Eski köye 'Yeni'köy kasabı uymamıştı!
Acıkçası İtalya’nın ilk İspanya maçındaki futbolu oynayabileceğini sanmıştım.
Yani kucağını açacak, İspanya’yı orada oyalayacaktı.
Ama…
1. İtalya; İngiltere ve Almanya maçlarındaki anormal hücum, pozisyon ve gol kaçırma üstünlüğüne pek güvendi.
2. İspanya; ilk maçtakinden epey farklı oynadı.
3. Gol de, bu farklı oynayış sayesinde çabuk gelince, iş zaten 10 kişi kalmadan bitti.
***
Yine çok paslı oynadığı halde, İspanya nasıl farklı oynamıştı?
Nasıl bir futbol zekâsı, 8’li İtalyan kucağının içine düşmek yerine, açılmış kollarının arkasından dolanarak İtalya’yı kucaklamıştı?
Yine tipik santraforsuz oynadığı maçta, daha önce göbeğe koyduğu Fabregas’ı bu kez kucak dışına kaçıran; ama esas, iki bekten iki harbi açık yaratan bir maçlık radikal değişimi kim akıl etmişti?
Guardiola mı, Mourinho mu?
Zaten elde Barcelona ile Real Madrid var diye küçümseyenlere inat; “Messi ve Ronaldo’suz”, aynı oyuncularla üçüncü büyük kupayı, kendisiyle ikinciyi, maçtan maça zekâ oyunlarıyla da kim kaldırmıştı?
***
Biz o arkadaşı tanıyoruz!
Bizdeki adı “Yeniköy Kasabı”na çıkmıştı.
Tabii, çokbilmişliğimizle cehaletini…
Çok enternasyonalliğimizle onun yurtdışı tanımazlığını…
Çok ustalığımızla acemiliğini ispat için!
***
Onu getirip 17 maçta dünya tazminatla götürenler şimdi “Türk futbolu”nu yönetiyor!
Uzak görüşlü sanırsınız getirdiklerinde; bundan nasıl uzak olduklarını hemen kanıtlarlar anında götürdüklerinde!
O günlerde bizim spor medyasında Del Bosque için yazılanları bir okursanız…
İspanya’nın neden iki büyük kupadır ilk turda elendiğini de anlarsınız!
Bu son cümle tamamen yanlışsa; ne anlarsanız, onu anlarsınız!
Bu nevi adamların, Del Bosque ya da Guardiola’nın alt yapılardaki görevlerini küçümsemiş bir “üstyapı” kibrinin iliklerini tanırsınız.
***
Düşünebiliyor musunuz:
Tarihe geçen bu İspanya Milli Takımı’na dört yılda (hadi ilk gruplarla altı yılda) ardı ardına iki Avrupa, bir Dünya Şampiyonluğu kazandıran iki teknik adam da, Del Bosque de Aragones de Türkiye’ye geldi…
Büyük dediğimiz takımların başına geçtiler!
Dünyada böyle “şanslı” başka ülke yok!
Dünyada böyle müsrif başka ülke de yok!
Bunlara Barcelona, Real Madrid; kısacası İspanya futbolu yollarında iz bırakmış (şimdi Hollanda’nın başına gelen) Rijkaard veya Schuster gibi isimleri de ekleyin.
Başka kimi dilerseniz de ekleyin.
***
Elbet bazen aşı tutmaz, kan uymaz, denk gelmez.
Ama garip kulüp yapıları, tuhaf transferler, izansız otoritelerle kulüp yönetenlerin…
Başarıyı hep üç puan, şipşak şampiyonluktan ibaret sanan taraftarlığın…
Hakiki istisnalar hariç, futbol okumakta ve yazmakta zorlanan gazetecilik ile TV vaizliğinin hiç kabahati olmayacak…
Del Bosque Yeniköy Kasabı olacak!
İşte Yeniköy Kasabınız:
Real Madrid formasıyla defalarca şampiyon olmuş bir oyuncu…
Dünyada; Şampiyonlar Ligi, Avrupa Şampiyonluğu ve Dünya Kupası’nı kaldırmış tek teknik direktör!
***
İspanya futbolu keyfimiz ise…
Del Bosque de biraz utancımızdır.
Ayrıca hakkını yemeyeyim…
Sıfır şans verilen bir turnuvada, üç tecrübeli ile bir “deli” dışında, “sıradan” denen oyuncularla, hem de birkaç maç İspanya’dan bile daha iyi futbol oynayıp İngiltere ve Almanya’yı eleyerek finale gelen İtalya ile Prandelli de bir derstir.
Sadece “teknik adamlık” değil…
Kendisi 18, o 15 yaşındayken âşık olup sonra evlendiği Manuela’sı “göğüs kanseri”ne yakalanınca, teknik direktörlük hayali olan Roma’yı daha imzadan iki gün sonra bırakıp ölümüne kadar onun yanına çekilen bir “adamlık” dersi.
***
Biz futbolun sadece iyi teknik direktörlük, iyi futbolculuk, iyi maç, iyi sonuç, büyük başarı cilalarını değil…
İyi insanlık renklerini de severiz!
Sevebiliriz yani.
Sevebilirdik ama kalbimiz, aklımız karışık:
Federasyona göre tertemiz futbolumuz… Mahkemeye göre kirli çıktı!
Bir yanımız ak, bir yanımız kara.
Bir yanımız en büyük, bir yanımız kurumuş, çürümüş, büzüşmüş!