Bir yastıkta değil miydiniz!
AÇIKÇASI dün pas geçtim. Bir nefes aldım, şöyle bir baktım. İnsanları, ırklarını, kimliklerini değil; devletlerin insanlara yaptıklarını; utançlarını da utanmazlıklarını da eleştirirken “devlet büyükleri”nce “Yahudi düşmanı” diye damgalanmışım. “İsrail, Filistin’i tarumar ederken tank ihalesini nasıl olur da İsrail devletinin yarı batık firmasına verirsiniz; onca şaibe ile?..” diye ısrarla yazmışım... Devrin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, “Bunlar Yahudi düşmanı” diye tankı üstümüze sürmüş. “İsrail uçakları Filistin’i bombalarken Hava Kuvvetleri Komutanı nasıl olur da kendi kullandığı F-16 ile, ihale için İsrail’e uçar?..” diye sormuşum, “Fırtına”da aleni tehdit rüzgârına maruz kalmışım. “Kuşadası’nı, Galata’yı, Tüpraş hisselerini Ofer’e nasıl Unakıtan marifetiyle elden verirsiniz?..” diye ısrarla sormuşum... Devrin Başbakanı Erdoğan, “Bunlar sermaye ırkçısı, Yahudi düşmanı” demiş. Mayınlı arazinin İsrail sermayesine peşkeşine tavır koymuşuz... Başbakan aynen suçlamış, “Orada İzak değil vatandaşım çalışacak” diyerek, İsrailli patronu kutsarken, İsrailli işçi İzak’ı da, TC vatandaşı İzak’ı da vurup geçmiş!
Şimdi köpüren Başbakan’a, elçisi düşük rakımda küçülmüş Dışişleri’ne bakıyorum... Ne diyeceğim, bilemiyorum. “Irkçılık mazlumu” tarihten gelip ırkçılaşabilen bir İsrail zihniyetinin “Kendine bak” deyişine, “ahlaklı ordu” cakasına “büyük devletim” sertlik yetiştiriyor. Bize de “İsrail istiskaline karşı devletimiz yanında” saf tutmak kalıyor!
Sevgili okur... Dilerim o safı, “ABD’li şahin Yahudi örgütü JINSA madalyalı” başbakanlar ile generallerin komutuyla değil, vicdanınızla bulursunuz. Çünkü, İsrail’in “varlığını savunma” güdüsünün vardığı zulümle aynı yatağa siz girmediniz; ben de girmedim. Yatak “Teröre karşı istihbarat işbirliği” renginde nevresime sahipti. “Ortadoğu’da iki demokrasi” kıvamında örtüsü mevcuttu. “Stratejik işbirliği” dokusunda cibinlikle örtülmüştü. “Konya’dan havalanan İsrail uçaklarıyla manevra” ile kolalı yastık atılmıştı, birlikte kocamak için. “Tank ihalesi, helikopter nihalesi, zırhlı nevalesi” tadında çarşaf serilmiş, komisyonlarla tutturulmuştu. “ABD imalatı” ortopedik minder, “İran, Irak, Suriye, Filistin, Lübnan” gibi yaylar üzerine langadank konmuştu. Yorgan altında sadece aşk yaşanmıyor, İsrail istihbaratının ciritleri, darbecinin İsrail kucağında oynaşması, sivil, askeri komisyonlarla kan ter içinde kalınıyordu.
Siz o yatakta değildiniz. Ben de değildim. Biz, devlet değiliz ya, elbet İsrailli çocukları katleden bir saldırıya da yanabiliyor, ama sıklıkla da, çünkü her an düşüyorlardı, Filistin’in kavruk, ablukada, bombalarda, göçte, kadersizlik ve nasipsizlikte, yaşarken ölen ve ancak ölünce yaşayabilen, duvarlara zincirli çocuklarında, o da hatırlarsak, vicdan oluyorduk. Ne ihaleye çıktık, ne komisyon aldık, ne de madalya! Devlet, bizim vicdanlarımızla hareket etmeyecek kadar büyük; resmiyetin, reel politikanın, ihalenin, stratejinin vicdanı, sizinkileri taşıyamayacak kadar küçük ve soğuktu. Şimdi, öyle de böyle... afra da tafra. Strateji, Ortadoğu rekabeti, darbe tezgâhından sorumlu tutma, tamam! Bir zaman İsrail’le ortak yatağı eleştiren herkese “anti semit” diyebilenler; başbakan, komutan, diplomat ya da şu gazeteci... nasıl da kararlı, tavırlı, sert! Bir ahlak, bir temizlik, bir cesaret ki. Bir de şu var: Hangi devlet ne kadar temiz, ne kadar ahlaklı olabilir ki!