Beyaz Türk-zenci karşıtlığı
EĞER ben beyaz Türk olmayı kaliteyle, önyargısızlıkla, iyi aile terbiyesi almakla, hür ve özgür düşünmekle, insanın kendisine saygı duymasıyla, farklılıklara saygılı yaklaşmakla özdeşleştiriyorsam ve hayatımı bu şekilde yaşamaya çalışıyorsam, beyaz Türkler ile zenci diye bir kategorinin karşıtlığının kurulmasını, çoğunluğun zenciymiş gibi düşünülmesini, hele de bize vizyonlar getirmesi beklenen bir kişinin kendisini zenci diye tanımlamasını kabul edemiyorum.
Bunun bizlere de, çoğunluğa da yapılmış bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ve "Ortada mutlaka bir yanlış anlama da olmalı" diyorum.
Bu kavramları yıllardır kullanıyoruz, ama üzerinde yeterince düşünmüyoruz. Ben beyaz Türk kavramının Türkiye'de ortaya çıkması ve yaygınlaşmasında başrol oynamış bir yazar olarak kavramın bu kadar fazla yanlış anlaşılmasından ve kötü niyetli kullanılmasından rahatsızım.
İlk önce şunu söylemeliyim; beyaz Türklüğün zenginlikle bir alakası yoktur. Çoğumuz, bize iyi terbiye veren orta halli ailelerden geliriz.
Ha evet bazılarımız iyi okullara gitmişizdir. Orta halli ailelerimiz, bizler "dünya vatandaşları" olalım, "modern" olabilelim diye, "bilgimizi, kültürümüzü daha sonra da mesleklerimizi kimliğimiz yapabilelim" diye yemediler içmediler, kendilerinden kıstıkları paralarla okuttular bizi. Bunun için ailelerimize müteşekkiriz. Bu güzelliği sanki özür dilenmesi gereken bir gerçek olarak tanımlamak bize ayıp oluyor doğrusu.
Örneğin, ben ilkokuldan başlayıp liseyi TED Ankara Koleji'nde bitirebildiğim için çok müteşekkirim. Orada sadece bilgi almadım, ayrıca adam da oldum.
O yaşımızda "kızlarla nasıl konuşmak gerekir, nasıl doğru davranılır, kızlara nasıl saygı duyulur" öğrendik ve sanıyorum ki bu bilgilerimizi, daha sonra hayata, kadınlara yönelik taşıdık.
Türkiye'de bir süredir beyaz Türk olarak tanımlanan klişedeki tip bizden değildir. O klişe önyargı sonucunda oluşturulmuş, insanların kendilerindeki eksiklikleri kapatmak için oluşturulmuş bir nefret objesidir. Gerçekteki beyaz Türklerin o kilişeyle alakaları yoktur.
Bizler diğer insanların değerlerine saygılı, hoşgörümüz hayli geniş insanlarız. Kendimize benzeyen insanlarla birlikte olmayı tercih ettiğimiz doğrudur, ama bu diğer insanlara yönelik bir tavırdan değil onların bize yönelik önyargılı, klişeli beyinleriyle yaklaşmalarından uzak durmak, biraz nefes almak içindir.
Bize birçok kötülük yükleniyor ya, yeni Türkiye'nin her sıkıştığında şamar oğlanı olarak konumlandırılmaya çalışılıyoruz ya, size şimdi bir şey söyleyeceğim: Ben hiçbir gerçek beyaz Türk'ün kalbinde kötülük görmedim, ama kendisini beyaz Türk'e karşı olarak tanımlayan insanların yüreğindeki kötülüğü görmüşümdür.
Kin tutma, kendimize benzemeyenlerle hesaplaşma, öç alma arayışları bizim hayatımızda yoktır. Yoktur, çünkü bizler hayatın kısa olduğunu çok iyi biliyoruz. Öte tarafta bir şey olacak beklentimiz de yok, yani her şey burada, bu yaşamda olup bitecek.
