Bu da eve dönüş!
BİR eşin, bir annenin, acil ameliyat olması gereken o kadının öfkesini... Öfkesini ıslatan hıçkırıklarını duysaydınız.
*
Ben size başka bir "Dağdan iniş, eve dönüş" hikâyesi anlatacağım. Özellikle, "Ölüsü eve gelmiş, gelmemiş 30 bin ölü ele geçirilmiş terörist"ten sonra, "Eve sağ dönüş" manzarasına çok öfkelenmiş veya çok hassaslaşmış olanlara. Haklı bir tepki gösterene de, çok çok kızana da. Hükümete de, muhalefete de, Genelkurmay'a da, medyaya da, topluma da, vatandaşa da. Çünkü, mademki dağlarda canını veren şehide de, dağlarda canını ortaya koymuşa da, "30 bin ölü terörist" karşısında ölmüşe de, sağ kalmışa da çok hassasız... Bu hikâyedeki "kahramanlar" da işte onlardır! Hadi, "eve döndürülmüş" bu insanlar için de kalbinizle, aklınızla az düşünün; bir şey deyin, bir şeyler yapın!
*
"Umur Bey, bu insanlar dağda taşta can verirken, canları çıkarken performansları vardı. Sonra birden işe yaramaz bulundu, atıldı. Var mı böyle bir zulüm! Çok utanç verici." Onca yıl en zor görevlere sürüldükten sonra, bir gün, "İşe yaramaz artık" diye ordudan atılan uzman çavuşlardan birinin eşi. Ya 45'ine gelince "Artık performansın düşük" diye kovulanlar... Ya daha da erken yaşta, ama yine onca yıl sonra, sanki yıllarca orduevinde, askeri kampta, rahat yatağında, sıcak bir büroda kuşsütüyle beslenmiş de durduk yerde hastalanmış gibi "artık sağlıksız" bulunanlar... Ya da yıllarca dağ bayır, ateş cehennem, emir komuta koşturulurken onca sağlık muayenesinde "fark edilmemiş" bir "doğuştan hastalık, eksiklik"in, mesela 13 yıl sonra ortaya çıkması, mesela "tek böbrekli", mesela "unlu mamule alerjik", mesela "doğuştan damarı genişlemiş" teşhisi konanlar.
*
Mesele şudur: Hükümeti ve Genelkurmay'ıyla bu devlet, binlerce insanı "Onurlu bir gelecek" duyurularıyla uzman onbaşı, çavuş olarak silah altına aldı; çoğunu, herkesten uzun sürelerle dağlara koydu. Ama bırakın "onurlu"yu, ortada bir "gelecek" yok! 45'ine gelebildin mi, ölmeden, sağlıksız, performanssız bile bulunmadan; zaten kapı dışarı. Ya da zaten daha önce. Emeklilik hakkına kavuşmadan. Şimdi silah altında 60 bin kişi, askerliği boyunca bir orduevine dahi alınmamaya dertlenmeyi de bırakmış; çoluk çocuk, "gelecek boşluğu"nun geleceği günün tedirginliğinde. Kovulmuş, "eve itilmiş" oncası da, "gelmeyen gelecek çukuru"nda. Bir kısmı şu an Ankara'da, sivil, askeri her yetkili kapıyı çalıyor. Lakin, "hassas kalpler"in resmi kapıları duvar! Hükümet duvar, Meclis duvar, Genelkurmay duvar, medya zaten duvar! Kahramanlık, hassasiyet, milliyet, cumhuriyet, demokrasi, vatan millet kapıları duvar! "Sivil iktidar"ın; "millet egemenliği"nin, hem de "kayıtsız, şartsız" tecelli ettiği, yüce yasama organı Meclis grubu temsilcisi, "sivilleşme, demokratikleşme" yanlısı olarak bittabi, bu insanlara anca şu çareyi gösteriyor: "Genelkurmay'da halledin!" Bir ıslak imza, bir plan, bir andıç bulabilirseniz tabii!
*
Böyle durumlar, samimiyet sınavları. De ki, bir milletin, bir devletin "Eve dönüş" hassasiyetinin de tabi olduğu sınavlar. Ölüsünü kutsadığın bu askerin canlısını insan sayıyor musun, saymıyor musun; safra görüyor musun, görmüyor musun? Sonra gel berisini anlat bana! Ya da, "Çocuğumu nasıl kurtaracağım" diye hıçkıran, acil ameliyat olması gerekirken, kocasının onurunu, ailesinin geleceğini kurtarmak için Ankara'da kapı kapı çırpınan bu kadına.