Kasi az gorbehaye İrani khabar nadareh!
#resim#3234# #resim#3235#
FİLM KEDİ
Afişteki orijinal “Kedi” adı bu.
“NATO dili”ne çevirirsek, “No one knows about Persian cats” oluyor.
“Sarkozy dili”nde kısaca “Les Chats Persans” demişler.
“Biz de kediye kedi deriz” diline tercüme edince, “Kimse İran kedileri hakkında bir şey bilmiyor”.
***
İranlı Kürt yönetmen Bahman Gobadi, bu filmi geçen yıl gösterime sokarken “Füze kalkanı”nı hesaba katmamıştı.
Şimdi film en azından adı NATO gündeminde!
“Asıl hedef” İran’ın, Türkiye’nin “büyük ağırlığı” sonucu ismen zikredilmemesi üstüne, Cantona tarafından şutlanası Sarkozy demişti ki:
“Biz kediye kedi deriz.”
Sarkozy bir önceki Cannes Festivali’nin sükselerinden bu İran filmini muhtemelen biliyordu; en azından “İran kedileri”nin ününe atıf yapmıştı.
Erdoğan da, filmi biliyor muydu, hiç bilmiyorum; neden kedi dendiğini herhalde biliyordu, bilmiyorum; “Biz de kediye kedi deriz” diye cevap vermişti.
Ama yönetmen diyor ki…
“Esasında kimse bir şey bilmiyor.”
***
Gobadi’nin “Sarhoş Atlar Zamanı” filmi “İran sinemasının ilk Kürt filmi” sayılmıştı.
Sanıyorum, “Kediler” de Sarkozy ve Erdoğan sayesinde NATO tarihinin ilk Ortadoğulu uzay filmi olacak!
Çünkü bu ana kadar, İran’da izin alınmadan, gizlice, hızlıca, “yeraltında” çekilmesiyle tanınıyordu. Konusu İran’da “bağımsız yeraltı rock müziği”ydi.
Sarkozy’nin ülkesinde sinema dergilerince dört ya da beş yıldızlık bulunmuştu!
“İran kedileri”nin “NATO açısından” bir önemi de şu olmalı:
Senaryoyu yazanlardan Roxana Saberi yönetmenin nişanlısı. Kalkana nazire, Amerikan-İran vatandaşı bir gazeteci. İran’da “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmış, ancak 4 ay sonra, geçen yıl Cannes Film Festivali’nden hemen önce serbest bırakılmıştı.
Gobadi, Sarkozy ile Erdoğan arasında gidip gelen “Kedi”yi niye filme isim seçtiğini şöyle anlatmıştı:
“İran’da kedi ya da köpekle sokağa çıkamayız. Ama evlerde kedilerimiz vardır. Çok kıymetlidirler. Filmdeki müzisyenler de öyle. Özgürlükleri yok ve müzik yapmak için saklanmaları, çok şeyi göze almaları gerekiyor. Ayrıca, müzisyenleri filme alırken, kedilerin müzik dinlemek için hoparlörlerin yanına yatması da dikkatimi çekmişti.”
***
Öyle işte!
Galiba “İran kedileri hakkında (hakikaten) kimse bir şey bilmiyor”du!
Bizim “Ankara kedileri”ne gelince…
Herhalde “kediye kedi denmesi”yle gurur duymuşlardır!
Çünkü, “kalkan”a da “kalkan” diyen bu devlet, her hükümet ve ille bu hükümet; “füze”ye pek “füze” diyemiyor!
Diyebilseler, önce İncirlik’teki 90 “işgalci” nükleer başlığın da adını koyarlardı.
İşte o zaman İran sınırındaki “Van kedileri” de huzur bulurdu!
Görevden alma!
İşlemin haksız olup olmadığı elbet tartışılır.
Ama “darbe”nin ne olduğunu bilen Kemal Anadol’un buna darbe demesi tuhaf. Hele komutanların baskısıyla hükümetin görevden alınabildiği bir ülkede!
Çünkü esas tuhaflık şu:
Siz hakikaten biliyor muydunuz bakanların bu yetkisini? Kâğıt üstünde bilseniz bile kâğıt üstünde kaldığını biliyordunuz!
Şöyle bir cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti, millet egemenliği, parlamenter sistem filan düşünün:
Hükümetin “Komutan atama, görevden alma” yetkisi var. Jandarma komutanları esasında İçişleri Bakanı’na bağlı! Uygun görürse Milli Savunma Bakanı komutan görevden alabilir!
Ama kimimize göre, bu yetkinin hiç kullanılmamış olması değil, kullanılması tuhaf!
