Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Unutmadan başta söyleyeyim.

        Ergenekon’dan tutuklanan, “kitabından değil” denip kitabı imha edilen, tutuklanışını eleştiren bir yazarın Zaman’dan kovulmasına neden olan, kendi özgürlüğü tutuklu kalırken başkalarının da özgürlükten ne anladığının ortaya çıkmasına vesile olan, gazetecilikle muhbirliği karıştıranların andıç tadında sızdırma notlarla yazdığı yazılarla çoktan mahkum edilen Ahmet Şık ile…

        Ahmet Şık’ın kitap kopyası Radikal gazetesine “polis ziyareti”nde aranan, kitabın bilgisayarındaki kopyası artık Emniyet’te de değil, bizatihi gazetede, genel yayın yönetmeni odasında imha edilebilen, medya yönetiminin polisteki dosyasına vurduğu “sakıncalıdır” damgası eşliğinde Ahmet’in kovulmasından epey sonra “fazla solcu” diye kendisinin de kovulmasına ramak kalan, memlekette düzgün bir insan ve gazeteci olmak için çabalamış olan Ertuğrul Mavioğlu’nun…

        Ahmet’i Ergenekon üyesi diye tutuklatan savcıların “bilmiyorduk” diyebildiği, iki ciltlik “Ergenekon nedir, ne değildir” manalı kitaptan yargılandıkları dava var.

        Dava var ise, kitabın bomba olmadığına dair vicdani ve hukuki savunmanın da sözü vardır!

        Başvurmak, baş almak

        Başbakan’ın politikası şöyle:

        Her başvuran aday olacak diye bir şey yok!

        Fakat, iktidarda, üstelik kendini başarılı bulan, eh milletin önemli bir kısmının da muhtemelen yeniden oy vereceği bir Meclis grubunun ciddi çoğunluğunun başı neden alınır o zaman?

        Hem şampiyonsun, hem takımın çoğu dağıtılıyor…

        Daha önce seçtiklerini, tek tek ayıklayıp milletvekili yaptıklarını yeniden ayıklıyorsun…

        Fakat Allah için…

        Muhtemelen onlar da başla gelip başla gittiklerinin farkında; başı gidenlerin pek gık çıkmıyor.

        Başvuran razı, başı alınan da!

        Demokratik bir parti de böyle olur zaten.

        Balçiçek Pamir’in yazdığı üzre, başka yerlerden raporla cezaevine gitmeyen Haberal’ı cezaevine gönderen doktorun eşinin aday yapılması da kadar “mokratik” bir durum!

        Başvuran bütün parmaklar için “başparmak”ın karar verdiği çok parmaklı demokrasi!

        Başvurmak, kafayı yemek!

        CHP’de parti içi demokrasi bu açıdan daha hareketli.

        Çünkü parti başkanı “Herkes başvursun” diyor. Kim olursan ol.

        Sonra ayıklıyor: Mesela “partiyi sağa çekmek”le suçlanan kadim partililer kesik yiyor, fakat “esas sağdan gelen” yeniler başın üstünde yer buluyor.

        Bu arada, başvurmalar sonunda azıcık kafa yendiği de anlaşılıyor.

        İktidar medyası, AKP’de olan her şeyi normal ve demokratik bularak CHP’dekileri yeterince duyuruyor zaten ama, duyulmayacak gibi de değil.

        Nedense, Ecevit’in, büyük medya, partideki Truva atları ve Çankaya tarafından başbakanlıktan götürülmek istendiği günlerdeki doktoru Haberal hakkında bazı ciddi “solcu ölümlerine dair” ithamlar yerli yerinde.

        Hani İstanbul Üniversitesi, Ankara’da TİP’liler gibi katliamların olduğu, Kontrgerilla peşindeki Savcı Doğan Öz’ün öldürtüldüğü 1978’in kanlı olaylarından biri de, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Dr. Necdet Bulut’un, oğlu ve eşiyle vurulmasıydı.

        Eşi Neşe, Necdet Bulut’un vurulmasından sonra Trabzon’a gönderilen, askeri uçakla Ankara’ya götürülürken refakat eden, 10 gün kadar sonra ölmesine nezaret eden doktorlar için “(hastaya süt içirerek) müdahale geciktirilmesinde kasıt olduğuna dair inancının güçlendiğini” söylemişti.

        Benzer bir “ihmal” iddiası da, yine vurulan ve 1976’da ölen ODTÜ öğrencisi Semih Erbek’in tedavisiyle ilgili.

        Tabii ki bunlar sadece iddia!

        Demirel’e, çok yakını Haberal’ın Ecevit’in seçim bölgesinden adaylığı sorulunca, “Biraz başka şeylerle uğraşın” demiş ya, hakikaten öyle:

        Çünkü CHP adayları arasında sadece Haberal değil, Demirel’in epeyce arkadaşı var.

        Aday yapılmayınca konuşarak biraz geç kaldı ama, Berhan Şimşek diyor ya, “Deniz Gezmiş’in idamına parmak kaldıranlar aday yapıldı” diye…

        Tabii onlardan AKP ve MHP’de de vardır ama…

        Bu ülkede, başta 12 Eylül, gırtlaklara geçirilmiş “parmak izleri” her yerde!

        Asker ve sivil, şimdi birbiriyle çatışan nicelerinin tarihi uzlaşması oydu çünkü.

        Bir türlü bitmedi her köşeye sirayeti!

        Diğer Yazılar