Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Cumartesi akşam, epey direksiyon salladıktan sonra Bandırma-Yenikapı feribotunda yerimi buldum.

        Feribot tam bir Aşk Gemisi’ydi.

        Bir farkla: Bütün aşklar çoktan meyvelerini vermişti.

        ***

        Başbakan her aileye üç çocuk diyor ya; herhalde hiç kesin dönüş feribotuna binmemiş. Her koltuğa üç çocuk düşüyordu.

        Çocuklar hakikaten geleceğimiz” dedim.

        En azından, önümüzdeki 2-2.5 saatlik geleceğimiz sadece onlara aitti.

        ***

        Böyle hareketli çocuklardan dünyanın en iyi sporcuları çıkmalıydı.

        100 metrede rekora koşan, zıplayan, tırmanan, merdivenleri iki saat boyu çıkıp inen ve tekrar inip çıkan, güreşen, ağırlık kaldıran, uzun veya engelli atlayan, iki saatte harbi bir maraton tamamlayan, cirit de gülle de fırlatanlardan.

        Demek tesis sorunu oluyordu sonradan; yeterli feribotumuz yoktu!

        Ya da iyi oyuncu, sanatçı çıkmalıydı bir dolu.

        Çoğu eğlendiriyor, rolden role giriyor, eline ne geçerse bir şey yaratıyordu.

        Hiç değilse binlerce eylemci çıkmalıydı bu enerji, direniş, isyan, itiraz ve hareketlilikten.

        Demek, sonra ne oluyorsa oluyor, çocuklar büyürken sinmeyi, susmayı, biat ve itaati daha derinden, damardan öğreniyordu.

        ***

        Ebeveynlerin çocukları birbirine karıştırmaması, inerken başka birini alıp gitmemesi mucizeydi; belki de feribota binerken, hatta yazlıkta, tatilde veya yolda dinlenme tesislerinde karıştırmışlar, kendilerininkini bulmaya çalışıyorlardı.

        Küçük çocukların peşinde koşturan genç babaların uzatmaları oynayan son enerjisine hayran kaldım.

        Sanki, taş bile taşısalar, işe dönecekleri günü iple çekiyorlardı.

        Neredeyse tek tip kıyafet giymişlerdi:

        Tatil bezgini tişörtler, yol yorgunu diz altı kısa pantolonlar, şu yaz bitse de bir dolap köşesinde kış uykusuna yatsak diyen; terden, tuzdan, güneşten çoktan tekaüt olmuş terlik ve sandaletler.

        Anneler durgundu. Onları neyin beklediğini ve beklemediğini kısa sürede öğrenmişlerdi. Birinin elbisesinde büyük harflerle, “Smile, you are amazing” yazması.boşuna değildi.

        Belki de o uyurken, gece yazıya çıkan çocuğu döşeyivermişti “Harikasın, gülümse” diye o yazıyı.

        Ya da hepimizi teselli için kendisi yazmıştı.

        ***

        Uyuyan büyükler oldu, ama mavi Marmara’da su uyudu, çocuklar uyumadı. Bebekler bile dalmadı; ana babalarını adeta kucaklarına alıp iki saat dolaştırdılar.

        7-8 yıl önce kendi de feribotta minik olan bir genç kız dedi ki; “Telefonlarınızı kapatın diye anons ediyorlar ya; çocuklarınızı da kapatın deseler keşke!”

        Denizci ve yayıncı kuruluş İDO kardeş de, Marmara’da çeken tek kanal herhal 24 olmalı, tek kale özel yayın yaptı.

        Canlı yayında “Çocuk suçları… Ceza ve ıslah evlerindeki çocuklar!” konuşuldu bir saatten fazla.

        Aşk Gemisi’nin çocuk mürettebatını korkutmak için olmalı. Lakin onlar tınmadı. Tüm çocuklar çocuk olsa da, içerideki çocuklar başkaydı; dışarıdakiler başka.

        ***

        Görsel yayınla korku salmak dışında yazılı öcüler de mevcuttu.

        Gemi kitapçısında “Türk edebiyatı; Yeni çıkanlar; Çok satanlar” rafları ve yan yana gelmesi manidar, ama birliktelikleri çok zor iki kelimelik bölüm, “Hobi-Çocuk” vardı.

        Düşünebiliyor musunuz; bölümün kitapları, “Vampir Günlükleri”nin 365 adet versiyonu, ile “Karanlık Yerler”di.

        Çocuklar hala korkmazsa, alternatif “Wir lener Türkisch” isimli kitaptı ki, Türkçe öğreten bir Almancanın çok korkunç olabileceği fikri dahiyaneydi.

        ***

        Bana mı öyle geldi, bilmiyorum, çocukların dahi donakaldığı an, nihayet biten “Çocuk suçları”ndan sonra, “İlk haber”de Başbakan’ın Kılıçdaroğlu’na hitabıydı:

        Bu tertemiz alnıma senin lekeli dudaklarını sürdürtmem.”

        Çocuklar, maço siyasetçilerin neden böyle dudaklı muhabbete girdiğine şaşırsa da, işte o an hayatın ve siyasetin de bir Aşk Gemisi olduğunu anladılar!

        Alınların tertemiz, dudakların lekeli olabileceğini…

        Veya tam tersi.

        İçtenlik, şefkat, sevgi sanılan öpmelerin, öpüşmelerin bile kirlenebileceğini de anladılar belki.

        Hayatı tam o sıra anladılar ki, deniz bitti!

        Olsun; hepsine iyi yolculuklar dilerim.

        Aşk da çocuk da harikadır; gülümseyin.

        ***

        Diyarbakırlı kardeşim Ruşen’in eşi, akademisyen Şehnaz Tanrıkulu’ndan öğrendiğim bir sözle bitireyim bu ciddi aşk yazısını.

        Hisli yazarı, sık sık sınır ötesi kaçak mazot harekatına giden bir kamyoncu.

        Aşkını ve mazeretini şöyle ilan ediyor sevdiğine:

        Sana gelmediğim gün, mazota gittiğim gündür!

        ***

        Netekim, böyle gez, gör yaz da bir köşe yazısı türü!

        Yarın: 11-12 Eylül

        Diğer Yazılar