Afişteki orijinal “Kedi” adı bu.
“NATO dili”ne çevirirsek, “No one knows about Persian cats” oluyor.
“Sarkozy dili”nde kısaca “Les Chats Persans” demişler.
“Biz de kediye kedi deriz” diline tercüme edince, “Kimse İran kedileri hakkında bir şey bilmiyor”.
***
İranlı Kürt yönetmen Bahman Gobadi, bu filmi geçen yıl gösterime sokarken “Füze kalkanı”nı hesaba katmamıştı.
Şimdi film en azından adı NATO gündeminde!
“Asıl hedef” İran’ın, Türkiye’nin “büyük ağırlığı” sonucu ismen zikredilmemesi üstüne, Cantona tarafından şutlanası Sarkozy demişti ki:
“Biz kediye kedi deriz.”
Sarkozy bir önceki Cannes Festivali’nin sükselerinden bu İran filmini muhtemelen biliyordu; en azından “İran kedileri”nin ününe atıf yapmıştı.
Erdoğan da, filmi biliyor muydu, hiç bilmiyorum; neden kedi dendiğini herhalde biliyordu, bilmiyorum; “Biz de kediye kedi deriz” diye cevap vermişti.
Ama yönetmen diyor ki…
“Esasında kimse bir şey bilmiyor.”
***
Gobadi’nin “Sarhoş Atlar Zamanı” filmi “İran sinemasının ilk Kürt filmi” sayılmıştı.
Sanıyorum, “Kediler” de Sarkozy ve Erdoğan sayesinde NATO tarihinin ilk Ortadoğulu uzay filmi olacak!
Çünkü bu ana kadar, İran’da izin alınmadan, gizlice, hızlıca, “yeraltında” çekilmesiyle tanınıyordu. Konusu İran’da “bağımsız yeraltı rock müziği”ydi.
Sarkozy’nin ülkesinde sinema dergilerince dört ya da beş yıldızlık bulunmuştu!
“İran kedileri”nin “NATO açısından” bir önemi de şu olmalı:
Senaryoyu yazanlardan Roxana Saberi yönetmenin nişanlısı. Kalkana nazire, Amerikan-İran vatandaşı bir gazeteci. İran’da “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmış, ancak 4 ay sonra, geçen yıl Cannes Film Festivali’nden hemen önce serbest bırakılmıştı.
Gobadi, Sarkozy ile Erdoğan arasında gidip gelen “Kedi”yi niye filme isim seçtiğini şöyle anlatmıştı:
“İran’da kedi ya da köpekle sokağa çıkamayız. Ama evlerde kedilerimiz vardır. Çok kıymetlidirler. Filmdeki müzisyenler de öyle. Özgürlükleri yok ve müzik yapmak için saklanmaları, çok şeyi göze almaları gerekiyor. Ayrıca, müzisyenleri filme alırken, kedilerin müzik dinlemek için hoparlörlerin yanına yatması da dikkatimi çekmişti.”
***
Öyle işte!
Galiba “İran kedileri hakkında (hakikaten) kimse bir şey bilmiyor”du!
Bizim “Ankara kedileri”ne gelince…
Herhalde “kediye kedi denmesi”yle gurur duymuşlardır!
Çünkü, “kalkan”a da “kalkan” diyen bu devlet, her hükümet ve ille bu hükümet; “füze”ye pek “füze” diyemiyor!
Diyebilseler, önce İncirlik’teki 90 “işgalci” nükleer başlığın da adını koyarlardı.
İşte o zaman İran sınırındaki “Van kedileri” de huzur bulurdu!
Görevden alma!
İşlemin haksız olup olmadığı elbet tartışılır.
Ama “darbe”nin ne olduğunu bilen Kemal Anadol’un buna darbe demesi tuhaf. Hele komutanların baskısıyla hükümetin görevden alınabildiği bir ülkede!
Çünkü esas tuhaflık şu:
Siz hakikaten biliyor muydunuz bakanların bu yetkisini? Kâğıt üstünde bilseniz bile kâğıt üstünde kaldığını biliyordunuz!
Şöyle bir cumhuriyet, demokrasi, hukuk devleti, millet egemenliği, parlamenter sistem filan düşünün:
Hükümetin “Komutan atama, görevden alma” yetkisi var. Jandarma komutanları esasında İçişleri Bakanı’na bağlı! Uygun görürse Milli Savunma Bakanı komutan görevden alabilir!
Ama kimimize göre, bu yetkinin hiç kullanılmamış olması değil, kullanılması tuhaf!