Üç puanlı sistemde her şey olabilir!
Ah bu aidiyetlerimiz!
Kafamız tam net iken karıştırıyor, altüst ediyorlar.
İnandıklarımızı ortadan inanmadıklarımız kesiyor…
Bir sevdamız bir nefretle birleşiyor…
Emin olduğumuz bir hususu kuşkular kemiriyor.
Hem etnik köken, hem inanç, hem siyasi eğilim filan derken…
Cart, “kulüp sevgisi, takım sadakati” ve “rakipten nefret” denen biri de hepsini yarıp geçiyor.
***
Kaba hesapla…
Memleketin yarısı “Ergenekon, Balyoz” gibi davalara yüzde yüz inanmış, savcılarına sonsuz güvenmişti…
Yarısı kadarı da, tam tersi, davalara inanmamış, savcılara güvenmemişti!
Fakat bu “şike depremi”; fuleli adımlarla, slalom çalımlarla, köşe gönderinden dalıp dokuz kusurlu hareketin ceza sahasında yeni bir yarık açtı.
Üstelik hemen hemen aynı savcılarla!
Şimdi kabaca durum şöyle:
1. Ergenekon, Balyoz gibi davalara inancı tam olan Fenerbahçeliler şike soruşturmasına karşı kuşkulu;
2. Ergenekon, Balyoz gibi davalarda kuşkusu büyük olan Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonsporlular şike soruşturmasında coşkulu.
***
Konu Ergenekon, Balyoz nevi davalar olunca taraftarlar bölünüyor…
Konu şike soruşturması olduğunda bu kez iki yakadan taraftarlar kendi tribünlerine toplanınca Ergenekon, Balyoz cepheleşmeleri yarılıyor.
Biz kolayca stat ve tribün değiştiriyoruz, değişiyoruz…
Fakat sorun şu:
Savcılar aynı!
***
Tabii aynı yarılmaları mutlaka Fenerbahçeli AKP’liler (ve oy verenler) ile Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonsporlu, belki diğer kulüplerden AKP’liler (ve oy verenler) de yaşıyordur…
Oy vermeyenler de.
Kimimiz tam “yaşa hakem” derken, birden “ne hakem”e zıplıyor…
Kimimiz de “ne hakem”den “helal sana”ya koşuyoruz.
***
Bizi bu karışıklıktan kurtaracak formül ya da gelişme şu olabilir:
Şike meselesi de Ergenekon’a ve oradan Susurluk’a bağlanırsa…
Belki, hem kulübe, hem inançlarımıza göre saflarımız netleşebilir!
***
Tahminimce, bu tür meselelerde kafası ve tavrı en net, en dinamik, en cevval taraftar gruplarından Çarşı bile bu bakımdan biraz karışıktır.
Çünkü, bazen neden yana olduğumuzu, neye taraftar veya neyin taraftarı olduğumuzu bildiğimizi sansak bile; neye “karşı” olduğumuz karışabilir. Ya da tam tersi.
Çünkü bir bakmışız; yandaş olduğumuz bir şeyin tam yanında karşı çıktığımız biri veya bir vaziyet pişmiş…
Karşı çıktığımız ise, tam yanımıza düşmüş!
***
Belki de o yüzden, Hacı Bayram-ı Veli demiş ki:
Bilmek istersen seni
Cân içinde ara cânı
Geç cânından bul ânı
Sen seni bil, sen seni
Görünen sıfatındur
O’nu gören zatındur
Gayri ne hacetindür
Sen seni bil, sen seni
Bayram özünü bildi
Bileni anda buldu
Bulan ol kendü oldu
Sen seni bil sen seni
Tabii dilerseniz, Sezen Aksu’dan da dinleyebilirsiniz:
Yerimiz mi dar yoksa yenimiz mi dar
Ne var?..
Sen kimsin, kim bunlar
En büyük kim?
Sen seni bil, sen seni
Sen sıkı tut çeneni
Eline diline hakim ol
Sonra öcüler yer seni
Neticede, halkımız kısa yoldan üç puan almak isteyene yine kısa yoldan şu şaplağı indirebilen bir geleneğe de sahiptir:
Sen seni bil, sen seni
Sen seni bilmez isen
Patlatırlar enseni!
***
Mevzua dönüp kapatırsak…
Hem AKP’li, hem Ergenekon davasına inanan bir FB’li olmak da bir dert…
GS’li, BJK’lı, Trabzonlu bir Ergenekon davası ve AKP karşıtı olmak da!
Üç puanlı sistemde nasıl.bileceğim ben beni?
Nasıl emin olacağım, hangisi hak, hangisi hakikat, hangisi hukuk!..
Hangisi gol, hangisi ofsayt!