Woody Allen
New York Times gazetesinin en yaratıcı çalışan, hemen her gün gazetenin en parlak, en enteresan yazılarını yayınlayan ‘Business’ ekinde cumartesi günü Woody Allen ile ilgili çok enteresan bir yazı vardı.
Yazı konu olarak Woody Allen’ın yaşadıkları ile ilgiliydi ama aslında 'Me Too Hareketi'nin de bir sosyolojik analizini içermekteydi.
Gazetenin bu bölümünü dinamik ve güzel yapan bu çok yönlü, zeki bakış açısıydı. Konu size ne kadar uzak olursa olsun, örneğin lüks saat endüstrisi veya çikolata üretimindeki son durum gibi, yine de ilginizi çekip tutacak sosyolojik analizler yapabiliyorlar.
Öldü denilen kağıt gazete yayıncılığının en güzel örnekleri veriliyor bu bölümde.
Eskiden yayıncıların milyonlarca dolar ödeyip yayın haklarını satın alacakları kesin olan bu kitabı bugün hiçbir yayıncı istemiyormuş.
Sebep olarak 1992 yılında ortaya atılan seksüel taciz iddialarını gösteriyorlarmış.
Birçok yayıncı "Kitap çok satsa bile yine de işimi riske atmam" diyerek kitabı basmayı reddediyormuş.
Me too hareketinin gazabını çekmekten korktuklarını da açıkça söylüyorlarmış.
Hatta bazı yayıncılar korkularından kendilerine getirilen çalışmayı okumaktan bile çekiniyorlarmış.
Cinsel taciz iddiası 1992 yılında patladığı günlerde ben yine New York’taydım. Şehrin tabloid gazetelerinin adeta zevkten çıldırdıklarını, Allen’ın aleyhine şehvetle yayın yaptıklarını net hatırlıyorum. Hemen her gün tabloid gazetelerin kapaklarında bu konu vardı. Allen’ın eşi Mia Farrow kocasının evlat edindikleri 7 yaşındaki kız çocuklarına usulsüz bir şekilde dokunduğunu anlatıyordu. Aile bölünmüş, çocuklardan bir bölümü Farrow'u diğer bölümü de Allen’ı destekliyordu. Soruşturma başlatıldı ve bir cinsel taciz delili bulunmadı. Konu o dedi bu da böyle dediye döndü.
Bu tür skandalların bir tür yaşam evresi vardır. İlk önce konu patlar sonra bir süre sürünür küçük patlamalar şeklinde minik ilgili skandallar da olur sonra kamuoyu konudan sıkılır ve iş unutulur gider. Bu konuda da böyle oldu. Bayağı uzun zaman geçtikten sonra Allen süreçte yara alsa da ölmeden, silinmeden bu işten kurtuldu. Hatta suçlamayı yapan Mia Farrow’un daha fazla yara aldığı bile söylenebilir.
O günlerde henüz Me Too hareketi ortada olmadığından Farrow bugün olsa zaferle çıkacağı o tartışmayı o günlerde kaybetti sayılabilir.
İşte 1992 yılında yaşanılan o olaylar nedeniyle bugün yayıncılar Allen’ın anı kitabını yayınlamaktan korkuyorlar "Ya Me Too hareketinin hedefi olursak" diye endişeleniyorlar.
Birçok kadın arkadaşım bugün Allen’ın yaşadıklarına büyük ihtimalle sevineceklerdir biliyorum ama Me Too Hareketi de tüm mücadelesinde daima adil ve bilinçli olmak zorunda. Yoksa haklı mücadelesi bir cadı avına, kamusal linç hareketine dönüşebilir. Bazen yanlış, kasti, arkasında başka şeylerin olduğu asılsız suçlamaların da olabileceği ihtimali daima akılda tutulmalı.
Me Too hareketinin uzun dönemli başarısı daima adil olmasına dayanıyor.
- Seçim sonucu neden böyle oldu?2 yıl önce
- Kitabın ortasından konuşuyorum ve diğer lüzumsuz seçim notları2 yıl önce
- Alevi tartışması2 yıl önce
- Dün bu yazıyı yazarken...2 yıl önce
- Mea Culpa2 yıl önce
- Post-modern seçimin yankıları2 yıl önce
- 'Cool'un büyük kaybı2 yıl önce
- Z Kuşağına güvenilerek siyaset yapılır mı?2 yıl önce
- Muhalif yazarları bekleyen büyük kriz2 yıl önce
- Cumhuriyet Müzesi halk yüzünden kapanabilir2 yıl önce