Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Gecenin bu saatinde beni size yazmayı iten, beynimi esir alan düşünce.

        Balkonda sigara içerken yine konuşuyordum kendimle. Siz geldiniz aklıma. Yakın ya da uzak olduğum bir sürü insan varken, tanımayan birine yazmak istedim; istedim ki sadece sesim duyulsun. Yakmasın, yıkmasın; ama duyulsun.

        Bu sabah daha bir mutsuz uyandım. Ne okula gittim, ne gazete okudum, ne kitap.

        Diplomalı Fransızca öğretmeniyim; ama atamam yok. 27 yaşında, başı sonu belirsiz ikinci bir öğrencilikle, ataması belki mümkün olan İngilizce öğretmenliğinde, evimden uzakta yeniden öğrenciyim.

        Benim gibi ya da benden daha kötü koşullarda olanlar var: İnanın şu an onları düşünüp halime şükredecek durumda değilim.

        Adaletten uzak, her geçen gün daha da çarpıtılmaya meyilli bir sistemde çürürken başkalarının hayatına bakıp böbürlenmek hiç mümkün değil.

        Öğretmen olmak bu kadar zor mu? İstediğim sadece her an kapının kovulma derdi olmadan bir hayat sürmek.

        5 çocuktan okuyan tek benim. Annem gözümün içine bakıyor eve her gittiğimde, düzenli bir hayatım olsun, diye.

        Hayat bu kadar adaletsiz mi olmalıydı? Lise, ön lisans mezunları şu an memurken ben eğitim gördüğüm bir alanda neden işimi yapamıyorum?

        Geçen gün kitapçı dolaştım, bir kitap inceledim. Fiyatı 40 lira, indirimli 36 lira. Raftaki yerine bıraktım.

        Yazdıklarım hep maddi sıkıntı gibi görünüyor. Tabii bu döngünün bir unsuru bu ama zamanla günler de geçmiyor, ruh kendini sadece bedene bırakıyor. Dizilerle, evlilik programlarıyla günün geceye, gecenin de yeniden sabaha kavuşması araç haline geliyor.

        Ne bu devlete, ne de kendi milletime güvenim var artık.

        Unvanı Prof. olan hoca dekolteyle tecavüzü eş tutarken, kime neden ve niçin güveneyim ki?

        Daha düzgün yazmak isterdim; ama beynim ve sinirlerim yorgun şu an.

        Anlatmak, inanmak, dinlemek, öğrenmek istediğim o kadar çok şey var ki; hepsini aynı anda dile getirmem mümkün değil.

        Hem özür dilerim, hem de teşekkür ederim.

        Özür diliyorum; çünkü zamansız, belki yersiz bir yazı bu.

        Teşekkür ederim; çünkü şu an size yazarak düşüncenin sese dönüşebileceğinden umudum var.

        Özlem”

        ***

        Organizasyon” şöyle çalışıyor.

        Küçükken hepimize öğretmenliğin ne şerefli, ne önemli olduğu anlatılıyor. İlk mektepte 10 milyon çocuğa, belki her gün!

        Çocukların bazısı büyüyüp öğretmen olmak istiyor; bazısı elekli sistemde o yolu tutuyor.

        Herkes ülkede binlerce (200 binden fazla) öğretmen açığı olduğunu öğreniyor.

        Fakat, KPSS ile yine eleklerde sallananlar bir türlü öğretmen yapılmıyor. 200 binden fazla öğretmen de işsizliğe gömülüyor.

        Bir kısmı, 600 TL maaşla boğaz tokluğuna, ayda 12 gün sigortalı, yazın işsiz olmak üzere köleleştiriliyor; özel okul ve dershane piyasasına ucuz eleman diye adeta “amele pazarı”na atılıyor.

        İntihar edeni var; yazın aynı okulda hamallık yaparken kalbi duranı da.

        Protesto” edip “düşünceyi sese dönüştürmek” istiyor, Abdi İpekçi Parkı’nda toplanıyorlar.

        Öyle ya, Abdi İpekçi ifade özgürlüğü simgesi. Ama unutuyorlar: İpekçi ölü! Bu devlet ve millet, İpekçi’yi, düşünceyi, özgürlüğü pek koruyamadı; sık sık öldürdü; unutuyorlar.

        Öğrenciye kavuşamayan öğretmenlerin 51’ine, “Gösteri ve yürüyüş şeyini ihlal”den plastik kelepçe takıp 3 yıl hapis ile ömür boyu kamudan men isteyen kanun ve savcıları var demokrasimin.

        ***

        Neyse ki bir hakim var: “Bu özgürlüktür; beraatlerine” diyor.

        Mahkemede düşünceye özgürlük veriliyor…

        Piyasada, bedene ve ruha ise işsizlik ile kölelik kalıyor!

        O sıra, bir ilkokulda, çocuklara, öğretmenliğin ne şerefli…

        Bir sınıfta, “Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum… Öğrencilerimi getirin buraya… Son bir ders vereceğim onlara… Son şarkımı söyleyeceğim… Getirin, getirin… ve sonra öleceğim!” diye okunuyor Ceyhun Atıf Kansu’dan…

        Not: Müsaadenizle, bir, iki gün ara!

        Diğer Yazılar