Yetiştiriliş tarzımız, eğitim durumumuz nedeniyle hayattan beklentilerimiz çoğunlukla boyumuzu, imkânlarımızı aşan durumda. Özlediğimiz güzellikleri kendimize, ailemize yaşatmak istiyoruz, bu nedenle hayat tarzımız bizim için çok önemli.
Gayet tabii ki aile terbiyesi yeterli olmayan veya imkânı olmasına rağmen doğru okullarda okuyamayan ve hazmedemeden hayata atılmış beyaz Türkler de var. Onların şımarık, hazımsız davranışları, bizlere düşman olmaya çok meraklı insanlar tarafından sömürülüp "İşte bunlar böyledir" diye kullanılıyor. Buna inanıyorlar da kendi kendilerine propaganda yapıyorlar.
Bu gibi durumlarda istisnalar kim, bu tartışılır ama yine de istisnalar kuralı bozmazlar. Bu ülkenin beyaz Türkleri esas olarak modern, global dünyanın vatandaşı. Önyargısız, eğitimli, başkalarının hayat tarzlarına saygılı insanlardır. Bu yüzden hiç kimsenin beyaz Türk-zenci karşıtlığı yaratmasını istemiyorum.
Beyaz Türk doğuştan olunmaz, eğer ben beyaz Türk'e bu kadar olumlu tanımlar getiriyorsam, umudum şimdi azınlık olduğu varsayılan bu insanların sayısının hızla artmasıdır. Türkiye'de güzellikler, hoşluklar ve modernlik, global dünyaya uyum, ancak bu insanların sayısının fazla olduğu Türkiye'de sağlanabilir.
BAKTIM havada bahar kokuları var. Masmavi gökyüzü ve içimiz ılıklaşıyor. "Bu tür günlerde yapılabilecek en güzel şey nedir?" diye düşündüm.
Ve "Mezbahada romantik bir gün geçirmek için ideal" dedim gittim mezbahaya. Orada neler olduğunu hem televizyonda hem de yazıda anlatacağım gayet tabii ki.
RANA bir anısını anlattı; üniversitedeyken bir akrabası onu evlendirmek amaçlı bir gençle tanıştırmak için evde bir yemek düzenlemiş. Ama o olayı ciddiye almadığı için unutup gitmemiş geceye.
Bunu dinledikten sonra ben orada boşu boşuna bekleyen adam için çok üzüldüğümü söyledim ve galiba da biraz gözüm yaşardı. Rana nedense bu tepkim nedeniyle bana çok kızdı ve azarladı.
Hikâyeye nasıl bir tepki vermem bekleniyor ki, ne yapsaydım, gülse miydim acaba? Ne yapayım bu acıklı bir hikâyeydi bence.
TAŞINIRKEN yıllardır topladığım bütün yemek kültürü kitaplarımı Bodrum'daki eve göndermemden bir hafta sonra Mr. Gurme programını yapmamın söylenmesi, acaba benim lanetli bir insan olduğumu mu gösteriyor?
"Bodrum'a gideyim" önerime Rana, "Gitsen bile onlara erişemezsin, tıka basa eşyayla dolu bir odanın en arkasında duruyorlar" deyince, evi duvardan yıkıp kitaplara erişme önerime pek sıcak bakmadı nedense.
- Seçim sonucu neden böyle oldu?2 yıl önce
- Kitabın ortasından konuşuyorum ve diğer lüzumsuz seçim notları2 yıl önce
- Alevi tartışması2 yıl önce
- Dün bu yazıyı yazarken...2 yıl önce
- Mea Culpa2 yıl önce
- Post-modern seçimin yankıları2 yıl önce
- 'Cool'un büyük kaybı2 yıl önce
- Z Kuşağına güvenilerek siyaset yapılır mı?2 yıl önce
- Muhalif yazarları bekleyen büyük kriz2 yıl önce
- Cumhuriyet Müzesi halk yüzünden kapanabilir2 yıl önce