Her yüreğin bir şafağı…
Bilmiyorum ki, bu yazı biraz özel mi olur?
Yoksa, nasıl özel mi olabilir!
Bir annenin, bir babanın özel duyguları, onca evladın, onca ana babanın varlığı önünde nasıl sadece ona özel kalabilir?
***
Baktım, Kılıçdaroğlu, Şafak’ın elini havaya kaldırmış. Az kalsın protezli olanı çekecekmiş ama sonra sağ kolu kavramış.
O yanlışa bile sıcak sıcak gülümsemiş Şafak.
Şafak, Kemal Bey’in adayı. Gazeteci Ayşe Önal’ın kızı.
15 yıl önce, henüz dört ve bir yaşında iki kızı olan; “Ayşe’nin kızı” Şafak’ın başına gelenle kahrolan onca dosttan, onca ana babadan birinin, hayata dair en sıcak umutlarından Şafak.
Şafak çocuklarımız adına bin tür korku, üzüntü, acı…
Şafak çocuklarımız için, hep var olan bir umudun adı.
Şafak, kaza, bela, ölüm korkusu…
Şafak, direnme onuru, hayat sevinci.
Bedenimize ne olursa olsun, hayata tutunabildiğimizde, sadece yaşamakla kalmayıp hayat da verebileceğimizin, hayatı çoğalabileceğimizin ve görünürdeki eksik vücuda rağmen ruh ruh, vicdan vicdan çoğalabileceğimizin şafağı.
Şafak’ı bilmeden de hayatı sevebilirsiniz…
Şafak’ı bilirseniz hayatı daha çok seversiniz.
Seveceğiniz hayatın sadece kendi hayatınız olmadığını, sevdiğiniz bin bir hayat ve hikayeleriyle, hayatınızın da daha çok sevilesi olabildiğini hissedersiniz.
***
Şimdi aynı onun gibi, başka bir ülke istasyonlarında, peron kıyılarında koştururken, aklıma hep Şafak’ın başına geleni getirerek, bazen tüm merak ve endişelerimi gizlice peşi sıra dolandırdığım kızımın yaşlarında, Şafak işte öyle bir yerde, (annesinin deyişiyle) bedeninin yarısını vermişti.
Sonra, direnen yüreği, insanlığımızı çoğaltan gülümsemesi, duygusallık ve merhametten ziyade, kendi zayıflıklarımızdan utandıran gücüyle her şeyden önce bir ruh olmuş, ruhumuza ruh katmıştı.
Kaza sonrası, bir gün evine döndüğünde, o güne kadar bilmediğim (aramızdaki) küçük sırrı, gönlünde sakladığı kendi yazılarımı bile başka türlü keşfettim.
Bu hayat sevincinin, insanlık gücünün; annesi, kendisi ve en yakınlarının o büyük eserinin küçük bir köşesine bir kelime koyabilmişsem diye…
***
Şafak Pavey, çoğumuzun tam beden ama biraz eksik yürek yahut yarım akılla pek düşünemediği, hiç yeltenemediği, nedense umursamayabildiği bir şeyler yaptı.
Dünyanın her köşesinde, kaderleri eksik, hayatları engelli, ruhları yaralı çocuklara kalbini, aklını, emeğini sundu.
Cenevre’de bir istasyonda, 1996’da, yine bir mayıs günü trenin kopardığı onca beden parçası yerine kocaman yüreği el oldu, kol oldu, koşturan bacak oldu.
O yüzden…
Kemal Bey, önce protez kola yeltenip sonra sağ elini havaya kaldırdığında…
Kılıçdaroğlu Şafak’ın elini kaldırmış gibi görmedim…
Daha ziyade…
Şafak, ona da hiç olmazsa o an el ve güç vermiş gibi gördüm.
Bakın…
Oyunuz başka başka yerlere gidecektir…
Ama hayat, insan, çocuklar, umut adına; sevginizden, gönlünüzden bir parça, mutlaka “Şafağa yolculuk”a kaçıverir.
Çünkü kalbimiz; direnen, başka çocuklara umut veren çocukları sevmeden duramaz…
Siyaset ne derse, siz ne derseniz deyin!
***
Şafak, 19’unda, parçalanmış bacağını doktora göstererek “Kurtarabilir misin” diye sorup “Üzgünüm, hayır” cevabını aldığında, “Öyleyse kalanları kurtarın, annem çok üzülür” diyerek…
Sağ koluyla sol kolunu ararken, her eksiğinde annesinin çokluğunu bularak…
17’sinde evlendiği adamın onu o hastanede terk etmesine dayanarak…
Dans babetlerini belki bir köşeye asarak…
Onur öğrencisi olarak diploma alıp azınlıkların çoğunluk acılarına koşarak…
Hayatta kalan ne varsa onlara uzanarak…
Kalan hayatın dünyanın dört köşesindeki yaralı çocuklarına sarılarak…
Yüreğimize hoş geldi!
***
Kim olursak, neci olursak olalım; her yüreğin bir şafağı vardır!
Varsa, hemen yanınızdaki evladınıza göz ucuyla bakarak bile bunu hissedersiniz.