Gazinin yüzünüze tuttuğu ayna!
Kimi TV, gazete kızmış.
"Medya vicdanı” kabul etmemiş.
Aslında fark ettiği zaman, tabii fark edebilirse, “toplum vicdanı” da böyle şeylere hassas:
Gaziler Günü’nde Gazilere ayıp… Protokol rezaleti… Mülki ve askeri erkan rahat koltuklarda otururken gaziler ayakta, hazır olda bekletildi.
***
Adamakıllı fark edebildiğimden beri, ısrar ve inatla anlamaya, anlatmaya çalışıyorum:
Bakmayın, askeri, şehidi ve gaziyi kutsal saymak üstüne onca devlet ve millet pozuna…
Hiçbirinin birer insan olarak pek kıymeti yok, diye.
Onları dahi “sıradan insan” olarak değersiz kılan bu zihniyet, devlet, millet, kutsama ve fiilen aşağı görme, aşağılama ikliminde, esasta insanın pek değeri yok, diye.
***
“Protokolden kovma”yı da epey yazdım.
İstiklal Savaşı Gazisi kalmadığı için, yerel siyasi, mülki, askeri beyler Kore’den bu yana, savaşlara yolladıkları, onca arkadaş yitirmiş, hayatının, bedeninin parçalarını kaybetmiş insanlara “bir yer” bile vermiyorlar protokol koltuklarında.
Resmen kovuyorlar. Gaziler Günü’nde elbet her yerde böyle olmamıştır ama o gün bile kendini tutamayan, o sıraları sadece kendilerine layık bulan “erkân” mevcut!
***
Bunları en iyi bilenler on binlerce muvazzaf ve emekli asker.
O yüzden, onların yaşadığını, bildiğini, anlattığını yazdın mı, kimilerinin küçümsemesi insanlık müsveddeliği gibi geliyor.
Mesela, haksızlığa uğramış olsa da, maddi manevi dayanacak gücü büyük olan, aylığı on binlerle olan lira olan, kenarda belki milyon doları bulunan ünlü biri için bir şey yazmamışsın diye…
Bin küsur lira maaşla üçer, beşer ölüme koşan, emekliliği olmayan, bir orduevine bile alınmayanları kastedip “Uzman çavuş olsa hakkını korurdun” diyebilen var!
Ezilen, insanlığı gasp edilen; devlet, hükümet, millet, siyaset, kurmay, medya ikiyüzlülükleri aynası on binlerin hakkı için yazıyorsun diye sözde muhalif adıyla köpüren var!
Mesela üniformasıyla, “Onlar bütün bunları bilerek uzman, astsubay oldular” diye, aşağılamayı meşru sistem sayabilenler.
Sözde şehit tabutunu kutsadıkları çocukların, hayattaki yoksulluklarını, sıvasız evlerini, terlerini ve alın terlerini, kılıklarını, analarının veya eşlerinin kıyafetlerini aşağılayanlar!
***
O yüzden…
Devletim, hükümetim, komutanım elbet “terör zirvesi” toplar ama…
Meselenin özünün, “en çok şehit veren” ve muhtemelen dağlara da en çok çocuk veren Şırnakların, Hakkarilerin… vatanın her köşesinin evlatlarını, hakkıyla, kimliğiyle, kişiliğiyle yaşatmak; insanca yaşatmak olduğunda zirveyi bulamazlar mı ne!
***
Sanıyorum, o protokollere alınmayan bazı “Gaziler” de…
Engellenmezse, ertelenmezse, kendi güçleri yeterse; duyarlarsa, uyarlarsa…
9 Ekim’de “Ankara Astsubay Mitingi”nde buluşacaklar.
Ey laci laci, makam makam, rütbe rütbe, köşe köşe büyükler:
Bu insanlar sadece ölülerini, yaralarını, kahramanlıklarını öyle soyut tablo gibi sevin
istemiyorlar…
İnsan olarak somut bir değer verin, yüce gövdelerinizle gölgelediğiniz hayat damarlarında da manevi bir yer verin istiyorlar!
O zaman bir bakmışsınız… Herkese, her hayata kıymet vermişsiniz!
Törendeki gaziye de, tersanedeki, madendeki işçiye de, Fırat’ın ötesindeki çocuğa da, köşedeki gazeteciye de!