Ne şehit ne gazi!
Bir ülkede devlet ile millet bir de “çok kutsal görmekte” iddialı olduklarında şaşı bakıyorsa…
Evliya Çelebi gibi yakararak “Samimiyet ya Resulallah!”
Son İstiklal Savaşı gazilerini de tüketip otobüste yer verecek kimse kalmadıktan sonra, milenyumu zaten binlerce (genç) şehit ve gaziyle doldurduk da…
Onca insan da, kaybettiğini şehit; bedeninin parça parça kaybedeni gazi saydırabilmek için sessiz isyan içinde.
Bakmayın çok cenazenin “Şehit” diye kaldırıldığına…
Tabutta öyle yazsa, haberler öyle çıksa, vali ile komutan öyle davransa bile… “Düşman kurşunu” yoksa, “şehit” şehit sayılmıyor (kolay kolay).
***
Geçen Kastamonu’nda askeri araç devrildi, üç uzman çavuş öldü.
Bir babanın dediği gibi piknikten dönmüyor, görevden geliyorlardı; üstelik, Dipsiz Kuyu’da yazıldığı gibi araçla ilgili şaibe vardı. O görevde, o lastiklerle kullanılmaması gerekiyordu!
Ama devletim şöyle ince hesap yapmış:
O askerler “mesai saatini tamamlamış, servis ediliyormuş.”
Ayrımın sadece bir ilke, kural ve hukuk meselesi olduğunu sanmayın. Galiba “duygusal” da!
Büyük devletim, sivil ve askeri büyükleriyle, bir yandan şehit ve gazi artışını durduramazken, bir yandan da kağıt üstünde azaltmaya çalışıyor!
Kan devri bitmiyor fakat öyle yolda, kazada ölenden tasarruf var sanki!
***
Uzman Çavuş Mevlüt için askeri tören düzenliyor devlet. Tabutuna “Şehit” yazılıyor. “Şehit” bayrağa sarılıyor. Tam defnederken aileye ikinci şok geliyor. “Allah rahmet eylesin. Şehitliğe gömemeyiz. Siz aile mezarlığına kaldırın.”
Öyle işte.
Daha önce “baskını tartışılan” Dağlıca’da devlet nezdinde “hakiki şehit” Selçuk Uzman Çavuş’a yapılanı yazmıştım. Şehitti ama, kerhen bir madalya tutuşturulunca aileye, o madalya aynen iade edildi!
***
Rafet Keleş de Ergani’de jandarma komando idi.
“Aylarca dağda yattım, çok operasyona katıldım ama kurşun beni terhisime 50 gün kala, bir uzman çavuş silahından çıkıp buldu. Sakat kaldım.
5434 sayılı kanunla vazife malulü sayıldım ama operasyonda terörist kurşunu yemediğim, mayına basıp sakat kalmadığım içinTerörle Mücadele Kanunu’ndan yararlanamadım.
Devlet şehit veya gazi saymadığı için iş bulma, tazminat, ev kredisi, toplanan yardımlardan pay gibi maddi; nişan, berat, madalya, şerit, rozet gibi manevi değeri olanlardan yararlanamıyoruz.
Terörist kurşunu yiyip mayına bassam şanslıydım yani!
AKP’nin ‘Evet derseniz Gazilere özel ayrıcalık” afişini gördüm.
TBMM AKP Grubu’nu aradım. Kimsenin haberi yoktu. Milli Savunma’da bir uzmana yönlendirdiler. O da ayrımdan rahatsızlığını söyledi. Güzel bir dille izah etti ki, hiçbir çalışma yoktu.
AKP İl Başkanlığı’na sordum. Dediler ki, ‘operasyon harici sakat kalanın da dava hakkı olacak’. Bu hak zaten var. Ama avukat tutmayı bırakın, kredi kartı ödeyecek param yok.
8 yıldır şehit ve gazi aileleri için özel bir şey yapılmadı, şimdi özel ayrıcalık vaat ediyorlar.
Madem bir sürü suçluya, borçluya af çıkarılabildi, hadi şehit ve gazi aileleri borçları da affedilsin ya da ödeme kolaylığı sağlansın!
Çok mu yük getirir? Peki hayatını, organını, umudunu kaybetmenin maliyeti ne Umur Bey? Lütfen bizim gibilere ses olun. Sizinle daha gün çıkabilir sesimiz.
Bugün 1 Eylül. Vazife Malulü aylığımı aldım. Kredilere kesilen borçlardan sonra 150 liram kaldı. Önümde bayram ve 29 koca gün. 4 yaşında oğlum var. 4 gün önce doğum gününde sizce hediye alabilmiş miyimdir?”
***
Sonra şehitlerimiiiz, gazilerimiiiz, bayrağımııız!
“Eğitim zayiatı” denen, “kazada öldü, kazara öldü” denen çocuklar sanki geride acı, evlat, eş, aile ve genellikle ona umut bağlamış bir yoksulluk bırakmadılar!