Kaya'nın sırtına yüklemek çok ayıp!12 yıl önce
- Pardon laleler Hollanda değil Konya'danmış12 yıl önce
- Hırsızınkini ödüyoruz engellininkini niye ödemeyelim12 yıl önce
- Milli Takım'ın başarısına sevinen tek kadın yok mudur?12 yıl önce
- İstanbul'un sembolü lale midir?12 yıl önce
- Ülkedeki tüm 'akil'ler adam mı?12 yıl önce
- Beni tanımayan SMS istiyorum12 yıl önce
- Mutlu olmak için et mi gerekirmiş yahu?12 yıl önce