Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Çocuktum, ufacıktım.

        Top oynadım, acıktım.

        Babamı kaybedeli az olmuştu. 6 yaşımdaydım.

        O aralar akrabalar bağrına basıyor olmalıydı ki, hep bir yerlerde “misafir” kalıyordum.

        Sultanahmet’te, Ayasofya’nın yanı başında “büyük teyzeler”in evi vardı.

        Kore’den sağ dönmüş Tabip Albay dayım da, boşanmış, oradaydı.

        Bir büfenin üstünde başka bir üniformalı, bir çerçeve içindeki fotoğraftı.

        Sormaya korkardım adeta.

        Fotoğraf orada durur, gözlerinizin içine bakar; ama sanki bir sır, daha ötesi, adeta suç ortaklığı gibi, kimse ondan bahsetmezdi.

        Sorarsam “ne oldu ona” diye, inciteceğimden, kıracağımdan, o sessizliğe ihanet edeceğimden endişe duyardım.

        Sorsam, sanki o sessiz büyü bozulacak, herkes paramparça olacak, ev ıssız kalacaktı.

        Fotoğrafta havacı bir subay vardı.

        Hiç görmediğim Enişte.

        Bir çerçeve içinde hep yakınımızda, ama çok çok uzaktaki Şehit Enişte.

        Huriye Teyze, öyle demişlerdi, pilot subay eşini henüz ortak yollarının başında, düşen bir uçakta kaybetmişti.

        En yakın dostu, adeta kardeşi, kader ortağı; o evin demirbaşı, Emel Teyze’nin pilot eşi gibi o da düşüp göğe uçmuştu.

        ***

        Cengiz Topel 1964’te Kıbrıs’ta düşürüldüğünde, az daha büyük, yine çocuktum.

        Yüzbaşı Topel, sadece düşmemiş, esir düşmüş, dendiğine göre, işkenceyle öldürülmüştü.

        Topel sanki, çerçeve dışında bir türlü ete, kemiğe, cana büründüremediğim o kayıp Enişte’ydi artık.

        O kadar çok gazete haberi okumuştum, o kadar çok soru sormuştum ki Topel hakkında. Zaten manşetlerin, sohbetlerin tek konusuydu. Aklımdan hiç çıkmıyor, Enişte ile onun yüzü hep birbirine karışıyordu.

        ***

        Önceki gece kara pilot 5 subayın helikopterle düşüp ölmesiyle Enişte bir kez daha gözlerimin önüne geldi.

        Şöyle ki…

        Artık, “Nasıl oluyor da bu kadar çok düşüyor” sorusunu sorabilecek yaştaydım:

        Nasıl oluyor da…

        Sikorkskyler, Kobralar, envai helikopterler; bu kadar çok düşüyor?

        Bu sorunun cevabının aranmadığı, bir makineye hükmettiğini düşünen insanların, o makine tarafından hükümsüz, ömürsüz, hayatsız kılınmasının sebeplerinin didiklenmediği bir ülke burası.

        Mart 2006’da Erzincan’da Albay Bora, Yarbay Coşkunalp, Yüzbaşı Erten, Teğmen Özsoy, Astsubay Ayan…

        Nisan 2006’da Kocaeli’de Yüzbaşı Türk, Teğmenler Karanlık, Kaban, Çiçek…

        Mart 2009’da Malatya’da Üsteğmenler Koçyiğit, Şimşek…

        Haziran 2010’da Tokat’ta Yarbay Tabak, Astsubay Tuna, Üsteğmen Saraç, …

        Tabii ki “trafik kazaları” kadar değil!

        Ama gelin bunu, zaten az sayıdaki askeri helikopterlere eşlerini koşturan kadınlara, babalarını yolcu eden çocuklara, evlatlarını emanet eden analara anlatın!

        Esas şunu anlatın:

        Nasıl oluyor da…

        Böyle düşüyor helikopterler!

        Çünkü, gencecik erler ile onların başında, onların yaşında “lider konumundaki personel” astsubay ve uzman çavuşları derme çatma karakollarda baskına, Heron hayaletlerine teslim eden bir hesap vermezlik geleneği…

        Çünkü Lockheed, F-16, Casa veya İsrail’e tank ihalesi hediyesindeki siyasi, askeri, müteşebbis “komisyon” heyetleri…

        Bu helikopterlerin pattadanak düşüşünü de “kader” sayıyordur belki!

        Jandarma Genel Komutanı Bitlis’in aynı Kara Havacılık Okulu’ndan kalkan uçağının düşmesinin de o gün “mukadder” olması gibi!

        ***

        Onca zaman geçti.

        Şehit Enişte’nin fotoğrafı, şimdi bir başka semtte, onca kayıpla artık çok tenhalaşmış “teyze evi”nde yaşamaya devam ediyor.

        Enişte, artık benden daha genç…

        Huriye Teyze, Enişte’den sonra hiç evlenmeden, artık 90’ında! Belki Enişte’yi de öyle sessiz bir saygı ve sevgiyle sakladığı çerçevesi içinde alıp götürecek!

        O yüzden…

        Bir askeri uçak ya da helikopter düştüğünde…

        Onca haneye ateş düşerken…

        Bir evde de bir teyzemin yorgun gözlerinden mutlaka yaşlar düşüyordur.

        Onca yıl sonra bile!

        Eski bir çerçevede, genç bir havacı, orada hala yaşıyor diye.

        Diğer Yazılar