Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Kavramın Türkiye'de popülerleşmesine en fazla katkıda bulunan kişi olarak bugün Beyaz Türk üzerine çıkan tartışmayı biraz şaşkınlıkla izlediğimi söyleyebilirim.

Önce kavramı benim kullanmaya başladığım koşulları hatırlayalım, sonra tanımları yenileyelim; çünkü tanım baştan yanlış yapılırsa üzerine tartışmalar da anlamsız oluyor. Nitekim bugün yaşanan da budur.

AKP'nin iktidarda olmadığı Türkiye'de yaşanan son ekonomik kriz koşullarında kavrama olgunluk kazandırıldı. Çünkü o kriz eğitimli, bilgili, kültürlü, kimliğini mesleğine dayandıran, çalışarak kazandığı parayla rahat ve iyi yaşamayı bilen insanları vurmuştu.

Ben kriz döneminde ve öncesinde giriştiğim tüm tartışmalarda ("televoleci iktisatçı" deyimimi hatırlayın) bu kesimin savunuculuğunu üstlenmiştim ve aslında Türkiye'yi dik tutan bu kesimin krizden en büyük darbeyi yiyeceğini, bunun sonuçlarını da Türkiye'nin çekeceğini yazmıştım.

ASIL TANIM BUDUR İŞTE

O dönem de söyledim şimdi de tekrarlıyorum; benim için Beyaz Türk kavramının tanımı işte o gün "Krizden en fazla darbe alacaklar" dediğim insanlardı.

Kavramın ilk çıkış amacında belki bu tanımlar yoktu, ama benim popülarize ettiğim Beyaz Türk'ün anlamı oydu. Burada vurgu eğitim, bilgi, birikim, kültürde olmalıydı. Ama sonra kavram galiba haddinden fazla popüler olmuş olsa gerek ki bir süre sonra "gece dışarı çıkıp iki duble içki içen" her insan Beyaz Türk sanılmaya başlandı. Kavramı yanlış kullananları defalarca düzeltme gayretime rağmen, bunu maalesef başaramadım. Yanlış kullanıla kullanıla sonunda kavram deforme oldu. Beyaz Türklerin varlığı hakkında laf söyleyenler de yanlış yere bakıyorlardı, bu cemaatin krize girdiğini ve yok olmaya başladığını söyleyenler de yanlış yere bakmaya devam ediyorlar.

Beyaz Türk olmanın önkoşulu, zengin olmak değildir. Zengin insan, kendi koşullarına Beyaz Türklüğün olmazsa olmazları olan "bilgili, birikimli ve kültürlü" olma koşullarını da ekleyebildiği takdirde işte ancak o zaman Beyaz Türk olabilir.

SORUN BURJUVAZİNİN OLMAMASINDA

Anlayacağınız, özellikle Türkiye'de Beyaz Türk olmak katiyen kolay değildir ve evet Beyaz Türklük bugün bir krizdedir. Ancak bu kriz, Beyaz Türklerin kendi içinde oluşan bir kriz değildir. Her şeyin başında ve temelinde, Türkiye'de burjuvazi olmamasının getirdiği kriz koşulları yatmaktadır.

Burjuvazi olmadığı zaman toplumda kültür de olamaz. Tarihsel süreç içinde sınıf savaşlarıyla burjuvazi oluşmadığı zaman, onun yerine sınıfın içini doldurmak için oturan insanlar sadece zengin oldukları takdirde kültürde top-yekûn fakirleşme yaşanabiliyor.

Bizim ülkede zenginler, burjuva olabilmek için özel gayret göstermek zorunda. O gereken birikimi, bilgiyi, kültürü ancak bir süreçten geçerek oluşturabiliyorsunuz. Bunu başarabilenler burjuva oluyorlar, ama bu sadece bireysel bir başarı oluyor. Bir sınıfın oluşması için gereken kolektif bilinç ve ideoloji oluşamadığından, bir sınıf olarak burjuvazinin olabildiğini söyleyebilmek mümkün değil.

VASATLIK BEYAZ TÜRK'E KARŞI

Aynen bazı insanlar bireysel olarak Beyaz Türk olma hakkına kavuşsalar bile, bu da bir cemaat olarak Beyaz Türkleri oluşturmaya yetmiyor. Çünkü burjuvazinin olmadığı yerde kültür ortamı da olamıyor, Beyaz Türk de o kültürden besleneceği koşullardan yoksun kalıyor.

Türkiye'de eğer bir sınıf olarak burjuvazi olsaydı ne darbeler olurdu, ne Ergenekon diye bir şey yaşanırdı, ne de cumhuriyet ideolojik krize düşerdi.

