Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ZATEN biliyorsunuzdur muhtemelen. Bunlar sadece "tarih" değil, aynı zamanda "yakın tarihli" bileşik kaplardır. Bunlar, şunlar:

        *

        1. Kürt sorunu (ve "PKK terörü") olmadan... Ermeni sorunu olmadan... Kıbrıs sorunu olmadan... Ergenekon (sorunu) da olmaz! 2. Bu sorunlar, Ergenekon benzeri yapıların istediği, artık nasıl adlandırırsanız adlandırın, milliyetçi, ulusalcı, darbeci, faşizan iklimler için elzemdir. 3. Bu sorunlar elbette sadece bu iklimlerin sinsilerini değil; asıl kitle tabanı yaratan "samimi" milliyetçi, ulusalcı hissiyatı sürekli besler! 4. Ergenekon benzeri yapılar güçlüyken, iklimin asli parçası, yönlendiricisi, kışkırtıcısı iken... Bu sorunlarda hiçbir açılım kolay olmaz(dı)! 5. Bu sorunlarda (nihayet) açılım için Ergenekon benzeri yapıların nispeten tasfiyesi, kaos, darbe girişimi, kitle hareketi oluşturabilme gücünün budanması gerekir(di). 6. Bu sorunların nispeten, kısmen tasfiye süreci de önce sert milliyetçi, ulusalcı tepkiler yaratma ihtimaline karşılık, sorunsuz yürürse, zamanla Ergenekon benzeri yapıların potansiyel gücünü de eritir. 7. Ergenekon davası süreci, Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Suriye ile kucaklaşma, İsrail'e posta, ABD'nin PKK yönetimini "kirli, uyuşturucu baronluğu" ile tanımlaması, medya operasyonu... Hepsi aynı fidanın "güller açan" dalları, diyalektik bir kimyanın tamamlayıcı, birbirini dönüştüren elementleri (ve elemanları). Biri olmayınca bir diğeri için imkân ve ihtimalin düşük kalması manasında.

        *

        Bizim gibi "Yurtta barış, cihanda barış" üstü bol ve hakiki demokratikleşme hayalperestleri için, bunlar, kimi istisnai mesele dışında, iyidir, hoştur, hoş beştir, gecikmiştir. Lakin, kimi duvarın yıkılması, kimi sınırın aşılması, kimi çizginin silinmesi, bunların arkasındaki siyasi iradeyi otomatikman "harbi demokrat" kılmayabilir yine de. Mesela, "medya tekeli"ne karşı mücadele, ancak medyadaki başka türlü bir tekel, tek ses arzusuyla dolu olmadığınız zaman özgürlükçü, demokratik, çoksesli bir anlam taşır. Mesela, kimi "tabular"ı yıkarken, başka tabuları da ülkenin ve insanların üstüne daha çok yıkıyor olduğunuzda, değişimden ziyade yer, kadro, tabu değişikliği yapmış olursunuz. Mesela, ülkeyi "demokratikleştirirken"; zihin, eylem, siyaset, devlet dünyanız "anti demokratikse" tuhaf olur! Asırlık meseleleri cesaretle "tartışır, tartıştırır" bir yolda görünürken, sizi de cesaretle tartışmak isteyen herkesi düşman görür, susturmak isterseniz çok tuhaf olur! Bileşik kapları devirirken tam, sık sık kendi kaplarınızda kalıba dökmek isterseniz hayatı, tuhaftan öte, vahim olur!

        Tesadüf!

        DİKKATLİ, takipçi okur bazen gazeteciden çok gazeteci. Mustafa Saraç bazı konularda özellikle, öyle kıdemli bir "okur yazar". Dikkat çekti: Başbakan geçen gün "Galataport karşıtlarına yazıklar olsun" dedi. Limanı Unakıtan eliyle alıp işletmeye soyunmuş İsrailli işadamı Ofer'in ortağı Mehmet Kutman da, ihale suya düşünce, "Salıpazarı mezbele gibi" demişti. Geçenlerde bir şey oldu: Salıpazarı (yani "mezbele") "Avrupa'nın en iyi kruvaziyer limanı" seçildi! "World Travel Awards" çerçevesindeki ödülün, dünya denizcilik sektöründeki 170 bin profesyonelin oylarıyla belirlendiği açıklandı. İhale yatınca, "kamu limanı" için kimi Ofer'den çok Oferci, lüferden çok lüferci kimi aport gazeteci çok üzülmüştü. İhalenin iptali "Galatamort" diye anılmıştı. O "mort", belli ki henüz ölmemiş! Galataport lobisi Barselona limanını örnek aldıklarını söylemişti; oylamada Barselona üçüncü oldu. "Mort" Salıpazarı, yarın Lizbon'da "En iyi" ödülünü alacak. Bu "Natürmort" tabloyla esas gurur duyması gereken de, tesadüfen tam ödül açıklandığı gün, kamu limanına sahip çıkanlara "Yazıklar olsun" demiş Başbakan olmalı (idi).

        Diğer Yazılar