Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SEVGİLİ Bekir Coşkun... Bana en ters yazılarda bile olduğu gibi, yine “duyguyla” okuyordum “Baba” yazını... Sona gelince boğazım düğüm oldu! Bilirsin, birbirimizi severiz; düğünde de cenazede de kucaklaşmamızdan belli. Bazen aynı sahilden, bazen ayrı limanlardan dahi selam ettik yıllarca. Şu bizim “Habertürk aşçıları” çekiminden önceki akşam, yemekte; gazete yönetici ve yazarları önünde, hiç çekinmeden söylediğini ise hafızam ve hatıram özenle saklayacak:

        “Umur Habertürk’e gelmiş olmasa ben gelemezdim. En azından karım, Umur da orada olduğu için ikna oldu.” Bir sır vereyim o zaman: Beni de bazen, bazı konularda fikren daha yakın gibi görünen değil, belki tam karşıda, ama genellikle sağlam ve dürüst duran ikna eder. Uzatmayım... Yazının sonunda, önceki, “Paşa”ya hitaben, “Şu aptal planlarınız yüzünden adam gibi sivil muhalefet olmuyor” ana fikirli, bence harika yazını da silen paragrafa rastladım: “Ben ‘kullanılacaklar’ listesindeyim... Bir an ‘Ya şu listede... (benim de yazıldığım listeden kimi isim saymışsın ama ben saymayayım) arasında olsaydım diye geçti aklımdan ve sana haber vereyim dedim... Başardım baba.” Belki espridir; ama teslim et ki ağır. Çünkü, liste doğru veya yanlış ama, birileri bazı listelere alındı mı, az görmedik, bir gün boylu boyunca, kendi kanlarına başlarını koyup da ebediyen yere uzandıklarını. Bak dün “Uğur Abi” idi, ondan önce “Abdi Bey”, onlarcası ve sonra “Hrant”. Seninkinden farklı da olsa, benzer listelere adım çok girdi, bilirim; sadece “başarı” ile övünmezsin, çocuklarına bakıp korkarsın da! “Kimlerle aynı listede” olduğumuza gelince; kimi katılımcı meslektaş dışında, listeleri biz yapmıyoruz, yanımızdakileri seçmiyoruz. Üniformalı, bazen sivil lacili, bazen eli silahlı birileri liste yapıyor. Listelerin, çarpıların hepsi, seninki de benim ki de, insana ve hayata ihanettir! Bak, öylesine saydığın isimler bir yana, o listeden biri çoktan öldürüldü! Sev sevme, bir zaman kimi hedef oldu, kimi işsiz kaldı. Sadece listedeki komşularımızı değil, genellikle başkalarını da tamamen kendimiz seçemiyoruz, değil mi: Yoksa, birkaç yıl önce, Dolmabahçe’de Basın Özgürlüğü Ödülü almaya, bir yanında Aydın Doğan, bir yanında Ertuğrul Özkök ile gitmezdin! Bak şimdi onlar nerde, sen nerdesin! Dememin iki haklı sebebi var: Bir, senden epey önce, hem de aynı grupta iken, aynı yerde aynı ödülü almaya “yalnız” gitmiştim; özgürlüğün daha ziyade yalnızlık olduğuna inanarak, kimsenin gölgesinden hoşlanmayarak... İkincisi de... yahu hakikaten kırıldım o paragrafa! Ben de seni kırmış olmayayım ama.

        Haitiport’un Ofer’i

        Dün sormuştum: Haiti’de, depremden hemen sonra bile, sefa yapan turistleri taşıyanlar kimdi? Cevabı Unakıtan, Erdoğan, Ertuğrul Özkök’ten hangisi önce bilecek diye merak etmiştim. Başbakan’dan yönetmene; ortaklıkları, Kuşadası ve Galata’nın “Ofer sermayesi”ne sunulmasını savunmalarıydı. Başbakan, eleştireni “Sermaye ırkçısı” diye suçlamıştı. Asırlarca kanı emilmiş Haiti’de ceset sayısı 112 bin 226’yı bulurken, Royal Caribbean şirketi, zevk turizmine aynen devam etti... Tam “Galata’ya ilgimiz sürüyor” derken. Bu şirket işte o Ofer’in. Haitili sefillikle ölürken de, ölüp sefilleşirken de, Ofer turist başına günde en az 300 dolar kazanıp Haiti’ye, turist başına (günlük değil) 6 dolar ödüyor. Depremde 1 milyon dolar yardımla da övünüyor! Lüks gemi turistlerine, özel mülkleri Labadie yarımadasının Haiti olduğunu söylemiyorlar bile. Kuşadası gibi, özel güvenlik ordusu Haiti’yi Haitiliden koruyor; “Büyülü ada” diyorlar ki, sefa ardında, kanlı sömürü, yoksulluk, şiddet ve ceset kokusu duyulmasın. Yukarıda saydığım “bizimkiler”, işte bununla övünüyordu, “sermaye” diye!

        Diğer Yazılar