Beyaz Türkler güçlü bir cemaat olarak bulunsalardı bile Türkiye bugün vasatı bu kadar kolay empoze edebilirdi.

Vasatın hâkimiyetini engellemek için hem burjuva kültürü hem de bunu daha da açıp zenginleştirecek olan Beyaz Türklerin kültürleri gerekiyordu. Bu ikisi olmayınca vasatın ve kültürsüzlüğün hegemonyası bu kadar hızla yayılabiliyor, bugün olduğu gibi.

'Feysbuk' üzerine

Facebook'u başlıkta yanlış yazdığımı umarım düşünmüyorsunuzdur, ancak Türkiye'de 24 milyon Facebook kullanıcısı olduğuna göre aralarında yazılışın "feysbuk" şeklinde olduğunu düşünenler de bulunmalı değil mi. Şimdi "İnsan hiç kullandığı bir sitenin adını yanlış yazar mı" diye düşünüyorsanız size kestirme bir cevap vereyim: Burası Türkiye, işler burada aynen böyle olur arkadaş. Facebook'un yaratıcısı bir Türk olsaydı, o bile sonuçta "feysbuk" diye yazabilirdi. Tuhaf mı, gayet tabii ki tuhaf ama bizim ülkeyi de heyecanlı yapan yön bu işte.

24 milyon kullanıcıdan her birisi günde ortalama bir saatini Facebook sayfasında geçiriyor. Her birinin de ortalama 103 "arkadaşı" bulunuyor.

DÜNYA DÖRDÜNCÜSÜYÜZ

Facebook kullanan ülkeler büyüklüğü sıralamasında ABD, Endonezya ve İngiltere'den sonra dördüncü ülke biziz. Bu sıralamada beni Endonezya şaşırttı, Türkiye'nin ise en azından ikinci olmasını bekliyordum.

Ayrıca Türk kullanıcılar, Facebook'ta en fazla video izleyen topluluğu oluşturuyorlar. Eh bu da malum nedenlerle pek şaşırtıcı gelmedi bana.

GALATASARAY, FENERBAHÇE'Yİ GEÇTİ

En çok üye olunan sayfalar listesi de hayli ilginç. Birinci sırada Türk bayrağı sayfası var, bunun 4 milyon 990 bin üyesi bulunuyor. Ardından ise Galatasaray sayfası geliyor, onun da 4 milyon 550 bin üyesi var. Üçüncü sırada ise Fenerbahçe sayfası yer alıyor, onun üye sayısı ise 3 milyon 100 bin.

Ayrıca Facebook'ta 17 milyon Türk oyun oynuyor, bunlar arasında 12 milyonu Farmville'i tercih ediyor.

Twitter müptelalarını da ihmal etmeyeyim. Dünyada 200 milyon Twitter kullanıcısı var, Türkiye'de ise bu sayı 2 milyon. Ancak Twitter çok dinamik ve hızlı büyüyor.

(Bu bölümdeki bilgileri, Promoqube adlı sosyal network ağının pazarlama çözümlerini üreten şirketin yetkililerinden aldım.)

Sokak yazarlığı

Bazı insanlar sokağa çıkıp yazı yazacaklarmış. Denilen bu, varsayım bu. Ancak ben sokağa her çıktığımda yazı yazmayı neredeyse tamamen bırakacak duruma geliyorum.

Örneğin, odamda Türkiye'nin ne kadar güzel bir ülke olduğunu, insanların da temelde ne kadar iyi, anlayışlı ve makul olduklarını düşündüğümü farz edin. Eğer sokağa çıkmaz isem bu düşüncelerden hayli güzel ve iç tutarlılığı olan, üstelik okuyanın gözlerine yaşlar getirecek kadar memleket sevgisiyle dolu bir yazı yazabilirim. Ama eğer sokağa çıkarsam o yazı artık mümkün olamıyor, onun yerine kibar deyimiyle faşist duygusallık içeren türde bir yazı çıkabiliyor ortaya.

Geçen pazar maça gittim, stadyum etrafında yaşadıklarımdan sonra yazacağım yazıyı düşünmeye çalıştım. Aklıma sadece Goeb-bels'in Hitler'e yazmış olduğu mektuplardan örnekler geldi. Eskiden de ancak işçi sınıfını görmediğim takdirde iyi bir Marksist olabileceğimin farkındaydım. Ben sık sokağa çıkacak olsaydım bugün ya hapiste ya da mezardaydım, bunu da bilin.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar