Vatan dediğin…
Nasıl bir kirlilik bu!
Kafayı yemiş devlet, millet, siyaset tartışması böyle oluyor demek.
Alışmış olmalıyız; unutuyoruz.
İğrenç kasetçilik sonunda geldiğimiz nokta dört eş tartışması.
Herkes ne doluymuş bu konuda!
Herkes ne boşmuş!
“Açılım” diyen başbakan, öteki partinin mitinglerinde “PKK’lı” avlıyor!
“Demokrasi, barış, kardeşlik” diyen yandaşım bir propagandacı aculluğuyla üstüne atlıyor!
Hani ölen her bir genç için yanıyordunuz; hani siyaset istiyordunuz, hani meydan diyordunuz!
Kendi iç dünyasını iş dünyasına, medya ve derinlik manipülasyonlarına açmış ana muhalefet; tüm yöneticileri kendilerine kazılan kuyuya düşmüş üçüncü parti!
***
Ve kendi felaketinin pek farkında olmayan millet!
Sözde vatanını çok severken, sözde bölünme mölünmeye öfkelenirken, altındaki vatan toprağı yağmalarda kayan vatandaş!
Suyuna, derene, toprağına, tabiatına sahip çıkanın bari, azıcık farkında mısın!
Nasıl dersen de…
Allah’ın, toprağın, köyün, köylünün, yerlinin, tabiatın, ormanların, tarımın, hayvanların suyu, kanı; bedeni ve ruhu, kökü ve kökeni köşe bucak HES diye özelleştirilirken, elektrikleştirilirken, halk daha beter göçlere sürüklenirken birileri hayır diyor.
Anadolu’nun dört köşesinden, ama küçük ama büyük dereler aktı; yürüyüp birleşip Ankara’ya vardılar.
Sanki Timur’un filleridir Anadolu halkı!
Sanki işgal ordusudur.
Ankara kapandı. Bir yol kenarına sıkıştırdı onları.
Polis Ankara’yı ve HES’leri cansiperane koruyor.
Sanki polis özelleşmiştir, sanki maaşı şirketlerdendir!
Halka ait olanı halka karşı korumak…
Aha cumhuriyet ve demokrasi denen bu!
Herkese ait olanı özelleştirmek ve herkese ait olduğu sanılan hukuk, devlet ve güvenlik güçleriyle, sanki özel güvenlik şirketiymiş gibi halka karşı duvar çekmek.
Suyunu çaldıklarından Ankara’yı da çalmak.
Köyünü kuruttuklarına başkentini de yasaklamak!
Memleketini işgal ettiklerine bir de işgal ordusu muamelesi yapıp surları suratlarına çarpmak!
***
Yüreğiniz çalınıyor…
Ama umursamıyorsunuz!
Yöreniz çalınıyor…
Dert etmiyorsunuz!
Arınız, balınız, dalınız çalınıyor…
Ruhunuz kıpırdamıyor!
Derelerinizi, damarlarınızı korumak için hayatını adayan kardeşleriniz var…
Duymuyorsunuz bile!
Sözde Anadolu’nun dört köşesinin yoksul ailelerinden gelme çocuklardan müteşekkil polis ordusu kendi toprağına sahip çıkanları da düşman bellemiş; seyyar tuvalet sevkine dahi izin vermiyor.
İşgal edilmek istenen dereler için özgürlüğe akanlar, bir ses, bir nefes, bir destek bekliyor.
Onlar “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” dedikçe…
“Verceniz” diyen bir piyasa ve devlet histerisi dişlerini gıcırdatıyor!
Sorsan herkes yurdunu, vatanını, toprağını canından çok seviyor…
Ama bir elinde cımbız, bir elinde ayna!
İçin kurutuluyor…
Umurunda mı dünya!
***
Halka ait olana el koymak için…
İtiraz etmesin diye, halkın köleliği şarttır!
Ya şiddet ve zorla olur…
Ya da derin uyku ve suç ortaklığıyla!
***
Tamam, HES istemek, HES savunmak da özgürlük! Lakin, bu istek ve icraat Ankara zirvelerine kolayca ulaşabilirken, itirazı olanların Ankara kapısında zincirlenmesi nasıl bir demokrasi!
NOT: Çoluk çocuk toplaşılan bir otobüs durağına bile bomba koyduranlarda, insanlığa, hakka, halka dair zerrecik yoktur!